HABER KIBRIS

Niçin Korkmalı Niçin Korkmamalı..

ads
07/04/2018


Eşref Çetinel


“Kıbrıs siyasi sorunu” başlıklı yorumlarımız zamanda yolculuğuna devam ediyor.. Durduğu her istasyonda ya kamburuna bir yeni sorun daha alıyor veya bazı sorunları safra niyetine sırtından atıyor!

Tutun ki Rum toplumuyla birlikte devam eden bu  tren yolculuğunun ne son durağını biliyoruz; doğrusu ya ne de hangi yöne niçin gittiğimizi görebiliyoruz! Desek ki “bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete!” Yada iyimserliğimiz hürmetine diyelim ki bindik bir alamete gidiyoruz çözüme! Fakat:

EĞER yakın gelecekte sosyoekonomik yönden Güney komşumuzu şaşırtacak kadar yükseklerde seyreden bir büyüme ivmesi kazanmazsak, daha çok uzun süre bu kıyamet yolculuğunu “kader” diyerek kahır olarak  yaşamaya devam edeceğiz!

Yani demek istiyorum ki Kıbrıs siyasi sorununu bundan sonra da gökten  “siyaset tanrısı” inse   çözmeyi başaramayacaktır! Ta ki ekonomik yönden güçlü olmamıza kadar!

Bu düşünce  labirentine düşmüşken gelin birlikte çıkış kapısı arayalım.

NEDEN Rum liderliği ile halkı, 1955’in 1 Nisan’ında “Eoka’cıları ile bombalarını patlatıp Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını hedefleyen  bir harekete kalkışırlarken, adadaki Türk toplumunu “yok” saydılardı?

Çünkü Türk toplumu “yok” sayılacak kadar azınlıktaydı!

Çünkü sosyoekonomik durumu “yok” denecek kadar zayıf ve ilkeldi!

Çünkü henüz Türk toplumun arkasında hamisi ve güvencesi Türkiye yoktu!

Çünkü ve bu nedenlerden dolayı Türk toplumu zaten Rum’un işçisi, Rum’un komisyoncusundan öte değildi!

BİLMEYENLERE yazıyorum:  Eğer Dr. Fazıl Küçük ve Dr. Burhan Nalbantoğlu gibi,  ileri atılıp Kıbrıs Türk toplumunun adadaki varlığını Türkiye’ye kabul ettirecek “liderlerimiz” olmasaydı  Rum toplumu daha o yıllarda amacına ulaşacak, çoktan enosis gerçekleşecek ve adadaki Türklerin büyük çoğunluğu  çoktan TC’ye göç etmiş olacaktı.. Bu gün var mı böyle bir tehlike?

Eğer Kuzey’i Rum’a deldirmez…

Eğer Türkiye’nin garantisinin sulandırılmasına izin vermez…

Eğer Türkiye ile birlikte planlı programlı kalkınma seferberliğinden caymaz…

Eğer sosyoekonomik yönden Ankara ile birlikte yürütülen mali ve ekonomik programların uygulanmasına daha büyük ciddiyetle sarılır…

Eğer Rum’a çözüm diye yalvarmak yerine o çözümü gerektirmeyecek bir devlet erki yaratırsak…

Yarınlardan korkmamıza hiç gerek yoktur.. Şimdilerde korkuyoruz ama!

**********

ÖNCE SOL’A BAKALIM:  

Sol’un  klasik muzırlıkları vardır “olmazlarsa olmaz! “Dindir” bir, “sermayedir” iki!                                                                         

Birincisini besleyen odaktaki korku, “yobazlıkla bağnazlığın” gelişerek “bilim ve medeniyetin” önünü tıkamasıdır..

İkincisi sermayenin belirli ellerde birikimi sonucu köşe başlarını tutan  “mütegallibenin” üst egemen sınıf haline gelirken, tabandaki halkı sömürmesi olasılığından kaynaklı korkudur!

