On yıl önce Denktaş’la konuştuklarımdan….

ads ads ads ads
15/09/2013

ads
ads
ads

Hasan Hastürer Hasan Hastürer


Havaya yumuşama getirmek isteyip, “Her şeyin başı sağlık. Nasılsınız efendim?” diye soruyorum.

Rauf Denktaş’ın yüzünde önce buruk bir gülümseme öne çıkıyor ve yanıt geliyor ardından. “Üzüleceksiniz ama iyiyim.”

“Niye üzülelim? Allah iyiliğinizi versin” deyince devam ediyor. “Mitinglerde ‘AZRAİL GÖREVE’ diye pankart taşındığını unuttum mu sanıyorsunuz?” ( Haziran 2003)

 
 

Zaman zaman vurgu yaparım. Yazılarımı her gün, günlük olarak yazarım. Önceden yazdığım yazılarım çok azdır.

Bu nedenle yazılarım, bir anlamda günlük defterime yazmak gibidir.

Kitap yapmak için yazılarımı karıştırıyorum.

Benim de doğal olarak unuttuğum yazılarımla yüzleşiyorum. Okudukça o günlerle ilgili fazlasını da anımsıyorum.

Dün bu amaçla bir süre çalıştım.

11 Haziran 2003 tarihinde o dönem KKTC Cumhurbaşkanı ile görüşüp, 13 ve 14 Haziran 2003 tarihlerinde, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la dobra dobra konuştuküst başlığıyla iki yazımı okurlarla buluşturmuştum. On yıl üç ay önce kaleme alınmış o iki yazıyı birleştirip bu pazar sizlerle paylaştırmak istedim.

Yazımın bundan sonra o iki yazımın bütünüdür:
***

“Kıbrıs sorununda kader nitelikli tarihler geride kaldı. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne fiilen üyelik tarihi 1 Mayıs 2004.

O tarihe kadar bir çözüm olur mu?

 Şu anki veriler iyimserliği yeterince beslemiyor.

Ancak özellikle ABD’nin yoğun girişim kararı aldığı kulislerde seslendiriliyor.

* * *

İşte bu gelişmeler yaşanırken öncelikle Kıbrıs’ın iki tarafında söz sahibi olan herkesle geçmişte olduğu gibi görüşmek istedim.

İlk görüşmeyi çarşamba günü (11 Haziran 20013) KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la yaptım.

Kıbrıs sorunu, dünyanın en eski çözümsüz siyasi oyunlarından biriyse, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da bu oyunun en eski baş aktörlerinden biridir.

Yılda üç dört kez Rauf Denktaş’la yüz yüze gelip konuşmayı hem severim hem de gazetecilik mesleğim için gerekli bir buluşma olarak görürüm.

Sayın Denktaş’ın görüşlerine katılıp katılmamam, ya da yazılarımın içeriği görüşme istemimi erteletmez, etkilemez.

Uzunca bir süreden beri görüşme istemim vardı. Sağlık sorunları ve yoğun görüşme trafiği bu görüşmeyi çarşamba gününe kadar sarkıttı.

Silihtar Burcu’ndaki Başkanlık Sarayı’nda restorasyon çalışmalarının ardından güvenlik ve görüşme akışının da düzenlendiğini çarşamba günü fark ettim.

Artık Cumhurbaşkanlığı’na girişte kişiler ve çantalar elektronik güvenlik kontrolünden geçiriliyor.

Rauf Denktaş’ın yakın koruma ekibinden polislerin işi ne kadar kolay ya da zordu?

Sordum. Görevli ekibin en deneyimli olanlarından birine göre Denktaş Bey’e yakın çalışmanın kişisel iletişim bakımından sorunu hiç yoktu. Ancak deyip ekliyor, “Denktaş Bey, halkla iç içeliği seviyor. Koruma düzeninden bu nedenle rahatsızdır. Böyle olunca dünyada geçerli koruma kurallarını Denktaş Bey’de uygulamak zor. Yakın korumanın en önemli kuralı korunacak kişiye göre davranmaktır. Böyle olunca bizler de başkanın istemine uygun koruma yapıyoruz.”

