Advertisement

Advertisement

'Ölçülebilen sevgi, zavallı bir sevgidir'

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
04/08/2013


Hasan Hastürer Hasan Hastürer


Bir arkadaş şöyle bir paylaşım yapmıştı : “Sevince tam ve derinden sevin. Sonuçta kalbiniz kırılabilir ama hayatı gerçek anlamda yaşamanın başka çaresi yoktur.”
Doğru söze ne denir? Rengin tonları olabilir. Marketten herhangi bir şey alırken hassas tartı aletleri sayesinde yuvarlak olmayan ölçümlerle istediğinizi alabilirsiniz. Ancak sevgi öyle değil.

Shakespeare, “Ölçülebilen sevgi, zavallı bir sevgidir”, G. Bernard Shaw ise “Sevgi ile nefret arasında fark, şaşılacak kadar azdır” demişti.

Bir de şu soruya şaşarım: “Hayatınızda kaç kez aşık oldunuz?” Bu satırların yazarı olarak insanın yaşamı boyunca gerçek anlamda bir kez aşık olabileceğine inanırım. O aşk eğer bulunup yaşanmış, yaratılmışsa bir kere çok özel bir duyguyla yerini ömür boyu korur.
 
Bugün pazar, kirli siyaset kabından taştı...

Hayatı kirletmeye devam ediyor...

Notlarıma bakıyorum...

“İç politikadan kaç” diyorum kendi kendime...

Ressamların bir türlü tamamlayamadığı resimleri olur ya...

Bizim de var öyle yazılarımız.

Zaman zaman ekrana taşır, üzerinde çalışmaya devam ederiz.

***

Kendi kendinize hiç sordunuz mu?

“Hangi soruyu mu?”

İnsanın kendi kendisiyle muhasebesinde birden fazla soru olduğu kesin.

Ne kadar cesur olduğunuz sorusunu kendi kendinize sordunuz mu..


Güç veya tehlikeli bir işe girerken insanın kendinde bulduğu güvenin adıdır cesaret. Tehlikeyi bir kenara atalım isterseniz. Güç yani zor iş nedir? İşte bu noktada göreli bir ölçü ortaya çıkıyor. Birisi için zor olan öteki için çok kolay olabilir.

Zorluğun-kolaylığın vize adresi, gözü kapalı anlamında değil, insani duygularla yoğrulmuş cesarettir.

***

Kendi kendimi sordum “Ne kadar cesurum?”

Yaşam öykümü bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçirdim. Başkalarının da hemfikir olduğu pek çok konuda cesaret örneği gösterdim.

Henüz 11 yaşındayken yaşamımın en dramatik olayının ilk tanığı oldum. Günlerce uyumadım. Hep o noktada takılı kalacağımı sandım. Aştım. Hatta o noktada yaşadıklarım yaşamımın sonrasında pek çok olumsuzluğu hoşgörü ile karşılamama neden oldu. Belki de yaşamı bir yalan, kısa bir yolculuk olarak algıladım.

***


1963 olayları... K. Kaymaklı’dan göçmenlik, zorluklar... Çocuk denecek yaşta mücahitlik… Nöbet yerimiz Bayraktar Kışlası’ydı.

1974’te gerçek sıcak savaşı yaşadım. İnsani duygularımla savaşı sevmedim. Savaşın kahramanlık fırsatı olduğunu hiç düşünmedim. Ancak yaşamla ölüm arasında ince bir çizgide yürürken savaşın ilk birkaç saatinden sonra korku da hissetmedim.

1977 yılı 1 Mayısında İstanbul Taksim Meydanı’ndaydım. Provokasyon ve an az 300 bin kişinin bulunduğu alana kurşun yağmuru. Esat Varoğlu ve Emirali Özkılıç’la birlikteydik. “Öleceksek namusumuzla ölelim duygusuyla” ayağa kalkıp slogan attığımı ve arkadaşlarımın beni çektiğini anımsarım. Orada da iliklerime kadar işleyen bir korku duymadım.

***

Yaşam filmimi oynattığımın zaman doğrudan benimle ilgili olmayan konularda cesur olmam gerektiği zaman cesur oldum sanırım.

Aslında korkmayı da erkekliği kirleten bir duygu olarak hiç algılamadım. Daha doğrusu cesareti bir “erkeklik” göstergesi görmedim.

Ancak sanıyorum en önemli sorun insanın doğrudan kendisiyle ilgili konularda ne kadar cesur olup olamadığıdır?


