Pek çok değer yargısı yerle bir olurken...
20/05/2012
Hasan Hastürer
Bırakın bakanlığı, sıradan bir kamu görevini yapamayanları bakan yapar, sizden olanların bile iyisini basit hesaplarla seçmez, devletin üst kademesini “iş bilmeyenlerin mektebi” yaparsanız, vatandaşın içinden bazıları da kendi isteklerinde ölçüyü kaçırmaz mı? Ya da kaçırırsa haksız mı? Sen kendi çıkarını koruyarak bir yerlere gelmek istersen, bazı vatandaşlar da aynı düşünce yapısıyla kendi çıkarlarının peşinde olmaz mı?
Oturdum bilgisayarın başına.
Kendi kendime soruyorum.
Ne yazayım?
Yazacak konu çok.
Küçük bir ülke, minnacık bir toprak parçası ama yazacak konu çok.
Pazar günleri konuları eleyip, daha duygusal, insanı değerlerimizi daha fazla öne çıkaran konuları tercih ederim.
Aslında bu sürekli yazanlar için genelde geçerlidir.
Ancak çok önemli bir ince ayar var yine de.
Yazacaklarınızla ülkenizden, insanlarınızın gündeminden uzaklaşmayacaksınız.
***
24 saati dolu dolu yaşama uğraşım var.
Ne olup bittiğini izlemeye çalışırım.
Mikrofona yakın olmayanlar telefon ya da elektronik ortamdan ulaşmaya çalışır. Statüleri nedeniyle mikrofona kameralara yakın olanların söylediklerini haber sitelerinden, televizyon haberlerinden, TAK’tan yakalarım...
Ne kadar ilginçtir... Yetkililerin, politikacıların söylediklerine doğrudan inanmam.
Sorgularım. Sorgulama sonucunda da genelde kuşkum ağır basar.
***
Gözler kalbin aynasıdır derler.
Doğrudur.
Ancak söylenen sözcüklerden öte, sesin rengi de kalbin, duyguların aynasıdır.
Biri size küfreder... Kelimeler küfrü taşıyor... Ama sesin rengine bakar, sevgiyle harmanlanmış bir öfke olduğunu anlarsınız o küfürlü sözcüklerin.
Bir başkası, “seni seviyorum” der. Ama sesinin renginde yürekten akıp gelen pınarın güzel şırıltısından eser yok.
Bu nedenle özellikle telefon konuşmalarında sesin rengi söylenilenlerden fazlasını anlatır.
Vücut dili ne kadar önemliyse ses rengi de en az o kadar önemlidir.
* * *
İnsanımızın birlikteliği, dayanışma duygusu erozyona uğradı ya da uğratıldı.
Sağlık sorunları öne çıktığı zaman hem dayanışmamızı hem de en genel anlamda insani yanımızı anımsarız.
Sıra sağlığa gelince büyük insanı duyguyla üzüntüsünü yaşıyor insanımız.
Bozulmanın ötesinde kokuşan düzen içerisinde pek çok değer yargısı özellikle politika dünyasında yerle bir oldu.
İnsanda para ve koltuk hırsı egemen oldu mu orada insanlık diye tanımladığımız değer yargıları deniz seviyesinin altına kayar. Orada geçerli olan bir tek ölçü var olur: “Rabbena hep bana.”
* * *
Daha önce de fırsat buldukça bu konuyu irdelerim.
İnsanlığın olduğu yerde hakkaniyet de vardır. İnsanlık ve hakkaniyetin birlikte olduğu yerde huzursuzluk olmaz.
İnsanlar ne zaman isyan eder? Haksızlık olduğu zaman.
Hakkın yerini bulduğu ortamlarda aldanıp biri sesini çıkarmaya kalksa büyük çoğunluk onu “sus yapılan hakkaniyetçedir” diyerek susturur.
Boşuna dememişler, “balık baştan kokar.”
Kıbrıs Türk toplumunda bozulma hiçbir zaman aşağıdan yukarıya olmadı. Hep baştan aşağıya doğru indi.
Kimse inkar etmesin özellikle 1974 sonrası insani değerlerimizi her geçen gün yitirirken her türlü ilişkinin temeline çıkar ilişkisi yerleşti.
Yayınlarda seslendirilmese de iki farklı iddia vardır.
Politikacıya göre, “Yüzsüz insan çok. Adam bir oyu için neler istiyor neler.”
Sıra vatandaşa geldiği zaman iddia yer değiştiriyor. “Politikacılar yüzsüzdür. İşleri güçleri koltuk.”
