Advertisement

Advertisement

ENOSİS, öldü eksik olan mezarı...

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
23/09/2013


Hasan Hastürer Hasan Hastürer


Dimitris Hristofyas’la dünden bugüne, Kıbrıs’tan bölge ve dünyaya konuları konuştuk...
ENOSİS, öldü eksik olan mezarı...
Uzun yıllar AKEL Genel Sekreterliği, ardından yedi yıl Kıbrıs Cumhuriyeti Meclis Başkanlığı ve bir dönem Cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunan Dimtris Hristofyas’la AKEL’in düzenlediği her türlü gösterişten uzak ofisinde uzun bir sohbet yaptık.
Sohbetle ilgili yorum hakkımı yarına saklayarak Hristofyas’ın sorularıma verdiği yanıtları sizlerle paylaşmayı tercih ettim.
Uzun yıllar AKEL Genel Sekreterliği, ardından yedi yıl Kıbrıs Cumhuriyeti Meclis Başkanlığı ve bir dönem Cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunan Dimtris Hristofyas’la AKEL’in düzenlediği her türlü gösterişten uzak ofisinde uzun bir sohbet yaptık.
Sohbetle ilgili yorum hakkımı yarına saklayarak Hristofyas’ın sorularıma verdiği yanıtları sizlerle paylaşmayı tercih ettim.
Hristofyas’ın sözlerinde gündem olacak içerik var.
Sohbeti baştan sona kaydettim.
Dimitris Hristofyas’ın yazılması dediklerini yazmıyorum.
***
H. Hastürer: Kıbrıs’ın yakın tarihine baktığınız zaman neler görüyorsunuz?
D. Hristofyas:  Kıbrıs’ta yaşanan acıların geçmişinde tarihi hatalar var. Kıbrıslı Rumlar ENOSİS’i öne çıkarırken, biraz da savunma güdüsüyle Kıbrıslı Türkler de TAKSİM diyerek Türkiye’nin egemenliği altına girdi. 1950’li yıllarda en büyük hata Kıbrıslı Türklerin tecrit edilmesiydi.O zamanki liderlik daha zeki olup Kıbrıslı Türkleri kucaklasaydı Dr. Küçük ve Denktaş yalnız kalacaktı. Yaşananlardan iki toplum çok zarar gördü. TMT’nin baskı ve tehdidi nedeniyle çok sayıda Kıbrıslı Türk hayatlarını kurtarmak için başka ülkelere göç etmek zorunda kaldı.
ENOSİS hala var mı? Zürih – Londra anlaşmalarıyla birlikte ENOSİS ölmüştür. Herkes biliyor ki Enosis bitti. Bundan sonra da ENOSİS gündeme gelemez. Eksik olan ENOSİS’in mezarıdır.... ENOSİS ölmesiyle ilgili dini törenler yapmamız gerekir.
 
H. Hastürer: Bu süreçte Kıbrıslıların zaafiyeti ne olmuştur:
D. Hristofyas: Ortak vizyona sahip olmamak Kıbrıslıların en büyük zaafiyeti olmuştur. Kıbrıs Cumhuriyeti, İngiltere ve iki anavatan Yunanistan ve Türkiye’nin eseriydi. Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasına kurulmuştu ama Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumların ortak sahiplenmesi yoktu. Böyle olduğu içindir ki üç yıl sonra yaşananlar yaşandı.
 
H. Hastürer: Kıbrıs’ta özellikle Rumların yaklaşımlarını egemenlikle bağlantılı neler söylersiniz?
D. Hristofyas: Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne alışmış durumdadır. AB üyeliğiyle bu daha da sağlam bir hale geldi.
Rumların aslında hazmediği husus şudur. Bu adanın tek hakimi, tek egemeni değiller. Gerçek olan adadaki egemenliğin ortağıdırlar. Bunu bazı Kıbrıslı Rumlar hazmedebilmiş değildir. Bunun aslında sınıfsal temelde nedenleri var. Egemenliğin sadece Kıbrıslı Rumlara ait olmadığını kabul etmeyenler egemen kesimleridir. Onlara göre Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler birlikte olsun ama Kıbrıslı Türklerin egemenlikte ortaklığı olmasın.
Bu anlayıştan kurtulmadıkları sürece Kıbrıs, Türkiye’nin ya da emperyalizmin boğucu kucağından kurtulamayacaktır.
 
