Tuncel Kurtiz’le Kaz Dağları’nda iki buçuk saat yürürken… (*)

ads ads ads ads
29/09/2013

ads
ads
ads

Hasan Hastürer Hasan Hastürer


Tuncel Kurtiz’e Kıbrıs sorununun siyasi yanını sormaya kalktım, “Onu siz benden iyi bilirsiniz” deyip topu taca atmak istedi ama az ısrar devamını getirdi: Kıbrıs sorununu yabancıların dürtüleriyle gelişmiş bir sorun olarak görüyorum. Karşılıklı milliyetçi yaklaşımlar da sorunu derinleştirip, kalıcılaştırdı. Kıbrıs’ta bunca olay yaşanıyor ama İngilizler kazanımlarını koruyor. (27 Temmuz 2008) 
Tuncel Kurtiz, yaşamını yitirdi. Türk sanat dünyasında bıraktığı izlerle ölümsüz olduğu kesin. Tuncel Kurtiz’i 2008 yılında Kaz Dağları’nın eteklerinde Edremit’in Çamlıbel köyünde tanımıştım. Bir sabah vakti, daha güneş doğmadan yürüyüşe çıkmıştık. İki buçuk saat hem yürümüş hem de konuşmuştuk.
Akşamları harika sohbetler yapmıştık.
Tuncel Kurtiz’e saygımla, o zaman, 26 Temmuz 2008’de yazdığım yazımı sizlerle paylaşıyorum.
***
“Bir sanatçıyı bir başka sanatçıyla birlikte anımsamak ikisinden birine saygısızlık olabilir. Ya da daha ünsüz olana...
Tuncel Kurtiz, Türk tiyatro ve film dünyasının nesli tükenen isimlerinden biri... Kurtiz’in bende önce çıkan anımsama izi Sürü filminden... Öteki filmlerini düşündükçe anımsarım mutlaka...
Tuncel Kurtiz’i Yılmaz Güney’le anımsarım her ne halse... Ama çok samimi söyleyeyim Kurtiz’i hiçbir zaman Yılmaz Güney’le kıyaslamadım. İkisini birlikte anımsadım ama ikisine ayrı ayrı değer verdim.
***
Perşembe (24 Temmuz 2008) akşamından beri Edremit’in Çamlıbel köyündeyim. Edremit körfezine birkaç kilometre uzaktaki Çamlıbel, denize yakınlığına karşılık bir dağ köyü.
Milli park ilan edilip koruma altına alınan Kaz Dağları’nın oksijen zenginliği bakımından dünyanın ilk üç ormanı arasına giriyor.
Bitki çeşidi bakımından zenginliği ise dünya çapında.
Çamlıbel işte bu Kaz Dağları’nın koynunda... Çamlıbel’e Edremit Körfezi’nin Balkonu da derler...
Tuncel Kurtiz ve eşi Menend Kurtiz’in Zeytinbağı Oteli’nde kalıyoruz.
Sekiz odalı, otelden öte orada kalan herkese “Evim gibi” dedirten bir mekan.
Belki bir başka yazımda daha uzun anlatırım size... Ama şunu belirtmeden geçmeyim, cennet gibi bir yer...
***
Cumartesi (26 Temmuz 2008) sabahı saat beşi on geçe kalktım...
Kıbrıslı Muhsip Emirsoy Kaptan’ın kaptanlığında, Tuncel Kurtiz’in de rehberliğinde Kaz Dağları’na tırmanıp inen bir parkurda iki saati aşkın bir süre yürümek için bir gece önceden anlaşmıştık...
Daha gün doğmamıştı...
Gün ışırken bir yanda Kaz Dağları öte yanda Edremit Körfezi... Kulaklarımda da cuma akşamki sohbette Tuncel Kurtiz’in harika sohbetine kattığı bir birinden güzel şiirler.
Tuncel Kurtiz, bir sanatçı.
Renkli magazin dünyasının öne çıkardığı isimlerden değil. Ya da bir başka deyişle popüler kültür için malzeme üreten medyanın tornosundan çıkanlardan hiç değil.
Yaşı yetmişi devirmiş...
Kadın değil ki bacağını öne sürüp kapı açsın...
