İnsanlar ölüyor, kurumlar batıyor, bunlar kader değildir…
29/10/2026
Ali Baturay
Bu ülkenin çok sorunu var ama sanırım en büyüğü ve aslında başka sorunlara da kapı aralayan liyakatsizliktir. Tabii ki diğerleri de denetimsizlik ve torpil düzeni…
Eğitime, tecrübeye, işe uygunluğa, yeterliliğe değer verilmeyen bir düzen yaratıldı. Herkesin her işi yapabileceği düşüncesi hakim kılındı.
Mesele o kadar basitleştirildi ki çok sayıda insan “ben bu işi yapabilecek yeterlilikte değilim, yapamam” demiyor. İki eliyle bir gözünü çıkaramayacak insanlar yetkinlik isteyen görevlere talip oluyor ve o göreve de getiriliyor.
Devlet olmayı ve devlet yönetmeyi basite indirgeyen, çocuk oyuncağı gibi gören zihniyet bizi bitiriyor. Liyakatsizlik, denetimsizlik ve torpil düzeni sürdükçe düzgün bir ülkeden söz etmek mümkün değildir.
Önümüzdeki seçimlerde oy kullanacak olanlar bu gözle de baksın o seçmen listelerine. O görevi yapabilecek kişiler seçilmeli, meclise dolgu malzemesi seçmeyin. Liyakatsizlik parlamentoyla başlıyor, her tarafa yayılıyor.
Devlet kadrolarına partizanca istihdamlarla insan dolduruluyor, üst düzey yönetici görevlerine liyakatsiz insanlar getiriliyor.
Rüyasında görse hayra yormayacak insanları hiç bulunmaması gereken görevlere getirerek, felaket durumların kapısı aralanıyor.
Eğitimi, birikimi o işle ilgili olmayan, o işten anlamayan, yasaları bilmeyen, öğrenme şevki ve yeteneği de bulunmayan kişiler önemli görevlerde yer alıyor.
Böyle durumlar hayati hatalara yol açıyor hem de o kurumlarda altındaki personelin de çalışma azmini köreltiyor.
Çalışma yaşamındaki en kötü durum, amirinizin, müdürünüzün sizden daha bilgisiz olmasıdır. Böyle bir durumla baş etmek kolay değildir.
Ülke yöneticilerinin liyakatsiz kişileri göreve getirmesi öylesine bir tercih değildir. Yeterliliği olmayan kişileri önemli yerlere atıyorlar ki her istedikleri itirazsız yerine gelsin.
Normal şartlarda o mevkiye hayatı boyunca gelemeyecek olan kişi, kendine bu kıyağı sağlayana karşı duramıyor, “Hayır bunu yapamam, bu yetki alanımı aşar, hayır bu yasal değil” diyemiyor. Kimi zaman bilgisizlikten kimi zaman kendisini atayana yalakalıktan dolayı yanlış işlere imza atıyorlar.
Son dönemlerde önemli görevlerde bulunan kişilerin başının derde girmesi, mahkemelik olması, tutuklanması tam da bu nedenledir.
Kurumların zora girmesi, batması, içinden çıkılmaz bir duruma sürüklenmesinin nedeni de budur.
Mesela sahte diploma skandalı liyakatsizliğin çağırdığı bir yolsuzluktur. Bir üniversite resmen liyakatsizliğe hizmet etti, tam anlamıyla liyakatsizlik üretti. Hak etmeden kazanmanın zirvesini yarattılar. Ayrıca bu üniversite, denetimsizliğin de zirvesi oldu… Mahkemede anlatılanlar nasıl kirli ağlar kurulduğunu ortaya koyuyor…
Yönetenlerin liyakatsiz yöneticilerle alengirli işler yapma isteği, ülkeyi felakete sürüklüyor.
Sistemin sorunlu olması insanların sağlığını, güvenliğini tehdit ediyor. İnsanlar ölümle burun buruna geliyor ve hatta sıkça ölüyorlar, liyakatsizlik ve denetimsizlik nedeniyle. Her ölüme “kader” gözüyle bakılmasını istiyorlar, “Başka ülkelerde de olur böyle şeyler” diyerek işin içinden çıkıyorlar…
İşyerinin önünde dururken, bir otomobilin süratle ona çarpıp öldürdüğü kişinin ölümü, kazaymış, şanssızlıkmış, kadermiş… Hayır ne kazadır ne de kader, kötü sistemin cinayetidir.
