Bayram bizim neyimize
14/10/2013
Arslan Menguç
Gerçi ülkemiz otellerinde boş yer kalmıyor; ama bayram bizim neyimize!
“Ülkemize bol bol turist geliyor; daha ne istersin?”
“Peki ya ülkeden ayrılan halkımızın sayısı ne kadar?”
Gelenden çok. Üstelik sadece İstanbul’a da gitmiyorlar. Bütün Akdeniz ayaklarının
altında.
Biz pahalı pahalı fuarlara katılıp, ülkemize turist getiren acentalara bol bol komisyon
vererek onca turisti Ercan’a getirelim; ama aynı sırada hem Ercan’dan ve hem de
Larnaka’dan çok daha fazlası uçup gitsin!
Neymiş? Bayram tatili!
Turizm adası Kıbrısımız tatiller sırasında Avrupalı turistlerden para kazanacakmış!
Gelen turist, eğer Türkiyeli kumarhane turisti değilse, belki de günde yüz dolar
para harcıyor. Ya giden turistimiz? Ne dersiniz yüz dolar bizimkileri keser mi? Hiç
sanmıyorum. Hazır yurtdışına çıkmışken biraz alışveriş yapalım, diyenlerin iştahı
kolay kolay kesilmez.
Efendim, insanlar az veya çok kazanabilir. Ama insanoğlunu en fazla rahatsız eden
şeyin adaletsizlik olduğunu belirtmeme bilmem gerek var mı? O nedenle, özel
sektörde çalışanlar, en şanslıları dört gün; diğerleri genellikle bayramın üçüncü günü
işbaşı yapmak zorunda kalacak.
Çalışanların vergileriyle beslenen kamu sektöründekiler , “hastalık hakkı” dışında da
dokuz gün tatil yapabilme şansına sahip olacak; bu ne biçim adalet ?
Neden kamuda çalışanlar bu kadar uzun tatil hakkı kullanabiliyor?
Özel sektörün canı can değil mi?
Artık yeter; bu kadar adeletsizlik çok fazla!..
Bayram öncesi bizim toplumsal parazitlerimiz Maliye Bakanlığı önünde gene uyarı
toplantısı yaptı.
Gökçebel ve Erçil ikilisi gene esti gürledi.
Bazı okullarda eksikliler olduğunu ileri sürerek iktidarı uyardı.
Doğrudur; bazı okullarda öğretmen eksiği olabilir.
Bazı okulların hademesi de bulunmayabilir.
Ama, bütün bunlar okulların greve gitmesini gerektirecek nedenler olamaz.
Çünkü Devlet okullarında her yıl yaşanan grevler nedeniyle, halkımızın çok büyük bir
kısmı çocuklarını kolejlere gönderiyor.
Analar-babalar işin kolayına kaçtılar.Toplumumuzda parazitli yayın yapan radyo
istasyonları gibi söylemlerde bulunan grevcilerden kurtulmanın en kısa ve etkin yolu
olarak, çocuklarını devlet okullarından alıp, özel okullara yazdırdılar.
Zaten o nedenle, Kıbrıslı ana-babaların çocukları genellikle grevsiz okullara gidiyor.
Acaba, devletimiz ve eğitim bakanlığımız bir ortak çalışma yapıp okul sayılarının
azaltılması yönünde adım atamaz mı? Tam kapasite çalışan okullarda eksik kadrolar
da bulunmaz.
Eskiden kolejler o kadar büyük çekim merkezi değildi. Şimdi ciddi ve grevsiz eğitim
verilen okulların sayısı çok arttı. Acaba kaç okulumuz yeterli öğrenci olmadığı için
kapılarını kapattı? Kaç öğretmenimiz işsiz kaldı?
Ne dersiniz, bizde eksik kadroları olan okullardan bazıları kapatılıp, diğer okullar tam
kapasite ile çalışamaz mı?
Acaba, sürekli grevlerle halkı boğan, öğrencileri okullardan soğutan ve son derece
başarısız eğitim veren kurumlar neden ayakta kalsın?
Sendikalarımız gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor. Son yıllarda Kıbrıs’ın
kuzeyinde cami yapımından rahatsız olan ağalarımız, belki yaşları gereği pek
anımsamıyorlar; ama beşinci sınıflar her Cuma, başlarında öğretmenleriyle birlikte
Cuma Namazı’na giderdi. Halkımız Kıbrıs’ın kuzeyine geçip çok sayıda Rum köyüne
yerleşince, geçmiş iktidarlar, işin kolayına kaçıp kiliseleri “cami” olarak kullandı;
yerine gerçek camileri yapacağına.
İşte sendikaların demagogları ağızları açıp “Neden cami yapılıyor?” diye şikayetçi
oluyorlar. Göğe yükselen minareler neden onları geriyor?
Halkımızın özellikle bayramlarda mezarlıklara ve bayram namazlarına , Cumaları ve
Ramazanlarda ise camilere gitme alışkanlığı olmasa, “Türk kimliği” ile ayakta kalabilir
miydik?
Ne dersiniz; grevci öğretmenlerimiz karşılarında ders verecek çocuk bulabilecek
miydi?
Efendim, Kurban Bayramı’nız mübarek olsun.
Saygılarımla!..













































































































































