Son dakikalara sıkıştırılmaya çalışılan işler…
04/10/2025
Ali Baturay
Cumhurbaşkanı adaylarından, şimdiki Cumhurbaşkanı Ersin Tatar Bey’in kampanyasında “Neden şimdi?” veya “Daha önceleri neredeydiniz?” dedirttiren birçok şey var…
En sonuncusundan başlayayım isterseniz; Cumhurbaşkanı Tatar talep etmiş, UBP-DP- YDP Koalisyon Hükümeti hemen kolları sıvamış… Apar topar “federasyonu” dışlayan, “iki devletli tezi” savunan bir karar tasarısını meclise taşındı.
Karar metni, 6 Ekim Pazartesi görüşülmek üzere Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi’ne gönderildi. Tasarı, komiteden jet hızıyla geçirilecek ve seçim öncesi en erken sürede Meclisin olağanüstü toplantısında oylanacak… Tasarıyı geçirmek için hükümetin sayısı yeterli…
Halbuki seçim nedeniyle Meclis Genel Kurulu 20 Ekim’e kadar ertelenmişti.
Peki ne oldu şimdi? Neden bu acelecilik? Şeker suya mı düştü de apar topar “iki devletli çözüm” tasarısı meclise getirildi?
Aslında “şeker suya mı düştü?” diyoruz ama esas soru şu olmalı? Tatar, beş senelik görev süresince neden böyle bir tasarı önermedi de seçime çeyrek kala talep etti?
Seçildiği yıl, seçildikten iki yıl sonra, üç yıl sonra aklına gelmedi de görev süresi bitmek üzere, seçime çok kısa süre kala mı hatırladı?
Çok önemliymiş, hayatiymiş… Peki o kadar çok önemliydi de neden Tatar seçildikten beş yıl sonra akıllarına geldi? Önemli olan, hayati olan şey bu kadar yıl sonra mı gündeme gelir?
Cumhurbaşkanı ve hükümet, bu seçim sürecinde etik olmayan, hatta yasal olmayanı zorlayan birçok işe imza attı, birçok eylemde bulundu.
Seçimi kazanmak için “her şey mübahtır” anlayışıyla hareket ediyorlar. Seçime kısa bir süre kala böyle bir tasarıyı meclise taşımak her şeyden önce ayıptır, etik değildir, kendini akıllı sanmak, başkalarını aptal yerine koymaktır.
Akıllarınca tinyozluk yapıyorlar… Birinci amaç, seçim öncesi rakibini ve partisini zora düşürmek, “Bakın, Türkiye Hükümeti’nin de onayladığı ‘iki devletli çözüme’ CTP ve Tufan Erhürman karşı çıkıyor, tasarıya ret oyu veriyor” diye bir kötüleme malzemesi ele geçirmek. Bu sayede Erhürman’ı sinirlendirip agresif göstermek… İkinci amaç ise “seçimi kaybedersem seçilen cumhurbaşkanın ayağına bir ip dolayım” isteği…
Centilmence bir yarış, centilmence bir seçim süreci olmadığı ve bundan sonra da olmayacağı aşikâr. Alengirli işler çok… Ancak “kör kör parmağım gözüne” misali çok belli yapılmak isteneler ve antipatik duruyor… Bir değil, iki değil ki… Yine “siyasette bunlar olur, normaldir” mi diyeceksiniz? Hiç normal değil bunlar ve herkes de farkında…
Aslında başka şeyler de var; “Neden şimdi?” ya da “Daha önceleri nerelerdeydiniz?” sorularını sorduran.
Mesela sosyal yardım alanlara katkı meselesi… Beş yıl boyunca neden sosyal yardım alanlar düşünülmedi de seçime çeyrek kala 10 bin TL yardım yapma ihtiyacı duyuldu?
Tabii bu ödemeyi hükümet yaptı ama açıkladılar, biliyorsunuz, Ersin Bey, Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz Bey’den talep etmiş o da buna olumlu bakmış ve Türkiye’den bu iş için 84 milyon küsur bir para aktarılmış.
Seçime kısa bir süre kala sosyal yardım alanlara yardımları yapıldı. Beş yıl hatırlanmayan sosyal yardım alan kişiler hatırlanmış oldu. Kimse de bunun seçim yatırımı ya da seçim rüşveti olduğunu anlamadı ha?
Bir de “Atak diplomasi” çıktı ortaya… Beş yıl boyunca atak yapmak düşünülmemiş ama seçime kısa süre kala, atak yapmak gerektiği hatırlanmış.
Bu “Atak diplomasi” ifadesini duyunca dış politikaya dair yepyeni şeyler olacağı insanın aklına geliyor ama atak diplomasi pankartlarında daha çok iç politikayla, aslında hükümetin görevi olan işlerle ilgili vaatler görüyoruz…
Üstelik bu vaatler adeta “hükümetin yıllardır becerip yapamadığı ve bunları cumhurbaşkanının yapacağı ya da yaptıracağı intibaı” yaratıyor insanda. Ülkede başkanlık sistemi olmadığını ve hükümetin görevini cumhurbaşkanının yapamayacağını, cumhurbaşkanının yetkileri içinde olmadığını herkes biliyor.
Cumhurbaşkanı, kendisi bu icraatları yapamayacağına göre, “yapılmasını sağlayacak” diye düşünmemizi istiyorlarsa, o konuda da sormak lazım. Mademki hükümet üzerinde etkilisiniz, bunca başarısızlık, sorun, sıkıntı, fiyasko, usulsüzlük yaşanırken beş senedir niye müdahale etmediniz? Beş senedir bu hükümeti uyarmak, doğru yola çekmek için ne yaptınız? Tabii ki hiçbir şey…
Atak diplomasinin dış politika ayağına bakacak olursak, beş yıl boyunca dış politikaya dair kayda değer ne oldu acaba? “Bizi tanıyın” diye çağrı yapılan Türki Cumhuriyetlerin gidip Güney Kıbrıs’ta büyükelçilik açması ve KKTC’nin tanınmamasını öngören BM Güvenlik Konseyi kararlarını tanımaları, kabul etmeleri mi başarı? Yoksa Azerbaycan yetkililerinin sonuç vermeyen güzel sözleri mi?
Örnekleri artırabiliriz ama bilinen şeyleri tekrarlamanın anlamı yok. Bakın daha hükümetin tüm devlet olanaklarını seçim için kullandığına, seçim için yapılan müdahale çağrılarına ve konudaki çabalara hiç girmedim bile… Anlayacağınız, normal bir seçim süreci yaşamak bize haram…
- DP ve YDP gerçekten karşıysa iki seçim bir arada yapılamaz…
- GAZETECİLERE HAPİS ÖNGÖREN YASAL DÜZENLEMEDE ISRAR ETMEK BİR MEYDAN OKUMADIR
- Şeytanın bile aklına gelmeyecek kötülükleri yapıyorlar bize…
- Herkese yalan söylemek, kandırmak marifet midir?
- İşlenmeyen cezayı bile affeden yasa tasarısı şimdilik geri çekildi…
- BU KADARI GERÇEKTEN FAZLA
- Tıpta uzmanlık eğitimi hafife alınacak bir iş değil
- Siz sorunlarla cebelleşirken, onlar “tarih yazdık” diyebiliyor…
- Sürekli bir konuşma hali var ama soruna çözüm üretme yok…
- Rüşvet aşırı arttı ve ‘’Yeter Artık’’ dedirtti
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































