Oradaki kavganın nedeni neydi, ortaya atılan iddialar ne olacak?
23/08/2025
Ali Baturay
Seçim öncesi kabinede değişiklik yapılmasını kimse beklemiyordu.
Evet, Çalışma Bakanlığında bakan ile müsteşarın aylardır süren kavgası can sıkıyordu ama beklenen, müsteşarın görevden alınmasıydı.
Müsteşar görevden alınamadı, kimine göre buna cumhurbaşkanı karşıydı kimine göreyse başbakan…
“Seçime kadar böyle gider” diye düşünülüyordu ama Çalışma Bakanı, müsteşarın yetkilerini elinden alınca ipler koptu.
Anlaşılan başbakan, bakanın haddini aştığına kanaat getirdi.
Bakan mı yoka müsteşar mı daha kıymetli, onu da anlamış oldu herkes.
Tersten bir durum yaşandı, bakan görevden alındı, müsteşar kaldı.
Birçok kişi şaşırdı bu işe ama ikisini de o göreve getiren başbakandı ve “göreve getirdiğim gibi alırım da” mantığıyla bakanı yedi.
Halbuki eğer bakan görevden alınıyorsa, müsteşarın da alınması gerekirdi, en doğru olan buydu.
Bakanı görevden alıp müsteşarı görevde tutmak, aslında bir nevi bakana bir ders vermeydi.
Eğer ikisi de görevden alınsaydı, bakanın cezalandırıldığı pek anlaşılamayacaktı.
Burada esas anlatılmak istenen bakanın cezalandırılmış olmasıydı.
Başbakan, orada olmasını kendisinin istediği müsteşarın yetkilerini almanın, bakanın haddine olamayacağını düşünüyordu ve onu görevden alarak tüm kamuoyuna bunu gösteriyordu.
Başbakan, “Benim kıymetlime nasıl dokunursun sen?” dercesine, bakanı cezalandırarak görevden aldı, partide gücün kimde olduğunu herkese göstermek istedi, bir kafa kopararak, başkalarına da gözdağı verdi.
Dediğim gibi, seçim öncesi hem cumhurbaşkanı hem de başbakan için müsteşarın, bakandan daha kıymetli olduğunu herkes anlamış oldu.
Demek ki seçimde kendilerine faydası dokunacak kişi olarak müsteşarı görüyorlar.
Demek ki bakanın pek bir kıymetiharbiyesi kalmamış onlar için…
Tamam birileri güç göstergesi yaptı, bakanı görevden aldı, yeni bir bakan atadı. Peki bakan ile müsteşar neden kavga ediyordu?
Neden birbirlerini yiyorlardı, neden birbirlerinin boğazını sıkacak noktaya geldiler? Neden birbirlerini mali polise şikâyet edip duruyorlardı?
Bakanın polise şikayetleri mi daha dayanaklı, geçerli, gerçekçiydi, yoksa müsteşarınkiler mi?
Bunun hiç mi önemi yok? En önemli, en stratejik ve istismara en açık bakanlıkta yaşanan bu kavgayı yok mu sayacağız?
İnsan kaçakçılığıyla ilgili iddiaların ne kadarı gerçek? Başbakan için bunlar önemli değil mi, bir tarafı görevden alıp bir tarafı bırakınca, o da bu iddiaların tarafı olmuyor mu?
Polis, bakanın ve müsteşarın yaptığı şikayetleri dikkate almayacak mı, konuyu Başsavcılığa taşımayacak mı?
Ha, poliste böyle şikayetler yoksa, bunlar yalnızca iddiaysa, bakanın veya müsteşarın ağzından öylesine çıkmış ama şikâyete dönüşmemişse, bakana ya da müsteşara yakın kişiler bunları uyduruyorsa, o zaman polis çıkıp bunu açıklasın, “mali polise herhangi bir şikâyet yok” desin.
Eğer gerçekten şikâyet varsa, eğer gerçekten şikâyetten öte belge niteliği taşınan şeyler sunulmuşa polise, o zaman bunlar öylece orada duracak mı? Birileri polisin bu konuyu ileriye götürmesini engelleyecek, bastıracak mı?
Bakan değişecek ve oralarda yapılan kavgalar, ortaya atılan iddialar yok mu sayılacak? Bakanı görevden alınca her şey bitecek mi, yoksa bu işlerin ucu başka yerlere mi dayanacak, dokunacak diye bastırılacak mı?
Bu iş, “müsteşarın fendi bakanı yendi” magaziniyle mi kalacak?
Sakın bana “Bu, UBP’nin iç meselesidir karışmayın” demeyin, Çalışma Bakanlığı’nda herkesin gözü önünde yaşanan bir olay var ve bu artık UBP’nin iç meselesinden çok öte bir konudur, kamuoyuna mal olmuş, izahat verilmesi gereken bir meseledir.
Öte yandan, görevden alınan bakanın ailesi ile sosyal medyada fotoğraf paylaşıp “huzur” yazması, yani bu olaydan sonra huzura kavuştuğunu bildirmesi, bakanlık koltuğunu güle oynaya devretmesi ve bunun bir görev değişimi olduğunu söylemesi de bir tuhaf…
Daha düne kadar yaptığı işleri ballandıra ballandıra anlatan, gelecek planlarından söz eden ve büyük bir özgüvenle müsteşarının yetkilerini elinden alan birisinin, bir anda hiçbir şeyin önemi yokmuş, bakanlıkta işkence çekiyormuş da sanki görevden alınınca huzura varmış gibi davranmasını da anlamak güç.
Tamam sağduyulu davranmaya çalışıyor, tamam küstü, gücendi, hazmedemedi pozisyonuna düşmek istemiyor, anlıyorum ama bir gün önce kendinden bu kadar emin olan birisinin, kendine yapılanı hazmetmesi de normal değil, eğer gerçekten haklı kendisiyse, biraz tepkisini ortaya koymalı, devir teslim törenine katılmalı ama bu kadar güle oynaya yapmamalıydı.
O bakanlıkta yaşananlar ve bu nedenle gelen görevden alma meselesi bu kadar gizemli kalmamalı, söylentiler, iddialar, söylenti ya da iddia olarak kalmamalı, kim temiz kim kirli öğrenelim, polise şikâyet varsa polis de görevini yapsın, ha ortadaki sorun sırf bir inatlaşma kuru bir ego savaşıysa onu da bilelim, herkes bilsin. Çocuk oyuncağı değil bu iş, devletin makamları bu kadar ucuzlatılmamalı… Böyle yaparak insanların hem hükümete hem devlete saygı duymasını mı beklersiniz?
- DP ve YDP gerçekten karşıysa iki seçim bir arada yapılamaz…
- GAZETECİLERE HAPİS ÖNGÖREN YASAL DÜZENLEMEDE ISRAR ETMEK BİR MEYDAN OKUMADIR
- Şeytanın bile aklına gelmeyecek kötülükleri yapıyorlar bize…
- Herkese yalan söylemek, kandırmak marifet midir?
- İşlenmeyen cezayı bile affeden yasa tasarısı şimdilik geri çekildi…
- BU KADARI GERÇEKTEN FAZLA
- Tıpta uzmanlık eğitimi hafife alınacak bir iş değil
- Siz sorunlarla cebelleşirken, onlar “tarih yazdık” diyebiliyor…
- Sürekli bir konuşma hali var ama soruna çözüm üretme yok…
- Rüşvet aşırı arttı ve ‘’Yeter Artık’’ dedirtti
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































