Bunlar sıradan istinaf kararları değildir…
09/09/2025
Ali Baturay
Beş Kıbrıslı Rumun, tutukluluk gerekçelerini, sokaktan çevirdiğiniz herhangi bir kişiye sorsanız “gerçekçi” bulmaz.
Uyduruk gerekçelerle bu insanların yaklaşık 50 gündür tutuklu yargılanması çok sayıda insanın vicdanını sızlattı.
Herkes biliyor bu beş Rumun tutuklanmasının, Rum Hükümetinin mülkiyetle ilgili aldığı kararlara ve Simon Aykut’un güneyde tutuklu yargılanmasına yönelik bir karşı hamle olduğunu.
Siyasilerin karşılıklı suçlamalarına, misillemelerine alışkınız da çok sayıda insanı üzen, polisin, savcılığın ve yargıçların bu oyuna alet ediliyor oluşuydu.
Özellikle de polisin ve savcılığın kimseyi inandıramayan gerekçelerine nasıl oluyor da yargıçlarımız inanıyor diye hayrete düşüyordu birçok kimse…
Nasıl oluyor da yargıçlar polisin şahadeti üzerine karar üretiyordu?
Mahkemelerin, siyasilerin isteğini yerine getiriyor, intikam duygusu, misilleme hissiyle karar alıyor intibaı yaratması korkunç bir şey.
Rum Hükümetinin Kıbrıs sorununu yok sayıp, yasalarda değişiklik yaparak mülkiyetle ilgili Kıbrıslı Türkleri rahatsız edecek kararlar alması, meseleyi müzakere masasına yatırmak yerine Rum mahkemelerine taşıması, bu çerçevede Simon Aykut’un tutuklu yargılanması çok sayıda vatandaşımızı rahatsız ediyor ancak yine çok sayıda insanımız buna karşı misilleme yapılmasını ve masum insanların Kıbrıs Türk mahkemelerinde haksız yere tutuklu yargılanmasını doğru bulmuyor.
İyi ki Yüksek Mahkeme var, iyi ki oradaki yargıçlar gerçekleri görebiliyor, iyi ki onlar siyasilerin ekmeğine yağ sürülmesini engelliyor.
Yüksek Mahkeme, beş Kıbrıslı Rumun askeri mahkeme tarafından verilen 13 günlük tutukluluk kararını bozmasının ardından bu kez de İskele Kaza Mahkemesi’nin bu insanlar için verdiği üç aylık tutukluluk kararını hatalı buldu.
Yüksek Mahkeme’nin her iki istinaf başvurusunu değerlendirip, tutukluluk kararlarını ve gerekçelerini hatalı bulması ve bozması çok sayıda insanın yüreğine su serpti.
Ülkede neredeyse güven duyulan makam, kurum kalmadı, vatandaşlarımız için sığınılacak tek kale yargımız, mahkemelerimizdir.
Yapılan birçok ankette her zaman en üstlerde en güvenilen kurum, mahkemelerimiz çıkıyor. Eğer Yüksek Mahkeme iki alt mahkemenin kararlarını bozmasaydı, bu güven yerle bir olacaktı.
Uyduruk olduğu bu kadar bariz gerekçelerle beş Rum, tutuklu yargılanmaya devam etmiş olsa bu durum hem vicdanlarda yara açacak hem de adalet duygusunu sarsacaktı.
Tutuklanan ve tutuklu yargılanan kişilerin Rum olması adalete bakış açımızı değiştirmemeli. Zaten çok sayıda insan böyle bakmadı. Eğer polisin şahadeti, savcılığın iddiası sorgusuz sualsiz doğru kabul edilecekse, karşı tarafın iddiaları dikkate alınmayacaksa, polisin çelişkili ifadeleri ve mahkemeye delil ya da veri sunamaması önemsenmeyecekse o zaman mahkemelerin ne önemi var?
