Tilkilerin savaşı
30/10/2014
Arslan Menguç
Öncelikle, doğduğu ve büyüdüğü yer neresi olursa olsun, kendi Türk hissedenlerin Cumhuriyet bayramını candan kutlarım.
***
Hemen hepimiz Kürtçü çevrelerin asıl amacının ne olduğunu tam bilemediğimizden, Türkiye’nin Güney sınırında yaşanan olayları anlamakta zorluk çekiyoruz, gibime geliyor.
Tabii, bu arada Türkiye’nin Güney’indeki PDY yönetiminin Türkiye ile ne alıp veremediğini de pek anlayamıyoruz!..
Efendim, bundan yaklaşık 50 yıl önce görmüştüm, Kuzey Irak’taki Özerk Kürt devletinin bayrağını. Diyeceğim o ki, Kürtler 2014 yılına sadece Öcalan ve PKK’nın gerilla savaşı ile gelmedi. Çok daha geniş bir “Kürt Aydını” kadrosu bugünlere ulaşabilmek adına mücadele etti.
Özellikle Batı Avrupa merkezlerine, 60’lı, 70’li yıllar ve hatta onu izleyen dönemde, akın eden Kürt aydınları çok bilinçli şekilde bulundukları ülkelerdeki STK’lere katıldı. Sendika ve siyasi partiler üye oldular. Dolayısıyla bulundukları ülkelerin siyasi hayatında etkin olmaya başladılar. Bunu, Kürt asıllı bazı uyuşturucu çetelerin eğlece hayatının gözden mekanlarını ele geçirmesi izledi. “Made in Lice” kaynaklı eroin ve diğer uyuşturucu üretimi Avrupa’ya göç etmiş diğer aşiret evlatlarının katkılarıyla, Avrupa pazarlarına ulaştı. Kürt uyuşturucu çetelerinin içine hiçbir yabancı unsur sızamadığından, onlar bu uyuşturucu ticaretini gece kulüplerine kadar rahatlıkla ulaştırdı. Böylece PKK bu trafiğin hem sermayedarı oldu, hem de pazarlamacısı. Elde edilen kar da, PKK’ya mali kaynak olarak geri döndü.
***
Efendim, yurt dışındaki Kürt diyasporasının hayali “Büyük Ermenistan” toprakları üzerinde, Büyük Kürdistan’ı kurabilmek! İlk bakışta bu bir kelime oyunu veya hatası sanılabilir. İkisi de Hıristiyan olan Ermeni ve Süryanilerin önce toprakları ardından da evleri göçebe Kürt aşiretlerinin toprağa yerleşmesi ile son buldu. Ortadoğu’nun kadim halkı Süryaniler (Asurlular) büyük merkezlere göç ederken bölgede yaşanan Ermeniler de bugünkü Suriye topraklarına ve günümüz Lübnan’ına sürgün edildiler.
En fazla Ermeni nüfus, 1856’daki nüfus sayımına göre, Van’da (%44)bulunuyordu. Orada bile nüfusun çoğunluğuna ulaşamıyorlardı. Buna rağmen, Ermeniler’in “Kadim Ermeni şehirleri” olarak nitelediği Van, Bitlis, Diyarbakır, Erzurum, Erzincan, Sivas gibi merkezlerde Kürtler Ermenileri katledip veya sürgüne yollayıp, onlardan boşalan evlere yerleştiler. Yüz yıl sonra Kürtler o şehirlerimiz için “Bizim” yorumunu yapıyor. Oysa bundan yüz yıl önce bütün bu şehirlerde ne Kürtler ne de Ermenilerin nüfus çoğunluğu yoktu.
***
Bundan yyüzelli yıl kadar önce Büyük Ermenistan için mücadele eden Amerikalılar için artık Büyük Kürdistan planları gündemde. Buna İsrail de eşlik ediyor. Büyük Kürdistan olgusu, çeşitli vesilelerle medyaya sızan ABD kaynaklı Ortadoğu haritalarında hep yer alıyor. ABD, Ortadoğu’da İsrail’in doğal işbirliği yapacağı bir dost güç arayışı içinde. Çünkü Türkiye’nin Filistin ve Müslüman Kardeşlere yakınlığı, İsrail’i bölgede Arap olmayan bir diğer halka, Kürtlere itti. İsrail bölgede yalnız kaldığı için, ileride çok nüfuslu Büyük Kürtistan’ın kendisinin doğal müttefiki olacağı düşünüyor.
Kürtler, Türkiye, Irak, Suriye ve İran topraklarına dağılmış olan Büyük Kürdistan hayallerin ilk ayağı olarak, Irak Kürdistan’ında, yıllardır kendi özerk toraklarına sahipler. İkinci ayak: İran Kürdistanı. İran Cumhuriyeti’nin çok sert ve acımasız yönetimi altında kımıldayamaz durumda. Bu arada İran, Barzani’ye destek vererek kendi sınırları içindeki Kürtleri baskısı altında tutuyor. Tahran-Erbil ilişkileri oldukça iyi.