H. Hastürer: EOKA’ya kısaca yorumlar mısınız?
D. Hristofyas: Kıbrıs’ın yakın tarihi çelişkilerle doludur. EOKA’nin vizyonunda bağımsızlık mücadelesi vardır. Ancak lideri Grivas, yabancıların hizmetindeydi. Grivas’ın hedefinde öncelikle komünistler olduğu için Kıbrıs’ta bir iç savaş yaratmak istiyordu. Grivas’ın altında başka kadrolar da vardı.
Kıbrıslı Türklere, dost davranılmasını, İngiliz sömürgesine karşı mücedeleyi öncelikle  savunan Kyriakos Matsis, gibi isimleri de unutmamak gerekir.
Kıbrıslı Türkler, TMT şiddeti yaşadığı gibi Kıbrıslı Rumlar da EOKA’ya çok kurban vermiştir.
H. Hastürer: Kıbrıs Türk Toplumuna bakınca Dimtris Hristofyas ne görüyoru?
D. Hristofyas:  Kıbrıs Türk toplumunda gelişimin yetersizliği sorgunlanılıyor elbette. Babanın parasına muhtaç yaşandığın sürece nasıl gelişme olacaktı ki? Mevcut durum politikanın da zeminini teşkil ediyor. Kıbrıs Türk Toplumunda siyasal yaşamın da gelişememesinde egemen sınıflarının rolu ve payı nedir? Bu soruya da yanıt aramak gerekir. Ortak bir ekonomik ve siyasal yaşam olsaydı her şey yerinde olacaktı. Öyle bir durum olsaydı ne sözde komünist ne de sözde faşistler olacaktı. Komünistse komünist, faşistse faşist olacaklardı.
 