İnsanın aklına geliyor. “Yüzsüz olan kim? Ya da kim kimi yüzsüzleştirdi?.”
Suçlu ülkenin kaderinde siyasi sorumluluk taşıyanlar olduğu kesin. Partiler senelerdir doğru dürüst politikalar yerine çıkar vaatleriyle oy istemektedir.
Halk politikacıları toplumsal çıkardan önce kendi çıkarları için siyaset yapan kişiler olarak görüyor. İşin en acı yanı halk milletvekilliğine aday olanların çok büyük çoğunluğunun bu göreve layık olmadığını da biliyor.
O göreve layık olmayan kişi o koltukta oturmak için vatandaştan oy isterse doğal olarak vatandaş da kendi kişisel hesaplarını ileri sürerek oyunu pazarlamaya ya da oyun karşılığının yanlış zeminde almaya çalışmaktadır.
Böyle olunca da bir toplumun kaderi basit çıkar ilişkileriyle şekillenmektedir.
Çıkar ilişikleri ise sonuçta pek çok değeri yok ederken insani değerleri de tahrip ediyor.
Kıbrıs Türk insanı ahmak değildir. Küçük toplumda herkes birbirini bilirken, kimin ne kadar kapasitesi olduğu da ortadadır.
Bırakın bakanlığı, sıradan bir kamu görevini yapamayanları bakan yapar, sizden olanların bile iyisini basit hesaplarla seçmez, devletin üst kademesini “iş bilmeyenlerin mektebi” yaparsanız, vatandaşın içinden bazıları da kendi isteklerinde ölçüyü kaçırmaz mı? Ya da kaçırırsa haksız mı? Sen kendi çıkarını koruyarak bir yerlere gelmek istersen, bazı vatandaşlar da aynı düşünce yapısıyla kendi çıkarlarının peşinde olmaz mı?
Yürekli bir şekilde bu kötü yapıyı değiştirme başarılamazsa yüz fırın değil bin fırın ekmek yense de bir şey değişmez.
Politikalar yerine politik mastrbasyonlarla halkın her seçimde oyları alınır. En çok oyu da en doğru politikaları halkın önüne koyan değil, halkı en çok kandıran ya da vaatlerle en çok kişiyi arkasından götüren alır.
* * *
Çok gerilere gitmeye hiç gerek yok.
2009’dan günümüze seçimleri, seçimlerde söylenenleri ve yapılanları düşünün.
Aldatanları eleştirelim de göz göre göre aldatılmayı kabul eden geniş kesimleri görmezlikten mi gelelim?
Lefkoşa Türk Belediyesi’nde yaşananlar herkesin gözleri önünde yaşanıyor...
LTB’de olanlar, LTB’de yaşananlar bir yerel yönetimde yaşananlardan öte Kuzey Kıbrıs’ta yaşananların ortak kirlilik örnekleridir.
...Ya hızla bu ülke her bakımdan temizlenecek ya da çok daha kötü günler bizi bekliyor.
Güven kalmadı...
Yalan söyleyenler, gerçeği söyleyenlerden kat kat fazla...
Buraları, bırakın kök salmayı ekmek kazanmak için bile bereket özelliklerini kaybediyor.
Dün dinledim.
Sessiz sedasız yeniden göç vermeye başladık.
Çaresizlik içinde kalanlar elindeki AB pasaportuna da güvenerek Londra yollarına düşüyor.
Büyük başlar, “ters göçten” söz eder zaman zaman. Güya yıllar evvel gidenler geri gelecekmiş...
Nerede o günler...
Gidenlerin geri gelmediği bir yana yüzlerce, binlerce insanımız bu topraklardan göç etmeyi düşünüyor...
Günün sözü:
Tehlikeyi görmeyen cesur olur
- Yirmi birinci yüzyılın köle diyarı...
- UBP’de sular, durulma yoluna girer...
- Bir kişi daha eksildik... Nurlar içinde uyu Münire öğretmen...
- Pasaport işlemi yapan Türk polisinin anımsatması...
- 'YÖDAK’ta yokluk ve sıkıntıları mazeret yapmadım…'
- Rekabet edebilirlik ve kaliteli eğitim vazgeçilmezdir
- Bizim hava yolumuza ihtiyacımız vardır…
- Zengin iş adamı karşısında, zavallı fakir devlet…
- Yerel yönetimler de rotasız…
- Vatandaşın derdi ve öncelikleri farklı olunca…
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































