“Tutku, acıyı yok eder”

ads ads ads ads
08/08/2013

ads
ads
ads

Hasan Hastürer Hasan Hastürer


Yaşam çeşitli nedenlerle mutluluk ve güzelliklerden fazla acılarla bezenmiştir.

Bir biçimde elde edeceğimiz tutku duygusu bireysel ve toplumsal acıları mutlaka yeniliğe uğratır. Bu nedenle acıları yenecek tutku sahibi olunuz, tutkularınız, sevgileriniz, aşklarınız sorunlar ne olursa olsun acıların kaynağı olmasın...”

 
 
Bugün bayram…
Bayramı coşkuyla dolu dolu kaç kişi yaşayacak?
Eminim çok az.

Nostaljik yolculuk yapıp, anılarımıza dokunduğumuz zaman mutlu olacak çok fazla nedenle buluyoruz.

Hem de mutlu olduğumuz o dönemde ne mutfakta, ne eğlencede ne giyimde çok fazla seçeneğimiz yoktu.

Yurt dışın seyahat edenler parmakla gösterilirdi.

Yokluk vardı, belki yoksulluk da vardı ama mutlu olanlar çoğunluktaydı.

Şimdi varlık içinde mutsuzluğu yaşıyor insanlarımız.
Nedeni de üç aşağı beş yukarı belli.
Sevgi ve saygı erozyonu yaşıyoruz.
***
Acılar çok hayatımızda.
Hayatımızı acılar şekillendiriyor.
Bu genel geçer doğrudan haberin yeni değil.

3 Ocak 2003’te “Tutku acıyı yok eder” başlıklı yazımda bu konuyu ele alıyordum.

Bu bayram günü ortalama bir bayram yazısı yerine o yazımı sizlerle buluşturmayı daha yararlı buldum.

İşte o yazım:

“Yaşama aktif olarak katılmak, yaşama sıkı sıkıya sarılmaktır. Genel tanımlamasıyla özürlü olarak niteleyebileceğimiz insanların yaşama aktif olarak katılması çok daha önemlidir.

 Özürlülerin toplumsal yaşamda herkes gibi var olmasının koşullarını yaratmak, sorumlu konumda olan herkesin görevidir.

Özürlü insanlar ülkemizde uzun yıllar toplumsal yaşamın kenarında bile duramamıştı. ‘Kaderin cilvesi’ diye nitelendirilmiş özürlü ile yakınları, kendi dar dünyalarına hapsolmuş bir yaşamı tercih etmişlerdir.

Bazıları rahatsızlık duysa da doğrunun hakkını vermekten çekinmedim hiçbir zaman. Kendisi için talihsiz bir trafik kazasından sonra tekerlekli sandalye ile hareket etmek zorunda kalan Mustafa Çelik’in örnek girişimleri, özürlülerin dar dünyalarının kabuğunu kırmada ciddi bir misyonu getirmiştir. 

Mustafa Çelik ve Orkun Bozkurt, bedensel/ ortopedik özürlü olmanın, olağan ve başarılı bir yaşam sürmeye engel olmadığını; toplumsal, sportif ve kültürel etkinliklere katılımları ve başarıları ile kanıtlayan, başarılarını ortak şiir kitapları ‘Sevgi Savaşçıları’ ile kalıcılaştırdıkları için önceki akşam Necati Özkan Vakfı Başarı Ödülleri gecesinde birlikte ödüle değer bulundular. Onların başarılarının çok özel bir anlamı vardır.

*     *    *

Özürlü insanlar dünyada da vardır. Dünyada örneklere bakıyoruz, özürlü diye nitelenecek ne kadar insan dünya çapında büyük başarılar yakalamıştır.

Fransız Michel Petruciani, bu örneklerin en çarpıcılarından biridir.

Ona caz dünyasının Küçük Prensi diyorlardı.

 6 Ocak 1999’da akciğer enfeksiyonundan ölen Petruciani, doğuştan gelen kemik hastalığı nedeniyle 110 santimlik bir boya sahipti... Michel’in doğuştan, çok az görülen bir hastalığı vardı. Kalsiyumu reddeden kemikleri cam gibi kırılgan bir özellikteydi. Bacakları koltuk değneksiz yürümesine yetmiyordu. Boyu da uzamıyordu.