Bugün bu konularda beş Kıbrıslı Rum için itinasız davranılırsa, yarın Kıbrıslı Türkler için olmayacağını kim garanti edebilir ki? Adalet aradığımız mahkeme salonlarında adaletsiz kararlar alınması korkunç bir şey olur. Hiç istemediğimiz şeylerdir bunlar. Bozulmayan ender değerlerimizden olan mahkemelerimiz de bozulursa bittik demektir, işte o zaman gerçekten bu ülke yaşanmaz hale gelir.
Şimdi birileri çıkıp; “Çok abartıyorsun. Sanki de tarihte ilk defa üst mahkeme alt mahkemenin kararını bozdu. Hukuk dünyamızda bunlar hep olur. İstinaf hukuk dünyasının bir parçasıdır. Bu son olaydaki iki alt mahkeme kararının üst mahkeme tarafından bozulması da sıradan bir mahkeme olayıdır” diyebilir.
Böyle diyebilirler, desinler, kim ne derse desin. Bu son olaylar genel mahkeme kararları ile aynı değildir. Kıbrıs sorununu bile birebir ilgilendiren bir konudur bu. Her iki taraftaki siyasiler, karşılıklı suçlama
ve misilleme oyunlarını mahkemelere taşıyor, daha doğrusu mahkemeleri kamufle olarak kullanmak istiyor. İşte buna fırsat vermemek gerekir. Siyaset, siyasiler kendi işini yapsın yargı da kendi işini…
Mahkemeyi takip eden Yenidüzen’den Ertuğrul Senova arkadaşımızın haberinden şu alıntıyı yaptım: “Yüksek Mahkeme, alt mahkemenin karşı tarafın iddiasını incelemediğini ve ilkesel hata yaptığını; soruşturma polisinin mahkemeye herhangi bir ifade, delil ve veri sunmadığını, mahkemenin, polisin şahadeti üzerinden karar ürettiğini belirtti. Yargıçlar, yine alt mahkemenin, Anayasa tarafından korunan kişi hürriyetini göz önünde bulundurmadan karar aldığına işaret etti. Bu kapsamda zanlıların istinaflarında başarılı oldukları belirtildi.”
Alt mahkemenin “ilkesel hata yaparak karar alması” veya “Anayasa tarafından korunan kişi hürriyetini göz önünde bulundurmaması”, belki kimilerince bir mesleki hata olarak görülebilir. Ancak unutulmamalıdır ki hakimlerin ve hekimlerin hata yapma lüksü yoktur, çünkü onların yapacağı hatalar hayati olabiliyor, insanların hayatını karartabiliyor. Tabii ki geriye de çok büyük bir güvensizlik kalıyor.
İyi ki Yüksek Mahkeme var… İyi ki yürekleri sızlatan, güveni sarsan “tutuklu yargılama kararları” bozuldu. İnanıyorum ki sonraki adımlarda suçsuz oldukları kararları da verilecektir… Umarım bir daha böyle şeyler yaşanmaz…
- DP ve YDP gerçekten karşıysa iki seçim bir arada yapılamaz…
- GAZETECİLERE HAPİS ÖNGÖREN YASAL DÜZENLEMEDE ISRAR ETMEK BİR MEYDAN OKUMADIR
- Şeytanın bile aklına gelmeyecek kötülükleri yapıyorlar bize…
- Herkese yalan söylemek, kandırmak marifet midir?
- İşlenmeyen cezayı bile affeden yasa tasarısı şimdilik geri çekildi…
- BU KADARI GERÇEKTEN FAZLA
- Tıpta uzmanlık eğitimi hafife alınacak bir iş değil
- Siz sorunlarla cebelleşirken, onlar “tarih yazdık” diyebiliyor…
- Sürekli bir konuşma hali var ama soruna çözüm üretme yok…
- Rüşvet aşırı arttı ve ‘’Yeter Artık’’ dedirtti
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































