Advertisement

Advertisement

Az bayram çok iş

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
03/08/2014


Arslan Menguç Arslan Menguç


Acaba hangi devirde yaşıyoruz? Soğuk savaş ortamında mı, yoksa demokrasinin ve karşılıklı saygının olmadığı bir toplumun mu üyesiyiz?

Acaba hangi devirde yaşıyoruz?

Silahlarımızı, tanklarımızı, toplarımızı dosta-düşmana göstermek için mi geçit resmi törenleri düzenliyoruz?

Rumlar silahlarımızdan korksun, bir maceraya girişmesin, diye mi silahlarımızla birbirlerimize hava basıyoruz? Ona ne gerek var. Akşamüstü, Atatürk Stadyomu’nun arkasında standlar kurulur meraklısı bakar, dost gözler sevgiyle haset gözler kahrolarak bakar olur biter.

Acaba hangi devirde yaşıyoruz?

Yoksa İnternet’in olmadığı, Google’ın bilinmediği bir devirde miyiz?

İnernet üzerinden benim eski evimin çatısındaki su depolarını sayabiliyorum.

İnternet üzerinden Erenköy şehitliğinin hemen yamacında, toprağı çizilmiş bayrağımızı izlemek de çok kolay.

Acaba hangi devirde yaşıyoruz?

Eskiden “asker mektubu” vardı. Komutan ailemize yazdığımız mektupları okur, içinde bilmeden düşmana bilgi verilip verilmediği denetler, zarfın üzerine de “Görüldü” damgası vururdu.

Şimdi cep telefonları çıktı. İsteyen istediği yerin görüntüsünü çekip, dilediği yere postalayabiyor.

İşte böylesine karmaşık ve yoğun insan ilişkilerinin yaşandığı günümüzde, düşmandan saklanacak çok az şeyimiz kaldı.

Onların da başında “Yürek” geliyor.
Silahlar üç aşağı-beş yukarı aynı.

Cephane de aynı. Türk’ün mermisi de Rum’un mermisi de Nato çerçevesinde gene Türkiye menşeyli.

Tabii, giysi, postal, çorap da aynı; palaska da, matra da…

Ama karşı karşıya gelen iki asker arasında önemli bir fark var. O da hangi tarafın savaşa daha hazır olduğu!

İki taraftan hangisinin morali daha yüksek olduğu.

Taraflardan hangisinde mangal gibi yürek bulunduğu!..

Mustafa Kemal Paşa’nın da işaret ettiği gibi, savaşı kazanmak için iki şey çok önemli. Cephane ve yürek.

Gerisini, yani silahı düşmandan sağlayabilirsiniz, der Gazi Paşa.

***

Günümüzde savaşı kazanabilmenin bir başka unsuru daha var. O da lojistik  destek.

Lojistik destek için, savaş sırasındandan çok, barış döneminde hazırlanması gerekir.

Kısaca çalışmak, hem de çok çalışmak, beraberinde ister istemez “BAYRAM TATİLLERİ”ni gündeme getiriyor.

Önceki gün 1 Ağustos Kıbrıs’ın Fethi’nin 443’üncü, Türk Mukavemet Teşkilatı’nın (TMT) 56’ıncı ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın 38’inci kuruluş yıldönümü kutlandı.

GKK Komutanı sayın Baki Kavun beni de çağırmıştı 1 Ağustos akşamı Polis Genel Müdürlüğü bahçesinde verilen resepsiyona. Çok güzel geçti. Buraya kadar çok güzel. İnsanlar normal mesaisini yapar sonra da resepsiyona katılır, diyeceğim; ama 1 Ağustos resmi bayram tatiliydi.

Bir ülkede nüfusun çok küçük bir kısmı bayram nedeniyle işe gitmeyecek, ense yapacak; diğerleri çalışmaya devam edecek.

***

Eğer bir milletisek: İyi ve kötü günde de beraber olmamız gerekmez mi?

Devletin memurları o gün münasebetiyle konferanslara, çalıştaylara, seminerlere katılsa yüreğim cız etmeyecek.

Ama ülke nüfusunun bir kısmı “Ulusal gün” adı altında çalışmaz, tatil yapar, denize girerken çoğunluğun çalışmak, alın teriyle ekmek kazanmak zorunda kalması kabul edilemez.

Bu toplumdan hemen her konuda dışlanan insanların, zamanı geldiğinde ülkesini savunabilmesi isteniyorsa, bayram tatillerinin sayısı azaltılmalı ve herkesin katılımını sağlayacak sayıya indirilmesi gerekir. Çünkü çok ve sık bayram tatilleri özel sektörü çok olumsuz etkiliyor.

Bırakalım okullar 23 Nisanları, 19 Mayısları, 30 Ağustosları kendi içinde kutlasın.

Biz 20 Temmuz, 29 Ekim ve 15 Kasımlarla yetinelim; tabii bir de dini bayramlarla.

Ama bana kimse beni ülke halkının yarısının bayram yapamadığı bir “Bayram tatili”nin meşru olacağına ikna etmeye çalışmasın.

Eğer iyi ve kötü günde birlikteysek, neşeli günlerimizde de hep baraber olmamız gerekir, diye düşünüyorum.

Artık soğuk savaş dönemi bitti.

Biliyorum, ateş-kes anlaşması bile imzalanmadı. Zaten o nedenle, ulusal birliği güçlendirmek adına, az ama öz sayıda bayram kutlayalım; ama dört dörtlük olsun, diye düşünüyorum.

Ordumuza olan sempatinin artabilmesi için çok farklı yöntemler kullanılabilir.

Kırk yıl sonra, ordumuzuun da kutlama törenleri konusunda yeni konseptler geliştirmesi gerekirtiğine inanıyorum. Örneğin bu halk Şafak Nöbeti’ne büyük ilgi gösteriyor; ama 20 Temmuz sabahı güneşin altında veya gölgede durmak istemiyor. Birileri ulusal birlii güçlendirici yeni konseptler bulmak zorunda. Ne de olsa ülke sorunlarını düşünmek sadece kurmay subaylara ve birkaç üstdüzey bürokrata özgü bir sorumluluk değil. Bayramlarımızın nasıl daha güzel kutlanacağı her aydının görevi, diye düşünüyorum.

Efendim, saygılarımla!.. 

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: arslan menguc
MANŞETLER

HK Arslan Menguç

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.