Stockholm syndrome
17/07/2014
Arslan Menguç
Onlar soruyor, ben de sorguluyorum.
Son zamanlarda değişik kesimden insanlar sorular veya mesajlar alıyorum. İşte onlardan birkaçı:
Y.U: İsterlerse gelsinler, biz orada olacağız.
Oradayız ve daima orada olacağız.
Aşağıdaki mesajlar facebook’uma geldiği için onlardan izin almadığım için sadece rumuzlarını kullanıyorum.
Y.K. Biz orada olacağız.
M.K. 19 Temmuz günü görüşmek dileğiyle.
A.H. HER ZAMAN ORADA OLACAĞIZ
Bu örnekler bana yollanan mesajlardan sadece küçük bir kısımı.
Bir de beni sokakta çevirenler var.
Anlat bakalım, duyduklarım doğru mu?
Geçen yıl Kutlay Erk, bu yıl da Özdil Nami… Bu adamlar 20 Temmuz’a neden karşı?
Biri şehit çocuğu, diğeri şehit amcasının adını taşıyor.
Gel de çık işin içinden.
***
Şehidi olmanın, yakınlarını kaybetmenin şüphesiz insanlarda yarattığı derin izler var. Çakıcı’nın uzmanlık dalına girmek istemem; ama bunun nedeni Amerikan filmlerinde sık sık duyduğum “Stockholm syndrome” olabilir mi? Yani kurbanların kendilerine kötülük edenlere duyduğu sempati. Adını bundan 41 yıl önce Stockholm’deki bir banka soygunu sırasında yaşanan ruh halinden adı.
Bakın vikipedi, özgür ansiklopedide arama motoru şöyle yazıyor:
“Rehinelerin kendilerini rehin alan kişiyle olası diyalog sürecinde oluşan, duygusal anlamda sempati ve empati oluşmasını olarak özetlenebilecek psikolojik durumu anlatan literatür terimidir..”
Olası bir kurtarma operasyonu yapılamasın diye, rehinelerin herbiri, günlerce boynunda telefon kablolarından yapılma bir kementle bankanın mahzeninde yaşamak zorunda kalmıştı. Eğer polis içerdekileri bir gaz bombasıyla uyutmaya kalkacak olsa, polis rehineleri öldürmüş olacaktı.
İşte o andan itibaren bütün rehineler banka soyguncularının başarısı için çalıştı.
***
“Eğer Erenköy’e çıkılmasa, amcam ölmeyecekti.”
“Eğer 20 Temmuz olmasa, babam şehit olmayacaktı.”
Şüphesiz 20 Temmuz’a karşı gösterilen tepkiler daha değişik olabilir.
Kötü bir iskan politikası, insanlarımızı mal-mülk meselesinden birbirine düşürmesi de gündeme gelebilir.
Ama asıl konumuz bu değil.
20 Temmuz neden kutlanmalı?
En azından kendi topraklarımızda başı dik yaşayabildiğimiz için.
En basitinden içimizde öldürülme korkusu, acaba akşam ev dönebilecek miyim endişesi olmadığı için.
En hafif deyimiyle “Bak burda Şillo Türk” sözünü işitmediğimiz için.
20 Temmuzu neden kutlamalı?
Türkiye’nin kabuğundan sıyrılıp bir bölge gücü olmasına vesile olduğu için.
Uygulanan silah ambargoları sonucu Türkiye’nin helikopterinden, denizaltlarına, korvetlerden insansız hava araçlarına, tanklardan roketlere kadar kendi milli savunma sanayini kurmasına zorunlu kılındığı için.
20 Temmuzu neden kutlamalı?
Şu anda Afrika kıyılarından Afganistan’a kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada Türk Askeri karada ve denizlerde can ve mal kaybına karşı, yani insanlığın güven ve barış içinde yaşaması için, devriye geziyorsa, bunu herşeyden önce Kıbrıs Barış Harekatına borçluyuz.
Eğer Ege Denizi’nde Türkiye’yi savaşa zorlayacak bir çılgınlık girişiminde bulunulmadıysa, bunu 20 Temmuz ve sonuçlarına borçluyuz.
Özetle:
Hem Türkiye, hem Kıbrıs Türk halkı ve hem de dünya barışı 20 Temmuz’a çok borçlu. 19 Temmuz da o mutlu günün arifesi. Bekledik de gelmedik şarkısının hoparlörlerden son kez fışkırdığı gün.
Allah, bu Ramazan ayında, Kıbrıs Türk Halkını, o kahredici şarkıyı dinletmeye bir daha mahkum etmesin.
Efendim, kimse merak etmesin. “Bir gece ansızın gelebilirim” şarkısını binlerce yıl önce Latinler de söylemiş. O şarkının günümüze dek kalan tek mısrası şöyle:
Vendi, vidi, vici!..
Efendim, 19 Temmuz akşamı Şafak Nöbeti kutlamalarında görüşmek dileğiyle
Saygılarımı sunarım.














































































































































