Yaşamak güzel şey be kardeşim…

ads ads ads ads
20/08/2013

ads
ads
ads

Hasan Hastürer Hasan Hastürer


Mutlu olmak, başarılı olmak en önemlisi mutluluk ve başarıyı sağlıkla taçlandırmak herkesin ortak istemi. Ancak gel görün ki salt istemekle mutluluk ve başarı yakalanamıyor.

Mutlu olmak, başarılı olmak kaderin ürünü mü?
Bana göre hayır.
Kaderin bir diğer adı alın yazısı ise, ikisine de inanmıyorum.
İnsanlar kendi alın yazılarını kendileri yazarlar.

 

Bu satırları yazarken CTP Parti Meclisi, hangi partiyle koalisyon kurulmasını görüşüyordu.

Havadis’in bana sunduğu olanaklar kararı bekleyip yorumlamama fazlasıyla yetiyor.

Ancak beklemek istemedim.

Kararı ve uygulamasını görelim, sonra yorumlarız.

***

Aslında 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a karşı başlatılan, derin ya da kirli organize saldırı konusunu da yazmak vardı gündeminde.

Hem de bir gün değil…

Pek çok gün.

Mehmet Ali Talat’a karşı çok organize, “derin” bir saldırı var.

Profesyonel bir saldırı.

Siyasi yelpazenin farklı dilimlerinden, hatta siyasete mesafesi olduğu izlenimi olanlar da bu saldırının parçası ya da servis sağlayıcısıdır.

O kadar organize oldular ki CTP’nin siyasi deneyimi yetersiz kadrolarından bazı isimleri bile tepe tepe kullanabiliyorlar.

Talat, karşıtlığı için farklı yerlere farklı malzemeler bırakılıyor.

Bazıları sağ taraftan Talat’ saldırırken, bazıları da “ sol” düşünceye gençliğin “dinamizmini” de giydirip Talat, aleyhinde çok rahat yıpratıcı propaganda yapabiliyor.

Neyse, bunları takip edip bir kenara not edin…

Konuyu çok detaylı ele alacağımız günler uzak değil.

***

Gelin haftanın bu ikinci çalışma gününde gündemden yumuşak bir kaçış yapalım.

Dr. Mehmet Öz’e sordular: “Sizce bu gün doğan bir çocuk ortalama olarak kaç yıl yaşayacak?”
Mehmet Öz, önce, “120” diye yanıtını verdi. Ve ardından devam etti: “Hatta bu röportajı okuyanların çoğu, bugün sağlıklılarsa, 100 yaşlarını görecek. Eğer 100 yaşına kadar yaşayamıyorsak, biz bir hata ettik demektir. Modern tıp insanı daha erken yaşta öldüren sebepleri hemen hemen yok etti. Bağışıklık sisteminin gevşekliğinden hasta oluyoruz ama ölmüyoruz. İnsanların kalplerini kurtarabiliyoruz. Ya da kanser hastalarının çoğu, kanseri yendikten sonra uzun süre yaşayabiliyor. Onun dışında ne kaldı? Beyin... Beyin  dışında insanı öldüren pek bir şey kalmadı.”

***

Sağlıklı yaşamımız her gün yeni hastalıkların tehdidi altında olsa da, ortalama ömür süresi her geçen yıl artıyor.
Artan ortalama ömür süresi pek çok Batı ülkesinde sosyal amaçlı harcamaları artırdığı için de emeklilik yaşını daha ilerilere alarak denge sağlanmaya çalışılıyor.
* * *
Geride kalan her zaman dilimi sırtımızdaki anı dağarcığımızı ağırlaştırıyor.
Zaman zaman elimizde olmadan, biraz da kendiliğinden dağarcığa şöyle bir göz atarak içinde birikenleri kategorize edip, geride kalan yaşam süremizin rengini ortaya çıkarırız.
Dağarcık yaşanan en küçük zaman diliminde dahi ağırlık kazanıyor. Bütün mesele dağarcığın neyle ağırlaştığıdır.

***
Mutlu olmak, başarılı olmak en önemlisi mutluluk ve başarıyı sağlıkla taçlandırmak herkesin ortak istemi. Ancak gel görün ki salt istemekle mutluluk ve başarı yakalanamıyor.
Mutlu olmak, başarılı olmak kaderin ürünü mü?
Bana göre hayır.
Kaderin bir diğer adı alın yazısı ise, ikisine de inanmıyorum.
İnsanlar kendi alın yazılarını kendileri yazarlar.
Yaşamımızdaki güzellikler için “Alın yazımız böyleymiş” diyeni duydunuz mu?
Genelde olumsuzlukları, yaşamayı istemediklerimizi alın yazımıza, kadere adres edip teselli bulmaya çalışırız.

* * *
Mutlu olmak, sevmek, sevilmek, aşkı yaşamak bir ince sanat aslında.
Zor bir sanat mı? Değil.
Yeter ki bulunulan konum iyi saptansın, nereye, nasıl gidileceği bilinsin.
Mutluluk ve başarıyı aynı potada tutma konusu hep tartışılır. Genelde kabul gören bir görüşe göre başarı hedeflenebilir ancak mutluluk anlıktır ve nedenleri yenilenebildiği, çoğaltılabildiği ve en önemlisi paylaşılabildiği oranda süreklilik kazanır.
Birlikte üretme ve paylaşmayı başarabilenler mutluluğa daha yakın olabiliyor.
Genel geçer bir söz vardır. Her fırsatta güzel temenniler için de kullanılırız. “Acılar paylaşıldıkça azalır, sevinçler paylaşıldıkça çoğalır.”
Bu söze niye sevinç konulmuş da mutluluk konulmamış? Çünkü sevinç tek başına pek yaşanmıyor. Sevinç yansıması için genelde birden fazlalı bir ortama gereksinim vardır. Mutlulukta pozitif anlamda bir bencillik vardır ve paylaşım çok sınırlı insanlar arasındadır. Eğer mutluluğun esin kaynağı güçlü bir sevgi ya da aşksa mutluluk iki yürekten akıp beslenen bir pınardır.
* * *
Çevreye bakıyorum belirli hedeflere yürümek bir yana ayakta durup pozisyonunu koruyabilen “alkışlanacak” kadar başarılı sayılıyor. Kuşkusuz bu böyle devam edemez. Eşyanın tabiatına uygun olan yerinde saymak değil, ileriye gitmektir.
Başarısızlığın sizden kaynaklanmayan nedenleri olabilir. Başarı ve mutluluk işte bu noktada birbirini etkileyebilmektedir.
“Parayla mutluluk olmuyor ancak parasız hiç olmuyor.”
İçinde bulunduğumuz koşullar her şeyi olduğu gibi mutluluğu da zora sokuyor. Unutmamak gerekir ki mutluluk yaşam kalitemizin en önemli kaynağıdır. Yüreğimizin sesine kulak verir küçük adımlarla da olsa mutluluğa yürümeyi başarabilirsek, tünelin ucundaki umut ışığını her zaman canlı tutabiliriz.
Bu gün ve her gün her şey gönlünüzce olsun... Yüzünüzden gülümseme, gönlünüzden sevgi hiç eksilmesin... Nazım Hikmet’in dediği gibi, “YAŞAMAK GÜZEL ŞEY BE KARDEŞİM...”


Günün sözü:


Yüreğimizin sesi, mutluluğun rehberidir.

20/08/2013 10:52
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: Yaşamak güzel şey be kardeşim…, Hasan Hastürer
MANŞETLER

HK Hasan Hastürer

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.