Beleşten yaşayanlar
25/09/2014
Arslan Menguç
Kimimiz günün ilk saatlerinde kalkıp, biz taze ekmek yiyelim diye, fırını yakar, hamuru mayalar.
Kimimiz gene aynı saatlerde uyanıp ilk uçak seferi için uçuş planlarını yapar.
Kimimiz, sınır nöbetinin yalnızlığına, uykunun bastırmasına göğüs gererek nöbet kulübesinde günün ilk ışıklarını bekler.
Bazılarımız hastanelerde sabahlar, bazılarımız da camilerini açıp, sabah namazına gelmesini ümit ettiği birkaç kişinin yolunu gözler.
O sıralarda birileri beş-on dakika sonra evlerdeki lambaların tüketeceği enerji için buhar tribünlerinin daha fazla elektrik üretmesini planlar.
Derken birileri yapacağı yürüyüş için son hazırlıklarını yapar.
Birileri kocasını, birileri de çocuklarını okula hazırlar.
Aslında toplumsal iş bölümü gereği yaşam çarkının dönebilmesi için herkes payına düşeni yapmaya çalışır.
Gün ağırır, yollar araçlarla dolar ve memurlar işyerlerinin yolunu tutar.
Kimi okullarda kendini bekleyen öğrencileri için sınıflarına koşar. Kimi ise şöyle yazdan kalma bu güzel günde hiç ders yapmak istemez; hastalık yapıp okula gitmesem der.
Sosyal Sigortalar Dairesi’ndekiler sabahtan akşama devlet babaya sigorta primlerini toplamak, halka hizmet için didinir. Ama ülkemiz memurlar ordusu içinde bulunan bazı “çürük yumurtalar”çalışmadan yaşamanın yollarını arar. Örneğin bir kamu kuruluşunda aylardır hiç işe gelmeden maaş alan iki hanım memura kimse neredesin, demez. Kimse işe gelmediği halde maaş çekenleri sorgulamaz. Kimse, çalışmadan maaş alan memurlar hakkında yasal işlem yaptırmaz.
Örneğin Güzsel Sanatlar Ortaokulu’nda öğrenciler beden eğitimi dersi almadığı halde, bir spor öğretmeni okulun öğretmenlerinden biri olarak olduğu için, hiç ders yapmadığı halde maaş alır.
Bir başka özel okulda öğretmenin biri sabahtan akşama derslere girer çıkar. Devlet okulundaki öğretmen ders proğramı gereği sınıfınasadece bir kaç saat gider.
Yüksek Mahkeme Başkanı kendini herşeyin üstünde saydığından, sözde “göç yasası” diye adlandırılan yasayı yanlış bulduğunu açıklar. Bağlı olduğu KKTC devletinin yüksek maaşlar için nereden para bulacağını düşünmez bile.
***
Ülkemizde devlet ticaret erbabından vergi almamakta ısrarcı olur. Özellikle dört-beş bin lira ve üstünde emekli maaşı alanlardan vergi almaz. Böylece, ülkemiz gelirden değil, sadece çalışandan vergi almaya çalışan bir ucube yapıya sahip ender devletlerden biri olur.
Gelir vergisinin, çok kazanandan çok, az kazanandan az gergi alma prensibi kenara atılıp, tüm gücüyle dolaylı vergiden vergi toplayan bir devlete sahip oluruz ve hep birlikte “KKTC Sonsuza dek yatılacaktır,” masalına inanmak isteriz.
Federe Devlet döneminde çobanlardan bile vergi alan KTFD’den, “Müşavir” adı altında siyasi iktidar tarafından bir kenara atılmış yüzlerce üst düzey bürokratlara çalışmadıkları halde maaş ödeyen bir yapıya döndüğümüzü düşünmeyiz bile.
Sonra CTP Genel Sekreteri Kutlay Erk çıkıp Türkiye’den gelecek suyu Belediyelerin kendi kendilerine yönetmesini ister.Kimse iktidar sahiplerinin ev ödevlerini yapıp yapmadığını sorgulamaz.
Galiba devlet olmak bize beş numara büyük gelen gömlek gibi üstümüzde çok eğreti duruyor.
Akıtılan onca kan, yitirilen onca can ve harcanan onca emek adına utanıyorum. Tabii Türkiye’nin Ada’ya akıttığı milyar dolarları da hak etmediğimizi düşünüyorum.
Saygılarımla!..













































































































