Sanatıyla yol yürüyor, sanatıyla tırmanıyor...
***
Kaz Dağı eteklerindeki Çamlıbel’e gitmeden azacık araştırmıştım... Tuncel Kurtiz, bu cennet köşeye yerleşme serüvenini şöyle anlatıyor... “Ben ortaokuldayken, babam Edremit kaymakamıydı. Hayatımın en güzel günlerini Edremit Ortaokulu’ndaki hocalarım sayesinde yaşadım. Ta İda Dağı oluşundan bu yana, Achilleus’tan, Hektor’dan, Troya’dan bu yana bin pınarlı İda’nın Kaz Dağları oluşu, dağın güzelliği, zeytinin bereketi, ayvanın-narın bereketi beni bu dağa aşık etti. Dünyayı dolaştım, çalıştığım her yerde hep Kaz Dağları’nı anlattım. Öyle bir dağ ki bütün Avrupa’nın florasından daha zengin bir florası var. Bir bölümü milli park ilan edilmiş, yazık ki diğer bölümü milli park olamamış. İşte o bölümde şimdi altın arıyorlar. Neyi yok edeceklerini onlar çok iyi biliyor. Ve seviniyorum ki halkımız da artık anlamaya başladı. Çünkü toprağın altından çıkarılacak altından çok daha değerli toprağın üstü. İlk aşkım Kaz Dağları’nda tanıştığım bir sarı kızadır. Bir çocukluk aşkıydı, ama hiç unutmadım. Şeyh Bedreddin Destanı’nı Viyana’da sergiledikten sonra, tıpkı kendi mezarını arayan bir fil gibi biraz küskün Brezilya’ya yerleşmeye karar vermiştim. Yazar dostum George Amado’nun yanına gidecektim. Sonra Fikri Sağlar’ın yardımıyla oyunumuzu İstanbul’da sergiledik ve ben orada şimdiki eşim Menend’le karşılaştım, çarpıldım, aşık oldum. Onu da kandırdım, Kaz Dağları’na yerleştik. Orada İlyada’yı yeniden yazıyoruz.”
***
Tuncel Kurtiz, sıra dışı bir sanatçı.
Sıra dışı ne demek?
Gelin sizle en yalın en kestirme tanımlamayı paylaşayım. Herkesin girdiği sıraya girmeyen... Herkes gibi olmayan... Büyük çoğunluklarla yanlış yapmak, yerine tek başına bile kalsa insani yanı ağır basan doğrularla yol haritasını belirleyen.
Yetmiş iki yaşı geride bırakmış olmasına karşılık müthiş bir enerjisi var... Hem yürüyor daha doğrusu hem tırmanıyor hem de konuşuyor... Anlatıyor...
Kurtiz, doğaya aşık... Yaşadığı yerin kıymetin biliyor. Tarihini biliyor.... Efsanelerini biliyor...
Kıbrıs’la ilgili ne bildiğini merak ediyorum... “İlk kez 1962’de Kıbrıs’a gitmiştim” deyip ekliyor: “O zaman Kenter Tiyatrosu ile Kıbrıs’ta olmuştum. Kaliteli İngiliz Kumaşları alıp kendime şık kıyafetler diktirdiğimi anımsarım. Daha ilk gelişimde Kıbrıslılar ben de çok güzel izlenimler bırakmıştı. Türkiye’ye, Alanya’ya Denktaş’ın bir yakının yatıyla dönmüştük.
Kıbrıs’a ikinci gelişim tama 33 yıl sonra 1995’te oldu. Bu kez üniversitenin davetlisiydim.”
Kıbrıs sorununun siyasi yanını sormaya kalktım, “Onu siz benden iyi bilirsiniz” deyip topu taca atmak istedi ama az ısrar devamını getirdi: “Kıbrıs sorununu yabancıların dürtüleriyle gelişmiş bir sorun olarak görüyorum. Karşılıklı milliyetçi yaklaşımlar da sorunu derinleştirip, kalıcılaştırdı. Kıbrıs’ta bunca olay yaşanıyor ama İngilizler kazanımlarını koruyor.”