H. Hastürer: Solcular gemişi çok konuşur....Geçmişi doğru söylemek değil geleceği doğru görmek daha önemli değil mi?
D. Hristofyas:  Biz siyasi sorumluluk üstlendiğimiz zaman ileriye baktık. Bizim iktidarımızda yaptıklarımızı sağcılar, “Hristofyas’ın Kıbrıslı Türklere ikramı” olarak sundular. Biz Kıbrıslı Türklere hediye vermedik. Hediyemiz varsa, tüm Kıbrıs halkıınaydı.
Tüm hayatım boyunca bir Kıbrıslı olarak düşünüp davrandım. “Acaba Hasan benden farklı mı? diye hiç düşünmedim.
H. Hastürer: Dünyada ve bölgedeki gelişmeleri hangi yaklaşımlarla yorumlarsınız?
D. Hristofyas: Sosyalizmin yıkılmasından sonra dengeler süratle gerici güçler leyhine değişti. Bölgemiz yanıp tutuşuyor. Bu Amerika, İngiliz ve Fransızların eliyle oluyor.
Avrupa Birliği Konseyi toplantılarında çığlıklarımla doğru politikaların önünü açmaya çalışıyordum.
Mübarek, demokrat bir lider değildi.. Ama iktidarı kanlı değildi. Kaddafi’yi götürdüler. Köpürleri yıktılar. Yerine ne getirildi ya da ne geldi? Radikal islam...
Bölgemizde bunlar yaşanırken Türkiye Başbakanı Erdoğan, bu gerici radikal islam harketlerinin hamisi gibi davranıyor.
Bugünkü koşullarda Suriye’de Esad, daha az kötü olandır.
Esad’ı devirip daha demokratik bir rejim mi getirmek istiyorlar?
Esad’a karşı olanlara bakalım... Suudi Arabistan. Orada demokrasi mi var? Elinizi bir kadına uzatın elinizi keserler. Emir... Onlar demokrat mı?
Tüm bunların diyalektik değerlendirmesini yapmamız gerekir.
Bu noktada yapmamız gereken güçlerimizi düzenli bir şekilde birleştirip, yeni bir soluk alıp, sabır gösterip, ideolojilerimizin rehberliğinde yozlaşmadan mücadele etmektir.
Geleceğimizin ışığı mevcut durumda ve gerici anlayışlarda değildir.
H. Hastürer: AB içinde olmanın artıları mı eksileri mi fazla?
D. Hristofyas: Eleştiriler ne olursa olsun AB ailesi içinde bulunmanın avantaj olduğuna inanıyorum. Elbette yanabcılara karşı seslendirdiğimiz pek çok şey var. Kıbrıs özelinde yaşananlar baktığımız zaman yapanları yerli sermaye unsurları, özellikle bankacılık sektöründen olduğunu görürüz. Bizi boyundurukları altına sokmak için Avrupanın hırsızlarıyla işbirliği içine girdiler. Dolayısıyla tek başımıza bu işin üstesinden gelemeyiz. Bu nedenle meselelere daha Avrupalı, daha dünya çapında bakmamız gerekir.
AB ülkesinin liderleri, “ AB’ye üye olan ülkelerde insanlar yemeklerini altın kaşıklarla yiyecek” diyordu. Halbuki Avrupa’nın Neo Liberalleri halkın elinden, bilinen en basit tahta kaşıkları bile aldılar.
Tüm bunlar yaşanırken acı olan Sovyetlerin, Sosyalizmin çöküşü sonrası sol hareketin hala adeta koma ya da baygınlık konumunda olmasıdır. Sol Hareket, derlenip gücünü birleştirmezse geleceğimiz çok zor olacak.
H. Hastürer: Solun yeniden etkili olabileceğine inancınız hangi düzeyde?
D. Hristofyas: Solun yeniden güçlerini toparlayıp etkili ve belirleyici olacağına inanıyorum. Umudum tamamdır. Ve bu süreçte AKEL evrensel düzeyden önemli bir rol yerine getirecektir.
Avrupa solu, AKEL’i aydınlık bir örnek olarak görmektedir. Umudun yeninden canlanmasına katkı koyacak güce AKEL gerçekten sahiptir. AKEL’in bu tarihi görev için, hata yapmışlık psikolojisinden hızla ayrılması gerekir.
AKEL Merkez Komitesi’nde de bu çerçevede katkı koymaya devam edeceğim.
AKEL, halkın gözününün içine bakarak öne, ileriye çıkmalıdır. Şu an için halkın partiden daha önde olduğu hissindeyim.
Şu an için partinin lideri değilim. Ancak parti içinde eşit bir yoldaş olarak bu yolda mücadele edeceğim.
AKEL, Kıbrıs adasında iki toplumun gözlerinin içine bakarak doğru hareket edebilecek bir partidir hatta tek partidir.
H. Hastürer: Özellikle siyasi sorumluluk taşıdığınız dönemde Yunanistan’la ilişkileriniz nasıldı?
D. Hristofyas: Yedi yıl Meclis Başkanlığı bir dönem de Cumhurbaşkanlığı yaptım. Hiç bir zaman Yunanistan’ın uslu çocuğu olmadım.Yunanistan’la iyi, kardeşçe ilişikiler geliştirdim. Ancak kendilerine şunu çok açık olarak belli ettim. Kıbrıs sorununda ipler Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ve Kıbrıs Cumhurbaşkanı olarak benim elimdedir. Bu tutumun onlar tarafından saygıyla karşılandı. Böylesi bir tutumla Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı yaptım.
H. Hastürer: Kuzey’de CTP’ye bakınca aklınızdan neler geçer?
D. Hristofyas: CTP’yi özellikle Özker Özgür’ün liderliği döneminde solda bir parti olarak görenlerdenim. Özker Özgür, CTP’den ayrılmasa daha iyi olurdu. Partide kalıp mücadelesini sürdürmeliydi. Özker Özgür’ün liderliği döneminde CTP’nin Denktaş’la koalisyonunun doğru olmayacağını yazılı olarak iletmiştik. Nedeni de açıktı. Güçlü olanın belirleyici olduğu ortamda CTP yıpranıp olumsuz etkilenecekti. Nitekim öyle de oldu.
O zaman CTP’nin yaptığı şimdi AKEL’in Anastasiadis’le koalisyon kurmaya kalkışsak yapmış olurduk. AKEL bunu yapmıyor elbette. AKEL bunu yapsaydı büyük hata olurdu.
 
