Ulusal Yas
15/05/2014
Arslan Menguç
2005 yılının 15 Ağustos’unda Boeing 738 tipi bir Rum uçağı, pilotunun kalp krizi geçirmesi sonucu 45 dakika pilotsuz kalmış, sonunda 115 yolcusu ve 6 mürettebatıyla birlikte düşmüştü. Bu olay Ada’yı kısa zamanda yasa boğmuş, Türk kesimi de CTP iktidarı zamanında bazılarınca işgüzarlık olarak nitelenen bir yas ilan ederek Rum komşularımızın acısını paylaşmıştı.
Önceki gün Türkiye’de yaşanan kömür madeni faciasının ardından yaklaşık 24 saat sonra, KKTC Hükümeti Kıbrıs’ın kuzeyinde bugünden itibaren geçerli olmak üzere yas ilan etti.
Milli Eğitim Bakanı ve Demokrat Parti-Ulusal Güçlerden Mustafa Arabacıoğlu Türkiye’yi derin yasa boğan maden kazası nedeniyle Ada çapında yas ilan edilmesini istedi.
Ben şahsen Rumların da Kıbrıs Türkünü derinden yaralayan bu kaza nedeniyle Türk komşularına bir jest yapıp matem ilan edeceklerini sanmıştım! Herkes benim kadar iyi niyetli olmayabiliyor.
Öyle ya, biz Ada Türkleri olarak Rum’un evlatları yaşamlarını yitirince parmaklarımıza zil takıp oynamamış, tam tersi matem yapmıştık.
Özetle:
Rumların başına gelen uçak faciası karşısında biz seyirci kalmadık. Aynı şekilde Tatlısu’daki elektrik Santrali kazasında da Rumlara yardım elimizi uzattık. Ama, sözde komşularımız Türkiyemizde yaşananlar karşısında bizim kadar duyarlı olamadı. Bu onları ayıbı; onların hazınsızlığı.
Evet, bundan 75 yıl kadar önce İlgiltere ile Almanya arasında veya Fransa ile Almanya arasında çok kanlı savaşlar yaşandı. Ama onlar geride kaldı. Şimdi bu ülkeler yeni Avrupa’nın ortaklaşa sorumluluğunu taşıyorlar.
Amaç, dünü unutmak veya unutturmak değil. Ama sağlıklı bir ortak gelecek için kararlı adaımlar atmak zorundayız.
Yarının barış dolu geleceği ancak, geçmiş unutulmadan, ortaklaşa atılacak adımlarla kurulabilir. Yoksa taraflardan birinin canı acırken, diğerinin göbek atmasıyla sağlıklı yarınlara ulaşamayız.
***
Her vesile ile kendilerini Avrupa Medeniyeti’nin asli unsuru olarak gören Rumların bilmesi gerek bir gerçek var ki, Türk halkı başka milletlerin acısından haz alabilecek bir tiniyette bir insan topluluğu değildir. O nedenle hepimizin komşularımızın acısını kendi acısı olarak kabul eden ve düşmanına bile “Aman” derse el kaldırmayan bir halkız. Bu da bizim iyi tarafımız.
Çabuk affeden, çabuk bağışlayan ve çabuk unutan bir halkız. Bunlar bizim en güzel hasletlerimiz, en güzel yanlarımız.
Ama birey bazında, bu hasletlerimizi kıskançlıkla korumakla birlikte, bir halk olarak olaylara daha farklı bakmak durumundayız.
Örneğin CTP’nin yangından mal kaçırır gibi Anayasa konusunda yapmak istediği değişikliklerin, aslında kardeş kanını akmasına neden olacak bir barut fıçısı olduğunu bilmek durumundayız. Şöyle ki, tasarıya sonradan sokulan ve ilk bakışta son derece masum gibi görülen AİHM’nin kararlarına uymakla yükümlü olma kararı, insanların birbirine karşı silah kullanmasını öngörecek bir TUZAK Hüküm olarak algılanıyor.
Eğer bir gün AİHM , Rumlar kendi topraklarına dönebilir, şeklinde bir karar alırsa, kim evini, kim onlarca yıllık birikimini Rumlara peşkeş çekmeye hazır olabilir?
Acaba CTP iktidarı AİHM’de alınacak kararların daha rahat uygulanması için mi polisi kendi sivil iktidarına bağlamak istiyor? Acaba CTP parttizancılık yaptığını anımsamıyor mu? Artık toplumumuz CTP’nin polisi UBP’nin polisi olarak ikiye mi bölünecek?
***
Efendim, “Barış” bir tarafın öbür taraftaki işbirlikçileri öbürü taraf üzerindeki hakimiyetini hakkaniyet ölçüleri dışında sağlaması olamaz.
Barış, körün eline geçirdiği ile vuslata girmesi de olamaz.
Şurası açık ve kesin ki, bir oldu bitti ile alınacak kararlar ve oluşturulacak sahte barış havaları yerini çok kısa zamanda kana ve ölüme terk edebilir. Bu da bizim özlemimiz değil.
CTP-DP Birleşik Güçler Hükümeti kırk yıldır yaşamakta olduğumuz huzurlu yaşamı AİHM’nin rövanşist hakimlerinin kaderine terk edemez. O nedenle Anayasanıza yapılması gereken değişiklikler toplumumuzun bütün kesimleri tarafından enine boyuna tartışılmalı ve üzerinde kesin bir anlaşmaya varıldıktan sonra sandığa gidilmesi gerekir.
Yoksa zaten bölünmüş olan toplumumuzu CTP’nin polisi, UBP’nin polisi olarak kamplara bölemeyiz. Türkiye bunun acısını çok çekti ve çekmeye de devam ediyor. Ülkemizde Polis saygınlığını, ancak sivil otoriteye bağlanmadığı taktirde sürdürebilir.
Yoksa polisimiz sivil idareye bağlanması, AİHM’nin Rum yanlısı kararlarını Kıbrıs Türk halkına karşı kullanabilmek için mi isteniyor?
Polisimiz böylesi bir adi tuzağa düşürülemez.
Efendim saygılarımla!..













































































































































