Advertisement

Advertisement

Sonun başlangıcı

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
23/11/2013


Arslan Menguç Arslan Menguç


Acaba içimizde yorulmayan var mı?

On yıllardır durmaksızın çiğnediğimiz ciklet bizi çok yordu, üstelik esnekliğini öylesine kaybetmiş ki, o cikletten artık balon bile yapılamıyor.

50 yıldır geviş getirir gibi çiğnediğimiz Kıbrıs Sorunu adlı cikleti bırakma zamanı geldi.

Sıra ağzımızı oynatma zamanı değil, beyin kıvrımcıklarımızı gıdıklama zamanı!

Hep birlikte düşünüp Ada’mızda kalıcı bir barışı nasıl sağlarız; bu sorunun yanıtını bulmamız gerekiyor.

Ancak, kimse kendini kandırmasın.

Biz Rumlarla kalıcı bir barış istiyoruz.

Kimse kimseyi inciltmesin, toplumlar kendi aidiyet duygularından ödün vermeksizin, yanyana yaşamanın yollarını bulabilsin, diyoruz. Bu arzu bizim!..

Geçenlerde Dış Basın Birliği’nin Başkanı olarak Sayın Cumhurbaşkanı Eroğlu’na bir nezaket ziyareti yapmıştık. Gazetecilerle siyasetçiler yan yana gelince ne konuşacaklar? Tabiii ki, Kıbrıs Meselesi.

Sayın Cumhurbakşanı Rumların Türklerden toprak tavizi almakla kalmayıp içimize, tıpkı Annan Planı’nda olduğu gibi ikiyüz bin göçmeni yerleştirmek istediğini söyledikten sonra, “Kabul etmedim. O kadar Rum aramıza yerleşirse biz ne yapacağız?” diye sorduğumda “Türkiyelileri gerisin geri memleketlerine yollarsınız, onların yerlerine kendiniz yerleşirsiniz, bu sorun da biter,” dediler.

Sayın Eroğlu; “Ben de onlara yaklaşık kırk yıl önce bu topraklara gelenlerin artık torunları dünyaya geliyor. Onlar buralı, dedim. Artık Kıbrıs gerçeğinde Türkiyeli göçmenler de bu ülkenin vatandaşı olarak hesaba katılmalı,” görüşünü dile getirdiğini söylüyor.

Ben Eroğlu’nun yerinde değilim; ama baş parmağımı işaret ve orta parmağımın arasından çıkartıp “nah” derdim, insanımızı bu topraklardan sürgün göndermek isteyen Rum/Helen zihniyeti karşısında.

***

Efendim, Güney’deki Rum nüfus kadar Kıbrıs’a dışarıdan insan geldi yerleşti. Kimse ne Pontuslular neden burada diyor, ne de Lübnan’dan gelen mültecilerin durumunu sorguluyor. Ne de Rum mültecilerin yarattığı sorunları, artan suç oranlarını konuşuyor. Çünkü, Rum yönetimi kendi nüfus politikasından sorumlu; biz de kendimizinkinden.

Ancak, içimizdeli beşinci kol böyle düşünmüyor.

Onlar çöpler ve aydınlanma sorunlarıyla boğuşan bir Kuzey Kıbrıs’ta halkın havluyu atıp Rumlara teslim olacağını düşünüyor.

Zaten, Rum sendikaları ve üstyapı kurumlarıyla içli dışlı olan bizim çakma sendikacılarımız, halkı bunaltarak istedikleri sonuca ulaşacaklarını sanıyorlar.

İzninizle onlara küçük bir tiyo vereceğim:

“Sizce Türkiye Mal Tanzim Komisyonu’na neden bu kadar para ödüyor? Bu işte bir yanlışlık var!” diyesim geliyor.

Yoksa Türkiye neden Hükümet’in ekonomik paketle ilgili ev ödevini yapıp yapmadığına baksın ki?

Yarın, öbür gün Rum yönetiminde bir zavallı azınlık olarak kalacak Türklere neden ilgi duysun ki?

Tabii, bunun bir de tersi var. İçimizdeki toplum mühendisleri tarafından şekillendirilen biz Kibrıs Türkleri, eğer günün sonunda Kıbrıslı Rumlara teslim olmayı düşünüyorsa, neden bunca yıl ambargolar altında inledi, diye kendi kendimize sorgulamaz mıydık?

Burada Türkiye ve Sayın Erdoğan Kıbrıs Türkü’nden yana bir tavır koyuyor.

***

KTÖS ve benzeri sahte kuruluşlar, bugün içinde bulundukları toplumsal hiyarşiye, gelmiş-geçmiş Hükümetlerin politikaları sayesinde geldi. Yoksa, Hükümet çok basit bir kararla “Devlet, sendika ücretlerini toplamaz, diye bir karar üretirdi.

“Ben senin uşağın mıyım?” der KTÖS ve benzeri gürültü makinalarının mumu orada eriyip bir çırpıda sona ererdi.

Sayın Arabacıoğlu, “Öğretmen açığını kapatabilmek için, bazı az öğrencili sınıfların birleştirilebileceğini,” söyledi.

Bu son derece önemli bir başlangıç. İnşallah Sayın Bakan bir başka açıklamasında, ders programında bedeneğitimi dersi olmadığı halde Güzel Sanatlar Orta Okulu’na atanan, yani yıllardır boş gezenin boş kalfası olan bir beden hocasına da anlamlı bir iş bulunur. O da bu sayede çocuklarına helal ekmek götürür, diye düşünüyorum.

Efendim, çakma öğretmen sendikaları ülkemizi Rumların kanatları altına nasıl sokabiliriz, diye düşüneceklerine, ilk ve ortaokullarda öğrencilerin son derece ağır çantalar altında inlemesine bir sendikal çözüm bulsun.

8-10 Kg’lık okul çantası kabul edilemez.

KTÖS, ilkokul çocuklarının çanta sorununa bir çözüm bulamazsa, hiç merak etmeyin, okul müdür yardımcıları günlük ders proğramlarını öyle planlayabilir ki, her ders gününe sadece 2-3 ders konularak sorun çözülebilir.

Sonuç: Ülke solu boş hayellere kapılmasın.

İki sendikacı greve gidecek diye, ne bu hakı ezdiririz, ne de çözümü Rumlara teslim olmakta bulduklarını sananlara pabuç bırakırız.

Henüz sonun başlangıcı daha gelmedi.

Herkes aklını başına toplamalı. Özellikle Türk sendikalarına akıl hocalığı yapan çevreler, bu gerçeği hiç unutmamalı.

Efendim, saygılarımla!.. 

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: arslan menguc
MANŞETLER

HK Arslan Menguç

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.