Gazeteciler tehditlere alışıktır, direnir ama yalnız olmadığını da hissetmelidir…
13/09/2025
Ali Baturay
Gazetecilere yönelik tehdit hep vardır aslında, çünkü bu meslek rahatsız edicidir, hepsi değil belki ama çok sayıda haber mutlaka birilerini rahatsız eder.
Rahatsız olanların bazıları da ya küfreder ya da kendince tehditler savurur.
Çeşitli tehditler vardır, gazeteciler bunların çoğuna alışkındır, güler geçer… Çünkü bunlar rutine dönüşmüş, bildik şeylerdir.
Ülkemizde en fazla yapılan, gazeteciyi patronuna şikâyet etme tehdididir. Kimisi direkt şikâyet de eder.
Patrona yapılan şikayetle işinden olan gazeteciler ya da köşe yazarları da olmuştur.
Hakkında olumsuz haber yapılan devlet yöneticisi bazı siyasiler, gazete patronunu bazı işlerinin önüne taş koymakla tehdit eder, haberlerin rahatsız ettiği bazı başka güçler de patronla iş birliklerini keseceğini söyler. Burada önemli olan patronun dirayetli durması, personelini koruyabilmesidir. Durabilen var, duramayan var…
Yapılan haberden ya da yazılan köşe yazısından sonra “sana şunu yapacağım, bunu yapacağım” diye tehditler savuranlar çok olur. Gazeteciler genellikle o kişilerin o an bunun öfkeyle yapılan tehdit olduğunu düşünür, işine devam eder. Aksi takdirde bu işi yapamaz.
Örneğin mahkeme muhabirleri de çok tehdit edilir. Hem mahkemeye çıkarılan birçok kişi hem de aileleri muhabiri tehdit eder ama bu nedenle mesleği bırakan olmamıştır. Mahkeme muhabirleri neredeyse bu tehditlere işlerinin rutini olarak bakarlar.
Gerek mahkeme haberleri gerekse başka haberlerle ilgili canı yanan kişinin agresifleşmesi, öfkelenmesi, bu nedenle sert sözler sarf etmesi gazeteciler tarafından sürecin doğal bir parçası olarak görülür. Hatta müdürleri, amirleri gazetecilere, “karşılık vermeyin, canı yandı, doğal olarak böyle davranıyor” der.
Yaptığınız haberler gerçekse, teyit edilmiş ve belgelere dayanıyorsa, çoğu kez karşı tarafın bir şekilde tepkisi diner. Gazeteci de normal hayatına devam eder…
Dava açarak, gazetecileri durdurmak isteyenler de vardır. Kimi zaman o davayı kazanamayacağını bile bile sırf gazete patronunu ve gazeteciyi rahatsız etmek, uğraştırmak ve yaptığı yayını durdurmak isterler. Yani yargı yolunu da tehdit olarak kullanır kimileri…
Yani diyeceğim o ki bu mesleği yapanların büyük çoğunluğu, mutlaka bir şekilde tehdit edilmiştir.
Ha bu tehditler yapılmalı mıdır? Elbette hiçbir gazeteci, küçük veya büyük hiçbir tehdidi ve hakareti hak etmiyor.
Zaten bazı arkadaşlarımız, tüm tehditleri önemsememiz ve mutlaka polise şikâyet etmemiz gerektiğini söylüyor. Belki de onlar haklıdır ama hangi biriyle uğraşacaksınız? Sanırım gazeteciler, ülke içindeki, yani bizim mahalledeki tehditleri fazla dikkate almıyor ama esas korkutan denizaşırı tehditlerdir…
Gazeteciler ciddi sonucu olacak tehditleri hissederler… Mesela 1996 yılında Yenidüzen yazarı Kutlu Adalı katledilmeden önce, gazeteye tehditler geliyordu, hatta gazetenin penceresinden tehdit mektubu da atılmıştı. O yıllarda ben de Yenidüzen gazetesinde çalışıyordum, ben fazla takılmamıştım bu tehditlere ama bazı arkadaşlarımız çok endişe etmiş, tehlikeyi gerçekten de hissetmişti. Nitekim Kutlu Adalı 6 Temmuz 1996 gecesi katledildikten sonra “korkmadık” dersem yalan olur. Örtü altında kalmış gerçekleri ortaya çıkaran Kutlu Adalı Abimiz susturulmuştu. Geride kalanlara da büyük bir üzüntü ve tedirginlik bırakarak… Mesela annem- babam, yakınlarım “Mesleği bırak”, “Yenidüzen’den ayrıl” demeye başlamıştı…
2018 yılında Afrika Gazetesi’ne yönelik tehditler, az kalsın çalışanlarına yönelik kitlesel bir linçe dönüşüyordu, bu durum kıl payı önlenmişti ama yine de çok korkunç bir olaydı… Afrika Gazetesi ve ekibi, yıllarca tehditlerin gölgesinde yayın yaptı ama yolundan dönmedi.
