Dibe vurduk
20/11/2014
Arslan Menguç
Sonunda beklenen oldu; dibe vurduk. Ama beterin beteri de var. O da karaya oturmak var! Her ikisi de tekneler için tehlikeli olsa da, suyun altındaki bir kum tepeciğine vurursak, teknemizi yeniden derin sulara kaçırma şansımız olabilir. Ama karaya oturtursak, kurtulabilmek için tekneyi yeniden yüzdürmemiz gerekir.
O nedenle Özkan Yorgancıoğlu Hükümeti’nin Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu’nun başına değerli meslektaşım Hasan Karaokçu’yu atamasını, “dibe vurmak” şeklinde yorumladım. Demek bıçak kemiğe dayanış ki, Hükümet “Bu sorun çözülmeli, diyebilme cesaretini ve sorumluluğunu kendi bulmuş.
Yani Karaokçu ve ekibinin, aldığı sorumluluğun bilincinde olan kişilerden oluşmasını, son derece isabetli bir karar olarak yorumluyor ve Hükümeti kutluyorum. Yorgancıoğlu’nun Karaokçu’yu başkan olarak seçmesini de Hükümet’in konuya ne denli ciddi yaklaştığının bir kanıtı olarak değerlendiriyorum. Çünkü Karaokçu, gazetecilik hayatının çok önemli bir bölümünü uyuşturucuyla mücadeleye adamış bir kişi.
***
Efendim, bugüne kadar Uyuşturucu ile Mücadele kapsamında alınması gereken önlemlerin gerçekleşememesinin temelinde, Hükümet’in elinde kapsamlı bir mücadele planının olmadığını kolaylıkla söyleyebiliriz.
Yanlız o kadarcık mı? Beraberinde 2-3 gr. uyuşturucu bulunduran birisine verilen hapis cezasına pek itiraz edecek değilim; ama insanların uyuşturucudan arındırılabilmesi için kendilerine yardım edebilecek bir kurumun ve rehabilitasyon merkezlerinin bulunmaması kabul edilemez.
Tabii, uyuşturucuların ağına düşmüş birini Barış Sinir ve Ruh Hastanesi’nde, akıl hastalarıyla birlikte tedavi etmek ne kadar sağlıklı olur; onun değerlendirmesini sizin takdirinize bırakıyorum.
Bir de halk arasındaki yaygın adıyla, insanlarımızın hayatında zaman zaman yer alabilen ufak-tefek suçlardan dolayı fişlenmesi var. Çünkü yasalarımız uyuşturucu kullanmaktan yatan bir insanla, uyuşturucu ticareti yapanı aynı kefeye koyduğundan, gençlik hatasının kurbanı olan insanlara şevkatle yaklaşılmıyor. Sabıka kayıtlarının ömür boyu o insanı takip etmesi sonucu pişman olmuş, cezasını çekmiş bir genç insanın, ömür boyu sabıkalı olarak yaşamaya zorunlu bırakılması o insanı uyuşturucu batağına çekmekten öte neye hizmet eder; bu sorunun yanıtını bulmakta güçlük çekiyorum?
***
Birçoğumuzun uyuşturucu ticaretinin, ülkemizde ne kadar yaygın olduğunun pek farkında olmadığını düşünüyorum.
Öte yandan Hasan Karaokçu verdiği bilgiler ışığında, eroin kullananlar arasındaki en genç insanları 14 yaşına indiğini söylemek hepimizin tüylerini ürpertiyor. Çünkü eroin en son durak; ilk ve son durak arasında bir çok istasyon var. Bir başka deyişle bir insanın eroinman olabilmesi için uyuşturuya 9-10 yaşlarında başlaması gerekiyor.
Yargıçların beraberlerinde birkaç gramlık küçük uyuşturucu paketiyle yakalananlara verdiği hapis cezaları yerine rehabilitasyon merkezlerinde tedavi görme zorunluluğu getirilebilse, birçok genç insanın kendisini uyuşturucu batağından kurtarmasına neden olacağı da ortada. Ancak ülkemizde ne rehabilitasyon merkezleri var. Ne de uyuşturucu düşkünlerini tedavi edebilecek başka kurum ve kuruluşlar. Üstelik uyuşturucuya mücadelede polisleri koruyabilecek yasalar da yok.
Elleri kolları bağlanmış narkotik polislerinin uyuşturucunun yurda girmesine engel olabilecek ne kadrosu var ne de gümrük kapılarındaki denetimlerin sıkılaştırılmasını gerçekleştirebilecek siyasi destek.
Eğer her gün günün değişik saatlerinde KKTC’ye giren her araba, belki günde 10 dakika bile olsa, narkotik köpekleriyle aranabilse çok yol alabilirdik.
Özetle: Eğer çocuklarımız ve torunlarımızı uyuşturucu batağından çekip alabilmek istiyorsak, hepimizin elini taşın altına koyup, ileride kurulması beklenen “Alo Yardım” hattına desteğini vermesi gerektiğine inanıyorum.
Efendim, doğru yolda atılmış adımları cesaretlendirmek hepimizin sorumluluğu altıda olmalı.
Saygılarımla!..













































































































