Çeşitli vesilelerle yazıp konuşuyoruz. Bu küçük toplumda kimlerin belirlediği ve bir yerlerde yazılıda olmayan toplumun değer yargıları diye bir baskı var ki o baskılara karşı savaşta büyük çoğunluğumuz ödlek denecek kadar korkak hatta pısırıktır.

Mutluluk pek çok insan için sadece ve sadece sekiz harften oluşan bir sözcüktür. Mutluluğu gerçek anlamda yaşamayı başaran insanımızın yüzde kaçıdır? Mutlu olma yolunda kaç kişi ne kadar cesurdur? İşte o noktadaki “cesaretimiz, kahramanlığımız” bir nokta kadar bile yoktur. Ve o noktada durup kendi muhasebesini yapanlar kendi kendilerine verdikleri değerin sıfır noktasında olduğunu görürler. Yaşarken yaşamın hakkını veremezseniz, yüreğinizin sesinden kuşkunuz olmasa da o sesin doğrultusunda yürüyemezseniz “yaşayan ölüden” farkınız var mı?

Bu noktada bir başka çelişki, yaşayan ölüyken, yaşamak isteyenlerin, yüreğinden kaynaklanan sevgiyle tüm yürekliliği sergileyen insanların yaşamını, mutluluğunu hançerlersiniz. Zararınız sadece kendinize olsa zararı yok!

“İki kolun kucaklayamayacağı kadar büyük ağaç saç kadar ince bir kökten doğar. Bin fersah bir yolculuk da bir adımla başlar.”

Sanıyorum toplum olarak çeşitli nedenlerle çok yanımız frenlendi ya da baskı altında.


*     *     *


Bir arkadaş şöyle bir paylaşım yapmıştı : “Sevince tam ve derinden sevin. Sonuçta kalbiniz kırılabilir ama hayatı gerçek anlamda yaşamanın başka çaresi yoktur.”

Doğru söze ne denir? Rengin tonları olabilir. Marketten herhangi bir şey alırken hassas tartı aletleri sayesinde yuvarlak olmayan ölçümlerle istediğinizi alabilirsiniz. Ancak sevgi öyle değil.

Shakespeare, “Ölçülebilen sevgi, zavallı bir sevgidir”, G. Bernard Shaw ise “Sevgi ile nefret arasında fark, şaşılacak kadar azdır” demişti.

Bir de şu soruya şaşarım: “Hayatınızda kaç kez aşık oldunuz?” Bu satırların yazarı olarak insanın yaşamı boyunca gerçek anlamda bir kez aşık olabileceğine inanırım. O aşk eğer bulunup yaşanmış, yaratılmışsa bir kere çok özel bir duyguyla yerini ömür boyu korur.

*     *     *

Jack Handey’nin şu aşk hikayesi oldukça popülerdir. 

“O bir kovboydu ve üzerinde yaşamakta olduğu toprağa da aşıktı.

Toprağa öylesine aşıktı ki,  bir gün artık dayanamadı ve topraktan bir kadın figürü yarattı.

Sonra da tabii ki onunla evlendi. İlk gece, heyecan içinde yeni gelini öpmeye çalıştı.

Ancak daha ona dokunur dokunmaz,  toprak gelin paramparça oldu. Cenaze töreninde rahip duayı okurken bir ara ‘Topraktan geldi, toprağa gitti’ deyince, cenaze törenine katılanlardan birkaçı kendilerini tutamayıp güldüler.

Bunun üzerine kovboy, en çok gülen adamı vurup öldürdü.  İdama mahkum edildi. Cezası infaz edilmeden önce son sözü olup olmadığı sorulunca... Etrafta duran insanlara sert biçimde baktı ve ‘Cehennemde sizi bekliyor olacağım. Ve elimde de silahım olacak, bunu unutmayın’ diye bağırdı.”


***

... Geçen hafta seçim vardı... Üzerinden bir hafta geçti, sonuçlar belli ama Meclis’te temsiliyet elde eden partilerde adaylar arasından yaşananların gerginliği sürüyor. O konulara bulaşmadan bu satırlarla sizlerle olmak istedim…

Hoşça kalın, mutlu kalın, SEVGİSİZ kalmayın!”
Günün sözü:

Günleri farklı yapan insanın kendidir. 

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: hasan hastürer
MANŞETLER

HK Hasan Hastürer

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.