 * * *

Randevum saat 10.30’daydı. Biraz zaman sarkması oldu. Özel kalem müdürü Uğur Karagözlü, seslenince görüşme anının geldiğini anladım.

Rauf Denktaş’la çalışma odasında görüşecektim.

Odaya girdiğim zaman her zamanki gibi bir şeyler yazıyordu.

İlk tepkisini merak ediyordum.

Çok sıcak olmayan bir “hoş geldin”den sonra çalışma masasının ön sağ tarafındaki koltuğu işaret edip, “Buyur otur” dedi. Bu arada elini uzattı, toka ettik.

Daha yerime otururken geçmişteki görüşmelere göre ısısı düşük bir görüşme yapacağımız belliydi.

Havaya yumuşama getirmek isteyip, “Her şeyin başı sağlık. Nasılsınız efendim?” diye soruyorum.

 Yüzünde önce buruk bir gülümseme öne çıkıyor ve yanıt geliyor ardından. “Üzüleceksiniz ama iyiyim.”

 “Niye üzülelim? Allah iyiliğinizi versin” deyince devam ediyor. “Mitinglerde ‘AZRAİL GÖREVE’ diye pankart taşındığını unuttum mu sanıyorsunuz?”

 Daha konuşmamızın başlangıcında anladım ki gazeteci kimliğimizle yaptığımız eleştirilerle başkan bizi kendine göre karşı tarafa koymuştu.

Kısa görüşme süremde bunu tartışmak istemediğim için bu çerçevedeki seslenişlerini kabul edip, ilgimi konunun özüne çektim.

* * *

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın temel politikasında önemli bir değişiklik yoktu da üslubunda sertleşme vardı. Herkesi eleştiriyor, Kuzey Kıbrıs’ta kendini eleştiren herkesi AB ve Rum’la işbirlikçi olarak görüp, herkesi çıkar karşılığı bu tavırları sergilemekle, yazı yazmakla suçluyordu.

“Sayın başkan, belge olmaksızın herkese suçlama getiriyorsunuz. Bir hukukçu olarak bunu nasıl yapabiliyorsunuz?” diye sordum.

Yanıt çok netti. “Söylediklerime inanıyorum. Bir gün belgeleriyle açıklayacağım.”

Daha önce casusluk davasındaki sözlerini anımsatıyorum. Yine iddia ile devam ediyor. “Evet o zaman belgeleri görmüştüm. Tek sorun Rum tanığım mahkemeye gelmek için istediği, 25 bin Kıbrıs Lirası’ydı. Gelip konuşsaydı, her şey farklı olacaktı.”

Mahkemede öne çıkmayan belgeleri şimdi kamuoyuna açıklayın deyince de, “Açıklayıp polemik mi yaratayım” diyor. İçimden “Polemik istemiyorsa üslubun sertliği ve içeriği neden?” diye düşünüp öteki konulara geçiyorum.

***

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la konuşuyoruz. Sorularımı sorup, yanıtlarımı alıyorum.

Kıbrıs sorununda 40 yıldır taraf olan bir siyasi kimlik.

“Bunca yıldır fiilen görüşme masasındasınız. Hiç mi hata yapmadınız?” diye sordum.

Hiç tereddüt etmeden yanıt geldi.

“Hata yapmadım çünkü yaptığım benim siyasetim değil.” Ve ekliyor. “Uyguladığım siyaset Türkiye ile birlikte şekillenen siyasettir.”

 Bu noktada yanıttan hareketle yeni bir soru soruyorum: “Sizin siyasetiniz yok mu? Tek başınıza bırakılsanız nasıl bir siyaset izlerdiniz?”

 Durup bir an düşünüyor. Sonra devam ediyor: “Tek başıma olsam Rumlar benimle görüşmez. Arkamızda Türkiye’nin varlığını hissetmeseler bizimle görüşmezler.”