“Petruciani ailesinin küçük oğlu Michel, televizyonda Duke Ellington’ı piyano çalarken görmüştü; “Ben piyano istiyorum” dedi. Müzisyen baba Antoine ona oyuncak bir piyano aldı. Ama bu Michel’i mutlu etmemişti. Sesi gerçeğininki gibi değildi çünkü. Aynı sesi alamadığı için Michel o kadar sinirlendi ki, kırdı oyuncak piyanoyu. Baba bu defa oğluna eski ama gerçek bir piyano aldı. Fransa’nın gelmiş geçmiş en büyük caz sanatçıları arasında gösterilen Michel Petruciani’nin tüm hayatını birlikte geçireceği piyanoya ilk dokunuşu böyle olmuştu. Yıl 1967’ydi...”

Michel Petruciani’nin babası, müzik aletleri satan bir işyerinin sahibiydi. Babası, Michel’in piyanonun pedalına yetişmesi için özel bir sistem geliştirdi.

Bir yanda sağlık sorunu, öte yanda inanılmaz bir müzik tutkusu. Sorunları dünyasının sınırlarını daraltmadı.

1970’li yıllarda konserlere başladı. Kucakta sahneye getiriliyordu. İzleyenler önce “küçük adamı” görmeye geliyorlardı, ancak bir sonraki gelişleri farklı çalışı nedeniyle oluyordu.

Müthiş bir enerjiye sahipti. Sağlık sorunu vardı... Ancak duyduğu acıyı yenmede en etkili ilacı kendi üretiyordu... ‘Tutku, acıyı yok eder’ Michel Petruciani’nin unutulmaz sözlerinden biridir.

13 yaşında ilk profesyonel konser için sahne alırken, 18 yaşında ‘Flash’ isimli ilk albümünü doldurdu.

Avrupa’da kendini iyice kanıtlamış, doyumda, başarıda çıtasını daha yukarılara çekmişti.

Gözü Atlantik’in ötesinde Amerika’daydı. 1981 yılında Amerika’ya gitti ve 1985’te New York’a yerleşip caz dünyasının en ünlü isimleriyle müzik yapmaya başladı.

1987’deki ‘Music’ isimli albümü müzik kariyerinin en önemli kilometre taşlarından biri oldu. Ancak arkasından gelen parasal sorunlar Michel Petruciani’ı bunalttı. Ölmek istedi. ‘O dönemde ölmek istedim. Kendimi bir barın merdivenlerinden aşağı attım. Ama cam gibi kırılgan kemiklerime hiçbir şey olmadı! O anda, Tanrı’nın ölmemi istemediğini anladım. Benim zamanım henüz gelmemişti. Her şeye yeniden başladım, iyi ki başlamışım...’ diye anlatır o talihsiz girişimi.

90’lı yıllara caz dünyasının küçük prensi açısından hep parlak oldu... 6 Ocak 1999 günü, New York’un Beth İsrail Hastanesi’nde son kez soluk alıp yaşama veda ederken arkasında ona yürekten ağlayan gerçek hayranlar bıraktı.

Michel Petruciani, kendini olduğu gibi kabul edip yaşadığı yılların hakkını fazlasıyla verdi. 8 Kasım 1998’de kendisiyle yapılan son röportajda, kendi gibi aynı kemik hastalığıyla doğan oğluyla ilgili şu yanıtı Michel Petruciani’nin yaşama bakış açısını yansıtması bakımında özel bir değer taşımaktadır:

“Kürtaja karşı değilim, zaten bu ayrı bir tartışma. Oğlum Alexandre, benim yenilenmem demek. Olağanüstü bir hayatım var. Ben orada olmaktan mutluyum, oğlum da. Umarım o da iyi bir kariyer yapar. Onu kabul etmemek benim için kendimi kabul etmemek olurdu.”

*    *     *

Yaşam çeşitli nedenlerle mutluluk ve güzelliklerden fazla acılarla bezenmiştir.

Bir biçimde elde edeceğimiz tutku duygusu bireysel ve toplumsal acıları mutlaka yeniliğe uğratır. Bu nedenle acıları yenecek tutku sahibi olunuz, tutkularınız, sevgileriniz, aşklarınız sorunlar ne olursa olsun acıların kaynağı olmasın...”

 
Günün sözü:
 

Güzelliklerin çoğu, sonu tatlı biten acılardır.

08/08/2013 10:37
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: “Tutku, acıyı yok eder”, Hasan Hastürer
MANŞETLER

HK Hasan Hastürer

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.