Geçmişte, Afrika Gazetesi’ne, Yenidüzen Gazetesi’ne, Ortam Gazetesi’ne yönelik bombalama, kurşunlama saldırıları ve girişimlerinin tümü tehditti. “Yapmayın bu işi, yazmayın, vazgeçin yoksa canınızla ödersiniz” anlamı taşıyordu.
2004 referandumunda Annan Planı’na destek veren Kıbrıs Gazetesi’ne tehdit telefonlarının ardından üç ses bombası atılmasının nedeni de buydu.
2020 yılında BASIN- SEN Başkanı Ali Kişmir’in bir yazısında yaptığı benzetme nedeniyle tutuklu yargılanıp, hapsedilmek istenmesi de onun şahsında tüm gazetecilere bir tehdittir.
Hükümet edenlerin basını susturmaya yönelik yasalar üzerinde çalışıyor olması da…
Aslında derdi gerçekten haber yapmak olan, bilinmesi istenmeyen örtülü gerçeklerin peşinde koşan, yolsuzlukları, usulsüzlükleri ortaya çıkarmaya çalışan herkes bir şekilde tehdide maruz kalır…
Çok yakın tarihlerden seçerek örnekler verdim ama bu Kıbrıs’ın gayrı resmi tarihinde daha eskilerde, meslektaşlarımız, aydın insanlarımız, muhalif siyasi partilerimiz çok ciddi tehditler gördü, hatta öldürülenler oldu…
Şimdi yeniden günümüze dönelim… Rutin tehditlere alışan gazeteciler ve gazeteci camiası neden son zamanlarda daha tedirgin? Neden gazeteci örgütlerimiz bu konuları gündeme getiriyor, neden bunların gizli saklı kaması istenmiyor? Çünkü artık Kuzey Kıbrıs, tetikçilerle dolu, düşük paralara bile kişiler yurt dışından ülkeye geliyor, “vur” denilen yeri veya kişiyi vurmaya programlanıyor. Dönem dönem buraları tekin değil olmuyor. İşte bir özet yaptım size, buraları şimdilerde de hiç tekin değil.
Dijital gazete Bugün Kıbrıs’ın Genel Yayın Yönetmeni Ayşemdem Akın, katliama uğrayan, merhum Halil Falyalı’nın muhasebecisi ya da finansal beyni olarak tanınan Cemil Önal ile röportaj yaptı. Harika bir gazetecilik örneğiydi bu… Hollanda’da ABD ve Hollanda istihbaratının koruması altında olduğu söylenen Cemil Önal’ı bulmak, onu röportaj yapmaya ikna etmek, onu konuşturmak ve haberini yapmak herkesin sahip olabileceği bir gazetecilik imkânı değildi. Ayşemden bunu yaptı ama bu röportajdan 15 gün sonra sözde koruma altında olan Cemil Önal, kaldığı Hotel Hoevevoorde’nin terasında öldürüldü.
Akabinde de Ayşemdem Akın, söz konusu röportajlardan oluşan “Halil Falyalı Yaşıyor” başlıklı yazı dizisi nedeniyle ölümle tehdit edildi. Yazı dizisini derhal durdurmazsa öldürüleceğini söylendi ona… Bu yaşananlar yalnızca Ayşemden’i değil, tüm gazetecileri tedirgin etti… Kuşkusuz dikkate alınmayacak bir tehdit değildi bu… Zaten bu tür tehditlerin bir amacı da budur, herkesi korkutma, tehdidi herkesin hissetmesini sağlama.
