Toparlanmalıyız
03/07/2014
Arslan Menguç
Dün sabah Bakanlar Kurulu girişinde Serdar Denktaş’ın işten çıkartılan işçiler tarafından nasıl yuhalandığına tanık oldum. “Barra” ve “Yalancısın” sözleri havada uçuşuyordu.
Kanımca bu durum kısmen haklı gibi görülse de, KKTC siyaset dünyasının içine düştüğü ortak acıklı yapının sonucundan başkası değil, diye düşünüyorum.
Hav-Sen’li yüzatmış kusur işçinin temsilcileriyle CAS şirketi arasında bir dizi paslaşmaların zamanında yapılmış olduğunu sanıyorum. Ama özel sektördeki patronun sıkıntısına nasıl çözüm bulabiliriz, şeklindeki çağdaş sendikacılık yerine bizdeki “Hükümet ödesin” yaklaşımı ile pek yol alınamayacağını eski KTHY çalışanlarının şimdiye dek öğrenmesi gerekirdi.
Son zamanlarda insanlarımız seçim sonuçlarından bunalmış, hiç beklemedikleri bir sonucu içine sindirme çabası içinde. CTP-BG kendi içinde suçlu arıyor. Özellikle üç büyük belediyeyi neden kaybettiklerini öğrenmek istiyorlar. İnsan kendi suratını göremez. O nedenle CTP politbüro da kolay kolay sorunlarının yanıtını bulamaz.
Hemen söyleyeyim: Çok şımarmışlardı. Ulaşılmaz olmuşlardı. Kendilerini kral sanıyorlardı. Halk arasındaki söylentilere göre özellikle Girne’de “su saati ihalesi” konusunda ciddi duyumlar dolaşıyordu.
İktidar koltuğu kutsal kaidelerine yani altlarına çok yapışmıştı.
Önce CTP’li Erk, ardından da Cemaloğlu döneminde işe alınan torpillilerin maaşlarını Lefkoşalıların yıllar boyu cebinden ödemesi beklenemezdi. Ama hiçbir parti oy uğruna o insanların geleceğini hükümete aktaramadı.
Fellahoğlu CTP’nin kolaylıkla feda edebileceği bir adaydı. Ne var ki, partiden kaybedeceği oyları halktan kazanabilmesi için fazla birşey yapmadı. Son dakika göz boyamalarını ise kimse yemedi.
***
UBP’nin nasıl bir kuruluş olduğunu anlamak artık çok güç.
Seçim dönemi kadınlar süslenecek, erkeklere oy dilenecek.
Belediye seçimlerinde ise en dipte yer alacaklar.
Hüseyin Özgürgün UBP’nin dünyaya açılan yüzü, sesi ve vicdanı olduğunu unuttu. Televizyonlar dışarı. Varsa yoksa “yazılı” açıklamalar… Acaba Sayın Özgürgün TV’den mi korkuyor, yoksa kameradan mı?
Tabii, bir başka olasılık daha var. İş yapmadığı, halkla bütünleşmediği ve UBP’nin yeni koşullarda yeni yaklaşımlarını sergileyebilmek için yeterli hazırlık yapmaya zaman ayıramadığı için, CTP-BG ile DP-UG’ye karşı muhalefet yeni politikalar üretemiyor. Aynı, Türkiye’deki CHP gibi…
UBP, halka bir umut olamadığı sürece iktidar yüz göremez. Aynı şekilde, halka umut olabilmek için köy köy- kahve kahve dolaşmak, eğitim çalışmaları düzenlemek, halka iktidara “hazırırz” mesajını vermek gerekir. Oysa UBP, rahatı yerinde; perşembe günleri Meclise kısmen gelip kolutukları doldurmaktan başka ne işi var?
Bütün Televizyonlardaki program yapımcıları tanığımdır ki, bir UBP’li konuğu stüdyoya alabilmek için çok çaba harcamamız gerekiyor. Rica, minnet… Sonra konuğumuz bir punduna getirip “Türkiye’ye bağlıyız” mesajı veriyor. Siyaset bu kadar basit olabilir mi?
***
Hükümet bu yıl da yerel seçimlere 28 belediye ile girdi. Oysa sadece nahiye merkezlerinde bir belediyenin olması yeterliydi. Üstelik bu gerçek çağımızın da gererkliliğiydi. Ama kimse Ada çapında toplu taşımacılığı düşünmediği gibi, her belediye komşusuyla ortaklaşa çözüm üretmek istemiyorsa, işimiz zor.
Böyle giderse herkes sesini sadece kendi köy kahvesinde çıkartacak, kendi bulduğu çözümlerin, en doğrusu olduğunu sanacak.
Peki nerede kaldı devlet oluşumuz?
Ne oldu birlik ve beraberliğimize?
Eğer yeniden toparlanma azmini göstereceksek, bu geçici önlemlerle gerçekleşemez.
İşin acıklı veya bazıları için, sevindirici yanı, içinde bulunduğumuz siyasal yapıyla da toparlanmamızı sağlayamayız. Çünkü, dağınıklığımızın nedeni: “Ben merkeziyetçi” siyasal yapımız.
İnşallah Türkiye’deki AKP rüzgarı buraya da gelir. Hiç kimse seçildiği koltukta üç dönemden fazla oturamaz. Dolayısıyla siyaset bir meslek değil, hizmet kurumu haline gelir.
Efendim, saygılarımla!..













































































































































