Advertisement

Advertisement

Ezber bozma sanatı

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
26/09/2013


Arslan Menguç Arslan Menguç


Aslına bakarsanız, insan bildiğiniden kolay kolay vazgeçemez.

Madem ki, iki kere iki dört, diye öğretmişler bize, bunu değiştiremeyiz.

Ama, artık ezberler bozuluyor.

Eskiden büyükler bilirdi herşeyi. Şimdi çocuklar.

Bilgisayarınızda, telefonunuzda bir sorun mu var. Onlar beş dakikada çözüyor. Ama ezberini bozmak istemeyen başkalar var: Politikacılar.

Biliyorum, onlar da Hanya’nın ve Konya’nın yerlerini, biri Girit’te, ötekinin de Anadolu’nun tam ortasında olduğunu zaman içinde öğrenecekler.

Ama politikacılarımızın coğrafya bilgilerini tazelemeleri yetmiyor.

Politikacılarımız önce halkın sırtını kaşımaktan vazgeçmek zorunda.

Politikacılarımız, bugüne kadar ekmek elden, su gölden hesabı yaşayanların sırtlarını kaşımayacak.

Sonra, bizim Eczacı Enver’in ezcanesine uğrayacaklar –yolu düşen Fatma Azgın’ın Sezer Ezcanesi’nde de aynı ilaçları bulabilir-; söylemesi biraz zor ama onlardan şu ilacı isteyecekler: “Dyrystolbiras.”

Kullanımı kolay: Günde bir tane!

Hapı içerken, “Ben halkıma karşı bu gün dürüst davranacağım” derlerse daha etkili oluyormuş.

“Dyrystolbiras” otuzluk kutularda satılıyormuş; üstelik iğnesi de varmış.

***

Efendim, “Dyrystobiras” bu hayatta hepimiz için gerekli.

Eğer bu ilacı kullanmaya başlarsanız, ilk etkisini, Sarayönü’nde gösteriyormuş.

Oradaki dikilitaş birden gözlerde küçülüp sekiz metrelik bir sütuna indirgenirken, meydanın kendisi de dünyanın merkezi olma konumundan çıkıyormuş.

Hatta alınan ilaç kutusunun kapağındaki “Dyrystobiras” bile, “Dürüst ol biraz” şeklinde okunmaya başlanıyormuş. “Muş”, diyorum; çünkü hayatımın hiçbir safhasında –aşık olduğum kadınlar dışında- o ilaça hiç ihtiyacım olmadı.

Eğer politikacılarımız, biraz dürüst olursa, seçim propagandalarını hoparlörlerden fışkıran müzikle değil, bilgi ve dağarcıklarındaki birikimlerini televizyon kameraları karşısında sergileyerek seçmenin beğenisini toplamaya çalışırlar.

Eğer politikacılarımız, biraz dürüst olursa, sırf kendi çıkarları için halkı Ankara’ya karşı kışkırtmaktan vazgeçerler.

Eğer politikacılarımız biraz dürüst olursa, bu dünyanın değiştiğini, komünist sistemin yıkıldığını, buna bağlı olarak da devletçilik anlayışının hüküm sürüdüğü KKTC’nin bu haliyle asla ayakta kalamayacağını fark ederler.

***

Sen bir “Devlet” olarak altına imza attığın bir uluslararası antlaşmayı iki gün sonra yırtıp, hiç utanmadan “Bazı maddeleri değiştirelim” diyemezsin. Senin varlığını tanıyan tek ülkeye şantaj yapamazsın.

Biliyorum, amacın, cevizcinin çuvallarına birşeylerin olması.

Cevizci, yani Ankara, sana sürekli olarak ceviz taşıyacak; sen de onları sağa sola saçacaksın.

Gerekiyorsa, Ankara tabii Kibrıs Türkü’ne yardım eli uzatacak. Ama bu, acil ihtiyaçlarını karşılamak için; parti yandaşlarına dağıtılsın diye, değil.

Bir anımsatma:

Brüksel beş yıl için 259 milyon Avro, yaklaşık 340 milyon USD yardım yaptı. Oysa Türkiye her yıl ülkemize 1 milyar doların üstünde nakit para ödüyor; öğrencilerin katkısıyla toplam katkı 1,6 milyar doları buluyor. Buradaki üniversitelerin varlığı, Türkiye’de kampüs açacak yer sıkıntısından kaynaklanmıyor. Bu topraklarda yaşayanlara yardım düşüncesiyle açılıyor yeni üniversiteler. Yoksa, bizim de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin içinde bulunduğu duruma düşmemiz içten bile değil.

Komşumuz Kıbrıs Cumhuriyeti yıllarca dünyada silahlanmaya nüfus başına en fazla para harcayan ülkelerin başında geldi. İsveç Barış Araştırmaları Enstitüsü SPRİ’nin verilerine göre Güney komşumuz HER GÜN için silaha bir milyon doların üzerinde para yatırdı.

Sonuç ortada; hiçbir zaman Türkiye’ye dize getiremeyecek olan silahlanmaya yapılan harcamalar, kamu sektöründe aşırı büyüme ve daha nicelerinin etkileri üst üste gelince, buna Rus Mafyası’nın çalışmalarına göz yumma gibi yanlışlıklar da eklenince, iflas kaçınılmaz oldu.

Bizimle kıyaslanamayacak kadar ekonomisi düzgün sayılabilecek olan Kıbrıs Cumhuriyeti’ninde, bugün onbinlerce küçük esnaf kepeklerini kapamış durumda.

İşte, koşulların bu kadar ağır olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti, İtalya, Portekiz, Yunanistan gibi ülkeler kendilerine uzatılan acı ilaçları içerken, bizimkilerin neden, tadı acı bile olmayan, “Dyrytolbiras” içmediğini anlamakta güçlük çekiyorum.

Naz, cilve, işve ve kapris gibi terimler insandan insana olan ilişkilerde geçerli olabilir. Ama devletten devlete olan ilişkilerde en faydalı ilaç politikacılarımızın her gün bir tane “Dyrystolbiras” içmesinden geçiyor; hatta bizimkiler sabah, öğle akşam birer tane alabilir.

***

Efendim, bizim yerli kahramanlar tribünlere yaptıkları şovdan sonra Ankara’ya sessiz sedasız bir mektup gönderip ekonomik paketle ilgili sözleşmeye harfiyen uyacakları kararının altını imzaladılar. Yoksa gelecek ayın maaşları tehlikedeydi.

Bu durumda, insanın dudaklarında ister istemez bir cümle oluşuyor:

Madem onu yalaycan, neçin tükrüğün?

Efendim, saygılarımla!.. 

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: arslan menguc
MANŞETLER

HK Arslan Menguç

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.