Ardından Özgür Gazete Genel Yayın Yönetmeni Pınar Barut, yayınladığı bir yazı dizisi ve diğer başka haberlerle tehdide maruz kaldı…
Geçen hafta, Kıbrıs Postası Dijital Yayınlar Koordinatörü Canan Onurer, gazetenin web sayfasında yer alan haberleri kaldırmayı reddetti diye ölümle tehdit edildi.
Birkaç gün önce de Haber Kıbrıs Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Ekmekçi, kamudaki yanlış işleri, yolsuzlukları, usulsüzlükleri gündeme getiriyor, irdeliyor diye sosyal medya üzerinden, sahte hesaplardan tehdit edildi.
Burada verdiğim örnekler arasında yer almayan, adını anmadığımız başka gazeteciler de tehdit edildi, ediliyor…
Amaç korku ortamı yaratmak, gazetecileri susturmak, sindirmektir. Zaten günümüzde maalesef gazetecilik ölmüştür, tatlı su gazeteciliği revaçtadır, “araştırmacı gazetecilik yapanlar” ya da “haberlerinde, TV programlarında, köşe yazılarında yolsuzlukları, usulsüzlükleri irdeleyenler” neredeyse yok denecek kadar azdır… Bazı konuları gündeme getiren, ortaya belge koyan, yolsuzlukların üzerine giden, didikleyenler de susturulmak isteniyor. (Hatta gazeteci olmayan ama sosyal medyada bazı bilgiler, belgeler paylaşıp bazı yolsuzlukları gündeme getirenler bile tehditlerden nasibini alıyor. Sosyal medyanın kendisi zaten egemenleri rahatsız ediyor.)
Gazetecileri durdurmak için aklınıza gelebilecek her türlü yolu deniyorlar. Tetikçilerin fink attığı bu ülkede ima edilen şey; avucuna birkaç bin lira sıkıştırılan kişilerin buralara gelip işaret edilen kişilere kurşun sıkabileceğidir.
Gazeteci örgütlerimiz bu nedenle tehditleri deşifre ediyor, kamuoyu ile paylaşıyor, güvenlik güçlerinin, ülke yetkililerinin bazı tedbirler almasını talep ediyor. Tehditler hep vardı ama durum ciddi, “ölümle”, “ortadan kaldırılmakla” tehdit ediliyor meslektaşlarımız ve bunun çok kolay olduğu söyleniyor onlara.
Elbette gerçek gazeteciler tehditlere boyun eğmiyor, eğmeyecek ama yalnız olmadıklarını da hissetmek isterler. Medya, basın, gazeteciler susturulursa, kirli çamaşırlar ortaya çıkmayacak, üstelik geriye kalan kitleyi susturmak daha kolay olacak… O nedenle halkın desteğini de alarak tehditlere direnmek lazım. Bazı gazeteci arkadaşlarımız da birbirini yiyeceğine tek yumruk olmayı becerebilmelidir.
- DP ve YDP gerçekten karşıysa iki seçim bir arada yapılamaz…
- GAZETECİLERE HAPİS ÖNGÖREN YASAL DÜZENLEMEDE ISRAR ETMEK BİR MEYDAN OKUMADIR
- Şeytanın bile aklına gelmeyecek kötülükleri yapıyorlar bize…
- Herkese yalan söylemek, kandırmak marifet midir?
- İşlenmeyen cezayı bile affeden yasa tasarısı şimdilik geri çekildi…
- BU KADARI GERÇEKTEN FAZLA
- Tıpta uzmanlık eğitimi hafife alınacak bir iş değil
- Siz sorunlarla cebelleşirken, onlar “tarih yazdık” diyebiliyor…
- Sürekli bir konuşma hali var ama soruna çözüm üretme yok…
- Rüşvet aşırı arttı ve ‘’Yeter Artık’’ dedirtti
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