H. Hastürer: Kıbrıs sorunun, yakın bir gelecekte çözüm ihtimali var mı?
D. Hristofyas: Çözüm ihtimali her zaman var. Aksi halde umudu öldürmüş oluruz.
Mehmet Ali Talat’la çok tartıştık. Talat’la çalışırken çok eziyet de çektim ancak ciddi mesafeler de aldık. Ancak önemli konularda anlaşamadığımız için anlaştığımız konuları açıklamada uzlaşamadık. Erdoğan’ında yardımıyla Talat yeniden seçilmiş olsaydı. Kıbrıs sorunu şimdi çözülmüş olurdu. Ancak aşikar bir şey var, Erdoğan, Talat’ı sattı. Pek çok kez Talat’la başbaşa görüştük. Zor olduğunu bilmeme rağmen Türkiye ile göbek bağını kesmesini söyledim. Oturalım anlaşalım, toplumlarımıza ve uluslararası topluma da sunalım. Böylesi bir durumda Türkiye bu anlaşmayı kabul etmek zorunda kalacaktı. Bunu konuştuğumuzda, bunu yapma yoluna gitmedi.
Türkiye ile telefonda sık sık konuştu. Pek çok konuda anlaşmış olmamıza rağmen Kıbrıslı bir çözümü, Kıbrıslı bir anlaşmayı başaramadık. Talat’a bunu başarmamız durumunda her şeyin olumlu yönde tahmininden çok daha farklı olduğunu göreceğini de söyledim.
Bu noktada değer verdiğim bir siyasi olan Talat’la ilgili bazı görüşlerimi daha ifade etmek isterim
Kuzey’de seçimler yaklaşırken Talat’a sordum: “ İnsanlarla toplumla ilişkilerin var mı?”
 Bana “Hayır” dedi. Yeniden aday olup seçime gideceksin. Toplumla, insanlarla neden yoğun ilişkiler içinde değilsin?, diye yeniden sorunca, bliyormusun ne dedi... “Ben Tasos Papadopulos gibi içime kapalı bir karaktere sahibim. Halkla her gün temas içinde olamayan birisiyim.”
Bu bağlamda Eroğlu’nun nasıl olduğunu da sordum. Yanıtı şu oldu. “ Eroğlu çok sosyal bir insan.Yolda yürürken durup insanlara ismiyle hatır sorabilen biri. İnsanların çoluk çocuğunun sağlık sorunları bile bilip sorabilen birisi.”
Eroğlu’nun ne kadar sosyal bir insan olduğunu ben de gördüm. Görüşmelerde ayrı fikirlerdeydik. Ancak bir birimiz karşısında yürekten davranıyorduk. Eroğlu’nun evine gidip yemek yedim. Evime geldi yemek yedi. Talat’la hiç bunu yapamadık.
Sayın Eroğlu’nun hanımı da öyle... Benim hanımımla, Eroğlu’nun hanımı aynı acıları yaşamış insanlar. İkisinin de ailesinde kayıp olan insanlar var... İki Kıbrıslı kadın olarak, eşim ve Eroğlu’nun eşi bir araya geldikleri zaman bir birlerini dinleyip, acılarını paylaşabildiler.
Eroğlu’nun hanımı geçmişte Kıbrıslı Rum komşularıyla birlikte ne kadar iyi yaşadıklarını, pek çok kez dile getirdi.
Sayın Eroğlu ile iki toplumun ortak geleneklerinden söz ederdik.
“Bu kadar ortak geçmişimiz varsa niye Türkiye’yi istiyorsun?” diye sorardım.
Siyasi konulardan farklıydık ama insani konularda Eroğlu çok insancıldı.
Sayın Eroğlu’nun ağzından, şimdi de Hristofyas’tan bahsettiği zaman zehir akmıyor. Ama yoldaşımızın ağzından neredeyse zehir akıyor.
H. Hastürer: Sayın Hristofyas, Kıbrıslı Türklere mesajınız var mı?
D. Hristofyas: Kıbrıslı Türkleri, tıpkı Kıbrıslı Rumlar gibi aynı vatanın evlatları olarak saygı ile görüyorum. Kıbrıs, Kıbrıslılara aittir. Kıbrısın evlatları olarak geleceğimizin olmasını istiyorsak, iki toplumun başta liderlikleri olmak üzere, iki toplumda barış ve dostluk politikalarının yaşama geçirilmesi gerekir. Gerçekleşemeyecek hayaller bir kenara terk edilmelidir. Çağdaş Kıbrıslılar olarak hareket edip, bir birimizi severek Kıbrıs sorununu çözmeliyiz. Bunu başarmamız halinde vatanımız bizi büyük sevgiyle ödüllendirecektir. Çocuklarımızın, torunlarımızın iyiliği için barış yönünde ilerlemek görevimizdir. Geçmişe bakıp, özeleştirlerimizi yapalım. Yeter buraya kadar, diyelim. Anavatanlara saygımız var. Ancak Kıbrıs’ın içişlerinde onların söz hakkınız olmaması lazım. Bütün Kıbrıslıların mutluluk ve barış içinde bir geleceği hak ettiklerine inanıyorum. YAŞASIN BARIŞ...
 
Günün sözü:

Gerçeği en iyi, yaşayan bilir. 

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: ENOSİS, öldü eksik olan mezarı..., Hasan Taçoy, UBP, İrsen Küçük, Derviş Eroğlu, Serdar Denktaş, DP, trabzonspor, Dimitris Hristofyas
MANŞETLER

HK Hasan Hastürer

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.