Üçüncü ayak Türkiye. Türkiye ‘yi yönetenler Kürt Sorununa hep Şeyh Sait veya Dersim İsyanı türünden baktığından sorun kangren oldu. Bu arada ABD boş durmadı. 1960 yıllarında Türkiye’ye göderdiği Barış Gönüllüleri adı altındaki İngilizce öğretmenlerinin asıl amacı, bölgedeki nüfus ve inanç yapısını köy köy dolaşarak belirlemekti. Bu bilgi daha sonraları, PKK isyanı sırasında hangi köylerde isyana daha uygun zemin bulunduğunu bilmek açısından önemliydi. 1984’de başlayan PKK isyanıyla birlikte ABD Ordusu’nun bölgedeki PKK’lıların en büyük destekçisi olduğu biliyor. Bu destek AB ülkelerince de yoğun olarak desteklendi. Türkiye’deki bütün AB ülkelerinin büyük elçileri hemen hemen her ay Diyarbakır’a giderek Diyarbakır Belediye Başkanı’ndan rapor aldılar.
Özetle yaklaşık 70 bin olduğu sanılan PKK savaşına karşı Türkhalkı ve bölgedeki Kürtler çözüm yolları aramaya başladı. Ki buna çözüm süreci diyoruz.
Dördüncü ayak: Suriye’deki Kürtler. Burada PKK’nın Suriye’deki uzantısı olan PYD, bölgedeki diğer Kürt siyasi oluşumlarını etksiz hale getirerek denetimi elinde bulunduran güç.
***
Günümüze gelecek olursak, PDY, Suriye’nin içinde bulunduğu kaotik ortamdan yararlanarak, Suriye Kürdistanı’nında kendi özerk bölgesini oluşturdu. Barzani’ye bağlı Irak Kürdistan’ı, Kobani’ye yardım eli uzatır gibi gözükerek Suriye Kürdistanı ile birleşmek, Büyük Kürdistan’a doğru bir ikinci adımı atmak istiyor. Zaten PDY yönetimi de, sırf o nedenle Barzani’den yardımı istemiyordu. Bu konuda Barzani’nin de ağırdan almasının nedeni, PYD’in İŞİD karşısında kan kaybederek zayıflamasını beklemekti.
Sonunda hem Türkiye’ye hem de PDY’ye yapılan dış baskılar sonucu bölgeye Peşmerge askerleri yollanmasına yeşil ışık yaktı. PYD liderliği Barzani’nin kendini yutmasından korkuyor Ancak Suriye Kürdistanı ile birleşebilme süreci için öncelikle İŞİD’in yenilmesi gerekiyor. Kürtler, Kobani’de Sunni Araplar dururken, iktidar savaşı yapamazlar. Ancak Ortadoğu’nun en yaygın sosyal hastalığı olan, “Küçük olsun ama benim olsun,” modelini PYD liderliğince şimdilik buza yatırılmış durumda.
Kobani Suriye ile Irak’taki Kürt bölgeleri arasında bir sıçrama tahtası. Çünkü Suriye Kürdistanı bir bütün coğrafya değil. Arada Türkmenler, Yezidiler ve Araplar var. İşte bu nedenle ABD, ileride kurulmasını öngördüğü Büyük Kürdistan için Kobani’nin Arapların (İŞİD) eline geçmesini istemiyor. Bölgeye gösterdiği aşırı ilginin nedeni bu. Buna karşılık Türkiye, gene aynı gerekçe ile Kobani’ye askeri yardımda bulunmuyor. Kendi eliyle bu oluşuma katkı koymak istemiyor.
Dördüncü ayağa gelince. Türkiye Başbakanı Sayın Davutoğlu’nun barış sürecine HDP ile değil, “Bölgedeki halkla” devam etmek istemesinin asıl nedeni de, Lice kaynaklı uyuşturucu baronlarının narkotik üretim ve kaçakçılığından vaz geçmeyeceklerini bilmesi.
Eğer Türkiye’deki siyasi iktidar Barış Süreci’ni kapalı kapılar arkasında sürdürmek yerine soruna açıklık getirebilirse, Batı Anadolu’daki insanlardan bu konuda daha fazla anlayış göreceğini düşünüyorum. Yoksa PKK ve yandaşları, doğuda elde ettikleri zemini koruyabilmek adına, Batı’da terör fırtınaları estirebilir.
Efendim, sayılarımla!..













































































































