BU nedenle klasik ve antik Sol, genelde tabandaki halkı devletin tepesine yerleştirmek için uğraşır! Adını “komprador burjuvazisi” koyduğu tepedeki sınıfı da  aşağıda boşalan  yere iter. Buna “sınıfsızlık” der ama, yaptığı sadece  tabandaki halkla tavandaki halkın yerlerini değiştirmektir!  Bu nedenle Sol’da da Sağ’da da “halkın kaderi değişmez!” Ya tabandadır canı çıkar ya tepededir carta çeker!

(Aşağıda Sol ağırlıklı Erhürman hükümetine  bu “çerçeveden” bakıyorum ve önce “dine yönelik Sol bakışına takılıyorum!)

****

 

TAKILDIĞIM BİR KONU: (DİN’LE OYNAMA MERAKI!)                                                                   

Çok partili demokratik rejimlerle kendilerini yönetebilme kabiliyetini henüz kazanamamış ülkelerde ikide birde askeri darbelerle yeni düzen arayışlarına gidilir ama sonu hep “diktatörlük” çıkar..

NEYSE ki bizim KKTC’de, düzenleri değiştirme iddiasında ne zırt pırt darbe yapılır  ne de  öylesi bir heveskârı vardır!

Bunun yerine ne yaparız ama: “Her yıl bir erken seçim!  Sonuçta düzen arayışları  ihtilalle değil, seçimle olur! Yani ha Ali ha Veli!

       DÜN yine baktım Eğitim Bakanlığı evvel emirde “dini” aldı gündemine! Hani dediydi ya Sn. Özyiğit  a’dan z’ye eğitimi yeniden sistemleştirecek!

İlk kura “din derslerinin seçmeli olmasına” çıktı!” (Bu vesile ile okullarda hâlâ din dersleri olduğunu öğrendim ve çok sevindim. Çünkü artık okullarımızdan mezun olan öğrenciler “bismil rahim” demesini de bilmez, ilahi yarabbi şükür” demesini de!

BUNA rağmen  din derslerinin seçmeli olmasına, “keşke hiç olmasa çok daha iyi olurdu” düşüncemi koydum! Çünkü hem pratikte hem programlama tekniği olarak bu “seçmeli uygulama” mümkün değildir!

Kaldı ki ayni sınıf öğrencilerini “din dersi isteyenler-istemeyenler” kategorilerine ayırmak, “demek ki din “isteyenler” için vardır, istemeyenler için “yoktur,” bu nedenle “ha vardır ha yoktur”   algısı yaratmaz mı?

O zaman sormaz mısınız? Neden ülkede camiler yapılıyor? Neden imamlar yetiştiriliyor? Neden devlet kimliğimizde  “dinimizin” ne olduğu belirtiliyor?    

Kaldı ki dini tedrisatı “inisiyatife” bırakırken,  “Allah” mefhumunu  ne yapacak, nereye koyacak, nasıl izah edeceksiniz?

“DİNİ  bütün” bir Müslüman değilim.  Hatta bu konuda sınıfta kalacak kadar da gerideyim.. Fakat “ulusal varlığımızla bütünleşmiş, dinimizdir dediğimiz  Müslümanlığın, belki de “abce”sini teşkil edecek tanıtımını bile “bazı öğrencilerin  eğer isterlerse gereksiz sayabilecekleri”  tercih haklarına bırakmak   sanırım yanlıştır!

İnsanlara yobazlık yapmadan din bilgisinin de verilmesi gerekir! Çünkü “Allah”ı ne matematik ne tarih dersleriyle mefhumlaştıramazsınız. Kaldı ki bir çocuk için “din bilgisi” felsefeye girişin başlangıcıdır..

Kısaca “din bilgisinin” zararı yoktur. Varsa onu zararlı hale getiren “din bilginiyim, dindarım” diyen cahillerdir!

Bu habere tepkiniz:
TAGS: Niçin Korkmalı Niçin Korkmamalı.., Eşref Çetinel
MANŞETLER

HK Eşref Çetinel

© 2018 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems