Dolu düşünüp, boş konuşanlar var oldukça…
01/08/2013
Hasan Hastürer
Seçimler, en yüksek katılımlı kamuoyu yoklaması, kamuoyu belirlemesi, istatistik çalışmasıdır.
Doğru bir çalışmayla ortaya çıkan istatistik veriler yalan söylemez. Yalanı, o verileri istediği gibi okuyup topluma taşıyanlar söyler.
Şimdi yaşamakta olduğumuz da buna benziyor.
Her parti sonuçları istediği gibi yorumlayıp, yoluna devam etmek istiyor.
Ne diyelim? Hayırlısı olsun…
Yıllar önce İstanbul, Ortaköy’de “Dolu Düşün, Boş Konuş” isimli tiyatro oyununu izlemiştim.
Oyunun önde gelen iki oyuncusu Haluk Bilginer ile Zühal Olcay’dı.
Oyunun temeli insanların çok yüzlülüğüydü.
Oyunun özü ya da verilen mesaj şöyle özetleniyordu:
“Toplumsal koşullanmalar, para tutkusu, karşısındakini kırma endişesi, başarısızlık, gülünç olma kaygısı vb. yüzünden ‘içi dışı bir’ olamayan insanları ele alan ‘Dolu Düşün Boş Konuş’, bütün bu kaygılar sonucunda içindeki düşünceler açığa çıkarıldığında ne denli komik duruma düşüleceğini gösteriyor. Düşündükleriyle söyledikleri arasındaki karşıtlığın insanları nasıl sıkıntıya soktuğunu, insanoğlunun ne denli ikiyüzlü ve zavallı olduğunu gözler önüne seriyor.”
Eve yaklaşırken, “O cadaloz karıyı yine göreceğim. Onun yüzünden evin kapısından bile içeri girmek istemiyorum” diye düşünüyor. Kapıdan içeri girip kaynanası ile yüzleştiği ana ise, “Anneciğim sen bir meleksin. İş çıkışı eve gelip canım eşimle birilikte seni görmek istediğim için uçarak geliyorum. Sen bir tanesin” içerikli sözler ve ardından kaynanasının yanağına kondurduğum öpücükler.
Oyunu izlememin üzerinden çok rahat on kusur yıl geçti.
Dolu Düşün Boş Konuş, oyunu aklımdan hiç çıkmadı.
Nedenini sorguladım elbette.
Bu sorgulamamın yanıtını buldum kendime göre.
Kıbrıs’ın kuzeyinde düşündükleriyle söyledikleri, kuzey ile güney kutbu kadar uzak çok insan var.
Hele siyaset dünyamızda dolu düşünüp boş konuşanlar en uzun ömürlü olanlar.
Bazılarının bu haline öylesine alışıldı ki, “Yalancıların kralıdır” deniliyor, gülerek.
Daha da önemlisi düşündükleri ile söyledikleri örtüşmeyen, yani özü sözü bir olmayanlar yıllarca sandıktan çıkmayı da başarıyor.
Elbette bunu salt siyasetin önde gelenleriyle sınırlı tutmak yanlış olur. Bu durum son yıllara medyanın da yaygın hastalığı olmuştur.
Böyle olduğu içindir ki, politikacılarla birlikte basın da itibar, güvenilirlik erozyonu yaşıyor.
Kolay ya da hızla unutanlar için “BALIK HAFIZALI” denir.
Balıklar gerçekten çok hızlı mı unutur?
Bu konuda farklı yaklaşımlar var.
Sonuçta hızlı unutanları BALIK HAFIZALI denildi, herkes de balık hafızalı denildi mi kolay unutanı anladı.
Kıbrıslı Türklerin, çatışma, savaş dönemi anıları hariç genelde kolay unuttuğunu söyleyebilirim.
İnsanlar şahsen kendilerine atılan “kazıkları” da kolay unutmaz.
Toplumsal, zümresel birliktelik içinde topluca “kazıklanmalar” her ne halse kolay unutulur.
Adı da çok kolay konulur. “ÇOKLUKTA ÖLÜM BİLE TATLIDIR.”
Çoklukta ölüm bile tatlıyken, sorumlu konumda olanlarım attığı kazık mı tatlı gelmeyecek?
İşte toplumun bu yaklaşım biçimi ya da toplumsal zayıflık, siyasetçiyi gelecek düşüncesinden uzak her türlü adımı atma bakımından cesaretlendirir.
O gün işe yarayacağı inancıyla çok kolay vaatler verilen, namus sözleri, seslendirilir.
Köprüyü geçene kadar ayı, dayıdır.
Köprü geçildikten sonra, bir sonraki seçime kadar D’ayı’nın, D’si düşürülür D-ayı, ayı olur.
Verilen sözler unutulurken kılıf bulmaktan daha kolay ne var ki?
İstisnasız her parti, kendini kurtaracak malzemeyi seçim sonuçlarından bulabilir.
CTP-BG, tek başına iktidar hedefledi ancak oylarını ve sandalye sayısını artırdı. Başarısı ortada.
DP, seçime beş kala ismine Ulusal Güçleri ekledi. 2009’de beş milletvekili çıkarmıştı. Şimdi sayı 12. Başkanı Serdar Denktaş, bu rakamları öne sürüp, “Birinci parti çıkmazsak genel başkanlıktan istifa ederim” sözünü geri aldı.
En başarısız parti UBP’de bile sonucu savunanlar olabilir. Nasıl mı? “UBP, ulu çınar gibi eski bir ağaçtır. Ağacın sağlıklı büyümesi için budanmaya ihtiyacı var. Seçimlerde budandık. Şimdi daha gür büyüme zamanı başladı.”
TDP ise çok rahat, “2009’da iki milletvekili çıkarmıştık. Şimdi yüzde elli artışla üç milletvekili çıkardık. Bu oranda milletvekili artışını CTP bile göstermedi” diyebilir.
Seçime katılıp barajı geçmeyen BKP ise duruş farklılığıyla birlikte oylarını artırdığını çok rahat seslendirebilir.
Herkes bir bakışı bulup hem kendisiyle birlikte başka bireyleri ve toplumu kandırmaya çalışabilir.
Bunda başarılı da olunabilir.
Aldatarak kabullendirmek, yanlışı ortadan kaldırmaz.
Bunun azıcık bilenler vicdanlarının, “Herkesi kandırabilirsin ama beni asla!!!” sesini mutlaka duymaktadır. Duymazlıktan gelmek, duymamak değildir.
Seçimler, en yüksek katılımlı kamuoyu yoklaması, kamuoyu belirlemesi, istatistik çalışmasıdır.
Doğru bir çalışmayla ortaya çıkan istatistik veriler yalan söylemez. Yalanı, o verileri istediği gibi okuyup topluma taşıyanlar söyler.
Şimdi yaşamakta olduğumuz da buna benziyor.
Her parti sonuçları istediği gibi yorumlayıp, yoluna devam etmek istiyor.
Ne diyelim? Hayırlısı olsun…
Doğru tek, yalan sonsuzdur.
- Yirmi birinci yüzyılın köle diyarı...
- UBP’de sular, durulma yoluna girer...
- Bir kişi daha eksildik... Nurlar içinde uyu Münire öğretmen...
- Pasaport işlemi yapan Türk polisinin anımsatması...
- 'YÖDAK’ta yokluk ve sıkıntıları mazeret yapmadım…'
- Rekabet edebilirlik ve kaliteli eğitim vazgeçilmezdir
- Bizim hava yolumuza ihtiyacımız vardır…
- Zengin iş adamı karşısında, zavallı fakir devlet…
- Yerel yönetimler de rotasız…
- Vatandaşın derdi ve öncelikleri farklı olunca…
- TÜM YAZILARI için tıklayınız















































































































































