Kanayan yaraya parmak basacak yok mu?
06/09/2011
Mete Tümerkan
Halk siyasetten umudunu kesti.
Siyasetçiler halkı artık hiç ama hiç heyecanlandırmıyor.
Bu yüzden de seçimden meçimden medet uman da kalmadı artık.
“Nasıl olsa bir şey değişmez” diyor sokaktaki insan.
“Erken seçim de olsa ne olacak?” diye soruyor.
Bu yüzden de olayları eskisi gibi takip etmiyor, siyasetçilerin açıklamalarına kulak vermiyor.
Ve siyasete ve siyasetçiye de saygı duymuyor.
“Gençlere özür borcumuz yok mu?” başlıklı yazımla ilgili çok sayıda mesaj ve telefon aldım.
Özet olarak “Yurt dışında iyi eğitim almış gençlerin memlekete döneceği ortam yok” diye yazmıştım.
Gelen mesaj ve telefonların neredeyse tümü, bu meselenin memleketin en büyük kanayan yarası olduğu yönünde...
Yazıyla ilgili görüş belirtenler, gençlerin ülkeden göçünün önünün alınması gerektiğinin altını çizdiler.
Tepkilerini mesajlarında dile getirenler, siyasetçilerin küçük hesaplar peşinde koşmaktan, törenlere katılmaktan, kurdele kesmekten, otellerde konser dinlemekten, bu ülkenin gençlerini ülkede tutacak projeler üretmeye zamanları olmadığına işaret ettiler.
Doğru, bu ülkede siyaset yapanların gençlerin memlekette gelecek aramalarına olanak sağlayacak projeler üretmekten daha önemli işleri hep olmuştur.
Ve bu yapı içinde olmaya devam edecektir.
Bunun değişmesi ancak siyaset yapma alışkanlıklarının ve kültürünün değişmesiyle mümkün olur.
Siyasetçi-vatandaş ilişkilerinin yeniden şekillenmesiyle…
Sorunların doğru bir şekilde tespiti ve tanımlanması ancak çözümü getirir.
Bizde her meseleye yüzeysel yaklaşıldığı için de sorun tespiti hiç yapılmaz.
Yapılmadığı zaman da sorunlara çözüm aranacak süreçler hiç başlamaz.
Ve büyüyen sorunlar gün gelir sizi yutar.
Bu nedenle de her şeyden ümidimizi kestik.
Seçimin bile bizi paklamayacağı görüşü bu nedenle ortaya çıktı.
Peki, seçim bile bizim bu durumumuzu paklayamazsa çıkış yolu nedir?
Siyasete yeniden güvenebileceğimiz, güven duyabileceğimiz bir dönüşümün yaşanması belki umutları yeniden yeşertebilir.
Ya da hem içteki, hem de dıştaki statükonun yıkılması…
Kıbrıs meselesinin çözümlenmesi, belki de bizi toparlayacak olan, aradığımız ve beklediğimiz bir gelişmedir.
Ama bunun olması tek başına bize bağlı değildir.
Zaten Kıbrıs meselesi çözümlendiği gün bizim yapacak daha çok işimiz olduğu gerçeği ile de yüzleşeceğiz.
Kavanozun kırılacağı ve okyanusa karışacağımız o anda, hayat bizim için kolay olmayacak.
Rekabet ortamında ayakta kalmak için şimdi çalıştığımızın kat ve kat üstünde çalışmamız gerekecek.
Ama görünen, Kıbrıs meselesinin çözümü kolay olmayacak.
Ancak bizim bu yapı ile devam edemeyeceğimiz de bir başka gerçek…
O halde hem Kıbrıs meselesinin çözümünün sonrasına hazır olabilmek, hem de sürdürülebilir bir yapı oluşturabilmek için değişmekten ve değiştirmekten başka çaremiz kalmadı.
Gençlere bu ülkede yarınlar yaratma adına bunu yapmalıyız.
Böyle geldi ama artık böyle devam edemez.
Toplumsal yok oluş ve var oluş arasında ince bir çizgi var.
Bu çizginin var olma tarafına geçebilmek, bu işlerin böyle devam edemeyeceğini anlamamızla mümkün olacaktır.
Var olmak da, yeniden umutların yeşermesi de, kanayan yaraların sarılması da buna bağlıdır.
- Guterres mandasını iade etmeli
- Mete Tümerkan yazdı: Haber Kıbrıs 13 yaşında
- Mete Tümerkan: Siyaset adrese teslim işler yapmaktan vazgeçmeli
- Anastasiades’in Maraş rahatsızlığı
- Haber Kıbrıs büyümeye devam edecek
- Bir de böyle deneyelim
- Rahat uyu babam
- Diplomasi’nin yeniden kurgulanması ve Antalya forumu
- Guterres’e Rum engeli
- Eşitlik müzakere konusu değil
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