Bu arada masadan kalkmak istediği zaman Türkiye’nin ısrarıyla masada kaldığını da anımsatıyor.

* * *

Rauf Denktaş, Kıbrıs sorunu oldukça kritik bir evreden geçer olmasına karşılık, bu kez görüşerek değil, görüşmeden pazarlık yapabileceğine inanıyor. Masaya oturmak için pazarlık yapmak istediğini doğrudan vurguluyor.

Annan Planı için dün ne söylüyorsa bugün de aynısını söylüyor.
Barış ve çözüm yanlısı güçleri çözümün özünü anlamamakla suçluyor.

Kendi anladığı manada iki devletlilik dışında herhangi bir yaklaşımı dinlemeye bile razı olmayan bir görünüm veriyor.

* * *

Ankara’daki AKP Hükümeti’yle uyumunu soruyorum. “Yaptığımız görüşmelerde bana söylenenlere göre bir sorunumuz yoktur” diyor.

Bir sorun seslendirmemekle beraber bir zamanlar Ecevit hükümetiyle uyumunu seslendirmedeki vurgunun olmadığını fark etmekte zorlanmıyorum.

Buraya, Kıbrıs’a gelince muhalefetle uyum yönünde köprüleri iyice attığı çok kolay anlaşılıyor.

Denktaş’a göre başta CTP olmak üzere pek çok sivil toplum örgütü ile Kıbrıs sorununda görüş farklılığı buluşma noktasının çok uzağında.

Rauf Denktaş’ın buluşma için temel iki koşulu var. 1. Kıbrıs sorununun çözümünde iki devlet temelinde çözümü ısrarla savunmak. 2. Türkiye, AB ailesine katılmadan, Kıbrıs’ın üyeliğini istememek.

Bu noktada Kıbrıs Türklerinin, AB ailesine katılmasının Türkiye’nin de lehine olacağını anımsatmak istiyorum, neredeyse cümlem ağzımda kalıyor... Türkiye bunu seslendirmediğine göre bize söz hakkı düşmüyordu Denktaş Bey’e göre.

* * *
Rauf Denktaş, aralık seçimleriyle ilgili rahat değil.

Muhalefetin, Kıbrıs sorununda izlediği tavrı bir noktada kendine karşı algılayıp, seçimlere ulaşmadan şimdiden tavrını alıyor.

Bunu da kendinde doğal bir hak olarak görüyor.

“Aralık seçimlerinde muhalefet çoğunluğu sağlarsa sonuçlara saygılı olmayacak mısınız?” diye soruyorum.

Esas yanıtı vermeden önce “Öyle bir sonucun olacağına inanmıyorum” diyor.

Tam o noktada, görüşmecilikten çekilme yaklaşımını anımsatıp soruyorum: “Bu tehdit değil mi?”

“Hayır tehdit değil. Kıbrıs sorununda iki devletliliği savunmayan, Türkiye’den önce AB üyeliğini savunan bir hükümetin nasıl görüşmecisi olurum?” diyerek yanıtını bir soru cümlesiyle veriyor.

Söz “Darbe” dedikodularına gelince, erken bir tepkisel yanıt verip, “Ben öyle bir şey söylemedim. Söylediklerimi gazeteci yorumlamış” diyor.

* * *
Yaklaşık 35-40 dakika konuştuk. Başkan hiç yumuşamadı.

Denktaş cephesinde pozitif yönde yeni bir şey bulmadım. Hatta söylediklerinin satır aralarını okuduğum zaman Rauf Denktaş’ı, en sert ve kafasındaki hedeflere varmak için her şeyi yapabilir bir ruh halinde gördüm.

Bu sertleşmeyi tercih ederken gücü nereden alıyordu? İşte bu sorunun yanıtını bulamadım. Ya çok güçlü bir desteği var, ya da tek başına kaldığı için sivri çıkışlarıyla son kozlarını oynamak istiyor.

 
Günün sözü:
Zaman, her şeyi silen silgi değildir.
15/09/2013 11:02
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: hasan hastürer
MANŞETLER

HK Hasan Hastürer

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.