Hastanede mamasına su yerine alkol katıldığı için hayatını yitiren bebeğin ölümü de kader mi? Sekiz yaşındaki Afrikalı çocuğun, ön tetkik yapılmadan salınan bir iğneyle ölüp gitmesi de kader… Silo faciasında hayatını kaybeden işçinin akıbeti de kader… Öğrenci otobüsünün dereye yuvarlanması da kader… Trafik kazaları, iş kazaları, ani ölümler hepsi kaderdir değil mi? Ne kadermiş bu kader…
Yaşadıklarımız kader, mukadderat, yazgı değildir, liyakatsizliğin, partizanlığın ve denetimsizliğin sonucudur.
Bu kadar falso bize yetmedi, hep deniyordu ya “Bir gün çok daha büyük felaket yaşayacağız” diye, işte o da oldu.
Liyakatsizlik, iş bilmezlik, partizanlık, denetimsizlik bir geminin batmasına 28 canın gitmesine neden oldu. Filo Jet faciası bu ülkenin maruz kaldığı en büyük felakettir. Ne kazadır ne de kader… Kötü yönetimin yarattığı bir toplu cinayettir.
Beklersiniz ki artık bir ders alınsın değil mi, beklersiniz yer yerinden oynasın, beklersiniz ki milat olsun ama olmadı, olmayacak…
Kimse sorumluluk almıyor, liyakatsizliğin, iş bilmezliğin, partizanlığın, ahbap çavuş ilişkilerinin, denetimsizliğin dik alasının yaşandığı bu feci olaydan bile ders çıkaramıyoruz.
Yakınlarını kaybeden insanların çektiği azap, dayanılmaz acı, haykırışları, sel olmuş gözyaşları bile fayda etmiyor birilerini etkilemeye.
Bir şeyleri düzeltme çabası yok. Ateş düştüğü yeri yaktı, kül etti. Sorumlular hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ediyorlar ve yeniden görev talep ediyorlar. Çünkü anormallikler ülkenin normali oldu…
Zaman zaman halkımızın devletine olan aidiyetinin zayıfladığından söz edilir. Nasıl olmasın ki? Bunca yetersizlik, başarısızlık, fiyaskolar, usulsüzlükler, yasa dışılıklar, inadına partizanca işler, akıl almaz tuhaf gelişmeler, halkın başına bela edilmiş kesimler… Bunlar güveni sıfırlar, insanı devletinden soğutur, kişiler ülkesine olan aidiyetini yitirir. “Devletin, ülkenin ne suçu var?” diyenler de var. Evet suçu yok devletin, ülkenin, onlar canlı varlıklar değil ama onu yönettiğini sananların yarattığı kötülükler insanı devletinden soğutuyor. 28 kişin yaşamını yitirdiği bir felaket bile ülkede olması gerektiği gibi taşları yerinden oynatamıyor, isyan dalgası oluşamıyor. Daha ne olması gerekiyor ki? Bundan daha büyük felaket mi yaşayalım?
Tabii siyasiler suçlu da halkımız çok mu masum? Bu kadar sinik, susmuş, kaderine razı, “dur bakalım yarın ne olacak?” diye pasif bekleyiş içinde olmak ve olaylara hep kendi pozisyonu üzerinden bakmak, menfaatini ön planda tutmak, kendine yakın olanların hatalarını görmezden gelmek sürdükçe bu ülke düzelmez, düzelmeyecek…
- Bu ülkede insan yaşamının önemi yok…
- Gerçeğin peşinden korkusuzca koştu, Kıbrıs'ın vicdanı oldu…
- DP ve YDP gerçekten karşıysa iki seçim bir arada yapılamaz…
- GAZETECİLERE HAPİS ÖNGÖREN YASAL DÜZENLEMEDE ISRAR ETMEK BİR MEYDAN OKUMADIR
- Şeytanın bile aklına gelmeyecek kötülükleri yapıyorlar bize…
- Herkese yalan söylemek, kandırmak marifet midir?
- İşlenmeyen cezayı bile affeden yasa tasarısı şimdilik geri çekildi…
- BU KADARI GERÇEKTEN FAZLA
- Tıpta uzmanlık eğitimi hafife alınacak bir iş değil
- Siz sorunlarla cebelleşirken, onlar “tarih yazdık” diyebiliyor…
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