***
Sözü popüler kültüre getiriyorum... Popüler kültüre karşı çıkıp, bu arada popüler kültürü benimseyenlerin dizilerinde yer almanın çelişkisini incitmeden soruyorum. Aslında o denli sıcak bir iletişim kurduk ki yanlış anlaşılma kaygım hiç olmadı...
“Bizim çocukluk ya da ilk gençlik yıllarımızda da popüler kültür vardı. O popüler kültürün sesleri Safiye Aylalar, Müzeyyen Senar’lardı... O popüler kültür de sanat egemendi. Yıllar o yılların popüler kültür izlerini silemedi. Şimdi öyle değil. Şarkıcı diye sahneye çıkanlar şarkı söyleyerek değil, oynayarak para kazanıyor. Bizler için bu şartlar tabii ki zor. Seçici olarak film ya da dizilerde rol kabul ediyorum. Benim Sosyal Sigorta’dan emekli maaşım beş yüz YTL civarında. Çalışmasam nasıl yaşamımı sürdüreceğim.”
***
Yılmaz Güney’le sanatçı dostluğundan öte bir kader birlikleri olmuş.
1959’da Tuncel Kurtiz, Hukuk, Yılmaz Güney ise iktisat fakültesi öğrencisidir. O yıllarda tanışırlar. O tanışma ve arkadaşlık yıllarca sürdü...
Kurtiz, Ayhan Işık, Göksel Arsoy ve Tamer Yigit gibi isimlerin filmlerine karşılık Güney’le farklı ekolü yaşatmaya çalıştıklarını da anlattı.
***
Kurtiz, yaşama çok sıkı bağlı.
“Yaş yetmiş, iş bitmiş” diye hiç düşünmüyor.
Üretiyor ve ödülleri topluyor.
İstanbul’da Bodrum’da sağda, solda neyi varsa tümünü satıp Çamlıbel’e yerleşti. Asi dizisi için Antakya’da on ay kalmanın yorgunluğunu hala atmaya çalışıyor. “Sonunda resti çektim, beni öldürüp diziden yollatın dedim. Yeni teklifler var ama civarda haftada bir çekimi olacak teklifleri değerlendireceğim. Yazıyorum bu arada. Yaşım yetmiş iki... Önümde seksen iki ve doksan iki var. Yüz ikiyi bilemiyorum... Ama o da olabilir.” ... En büyük kalabalıklarda bile fark edilen kahkahasını atıyor, yürüyoruz...
***
Tuncel Kurtiz, geçmişi değil geleceği konuşmak istiyor... Projeleri var...
Otuzlu yaşlardaki insanlar gibi projeler tasarlıyor... Ama oynadığı Yılmaz Güney filmleri nedeniyle yirmi yıl Türkiye’den uzak kalmayı hala hazmedemiyor.
Solculuktan öte komünist olduğunu seslendiriyor.
İdeolojik tercihi ne olursa olsun onun önünde evrensel düşünceyle meselelere bakan bir dünya vatandaşı.
Anı dağarcığı sanat anılarıyla dopdolu... Şeyh Bedreddin’in sinemaya taşımak istiyor...
Can Yücel, Özdemir Asaf, Cahit Irgat ve Münir Özkul’un Tuncel Kurtiz’in hayatında, düşünsel zenginliğinde payı olan isimler olduğunu sohbetlerden çok kolay çıkarırsınız.
Can Yücel, Özdemir Asaf ve Nazım Hikmet’ten şiirler okuyor. İnsan şaşıyor bu kadar şiiri nasıl ezbere bildiğine...
Tuncel Kurtiz, insanları seviyor. Ama insanlarla iletişimde yaptığı işin öne çıkmasını sevmiyor. Bu nedenle de sokakta gördüğü abartılı ilgiye yanıt veriş biçimi farklı yorumlara açık. Anlıyorum Kurtiz’i... Kurtiz sanat yapıyor, popülizm değil... (*) (27 Temmuz 2008) 
Günün sözü:

Gerçek sanatçılar ölmez.
29/09/2013 11:07
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: tuncel kurtiz, hasan hastürer
MANŞETLER

HK Hasan Hastürer

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.