Federal çözüme alternatif şart

ads ads ads ads
15/04/2021

ads
ads
ads

Mete Tümerkan Mete Tümerkan


Alternatif çözüm modelleri ortaya konulmadığı sürece Kıbrıs konusu çözümsüzlüğe mahkumdur.

Kıbrıs’ta birleşmeden, federal çözümden yana olmak ve bunda ısrar etmek, çözüme değil çözümsüzlüğe hizmet eder.

Statükonun devamına…

Kıbrıs meselesinde 1977-1979 yıllarında imzalanan üst düzey antlaşmalarla iki bölgeli, ‘iki toplumlu federal çözüm’ toplumların önüne bir hedef olarak konuldu.

Federal çözümde tarafların siyasi eşitliğinin altı çizildi.

1986 yılında dönemin BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar tarafından bir belge hazırlandı. Dönemin Rum Lideri Spiros Kiprianu ABD’de yapılan ilgili görüşmeler imza aşamasına gelince Yunanistan’a giderek temas ve danışmalarda bulunma ihtiyacı olduğunu söyledi. Görüşmelere ara verilmesini isteyip masadan kalktı. Dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş belgeyi imzaya hazır olduğunu bildirdi. Ama Kiprianu gittiği Atina’dan geri dönmedi. Belge bir sonraki BM Genel Sekreteri olan Butros Gali’nin seksenli yılların sonunda ‘Gali Fikirler Dizisi’ni ortaya atmasına kadar tartışıldı. Hatta yüzde 29+ toprak meselesi de o dönemde kayıtlara girdi.

Gali ile birlikte Cuellar belgesi ortadan kalktı. Fikirler Dizisi tartışılmaya başlandı.

O dönem Türkiye’de Dışişleri Bakanı Erdal İnönü idi.

Dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Gali Fikirler Dizisi içerisinde yer alan 100 maddeden 91’ne ‘evet’ dedi, geriye kalan 9 maddeyi tartışmak istediğini bildirdi.

O dönem Rum Lider Yorgo Vasiliu idi. Kısa bir süre sonra Güney Kıbrıs’ta seçim yapıldı. Fikirler Dizisine karşı olduğunu açıklayan Glafkos Klerides yeni Rum Başkan oldu. Rotasını AB’ye girişe çevirdi ve farklı bir starteji izlemeye başladı.

AB Korfu zirvesi ve sonrasında Rum tarafının AB’ye üyelik süreci ile Türkiye’nin AB ile ilişkileri arasında paralellik kurulacağı yeni bir dönem başladı.

Bu arada Kıbrıs konusundaki görüşmeler ivme kaybetti. Ta ki doksanlı yılların sonuna kadar!

Meşhur Annan Planı referandumu ile noktalanan önce dolaylı sonra da doğrudan diplomatk girişimlerle Kıbrıs konusu iki binli yılların hemen öncesinde yeniden ivme kazandı.

2004 yılında Rum tarafının Annan Planı’nı ezici bir çoğunlukla reddetmesi ile birlikte federal çözüme yine ulaşılamadı.

Türk tarafının Annan Planı’na ‘evet’ demesi bir anlam ifade etmedi.

Referandumda ‘evet ‘ diyen tarafın ödüllendirileceği, ‘hayır’ diyen tarafın bir bedel ödemek zorunda kalacağı yönünde referandum öncesinde söylenenler, verilen sözler unutuldu.

Dönemin BM Genel Gekreteri Annan’ın Kıbrıslı Türklere dönük uygulanmakta olan izolasyon ve ambargoların artık bir anlamı kalmadığına ilişkin BM Güvenlik Konseyi’ne yazdığı rapor rafta kaldı. Güvenlik Konseyi bu raporu gündemine hiç almadı.

Rum tarafı 1986’da New York’ta, 2004’te Lefkoşa’da federal çözüme ‘hayır’ diyerek yoluna gasp ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti ünvanı ile devam etti.

Bu arada AB’ye de tam üye oldu.

Kıbrıs Türk tarafı ise izolasyonlar altında çözümsüzlüğün bedelini ödemeye devam etti..

Daha sonra dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın zorlaması ile Gambari Süreci başladı. İkibinli yılların son döneminde başlayan Gambari süreci Annan Planı referandum sonuçlarını unutturdu, Rum tarafını rahatlattı.

2010 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Derviş Eroğlu kazandı.

Onun imza koyduğu 11 Şubat 2014 belgesi ile birlikte Gambari süreci ete kemiğe büründü ve Kıbrıs meselesinin çözümü yönünde yeni bir umut doğdu.

Rumlar o umudu da 2017 yılında Crans Montana’da öldürdü.

Rum Lider Nikos Anastasiades Crans Montana’da net bir şekilde halkının Kıbrıs Türk halkı ile elindekini paylaşmaya, yeni bir ortaklık kurmaya hazır olmadığını, halkının Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitliğini kabul edemeyeceğini söyleyerek masayı devirdi.

Crans Montana’daki Kıbrıs Konferansının federal bir çözüme ulaşılması için son şans olduğu uyarılarını hiçe saydı.

Yıl 2021…

1963 yılında Rum tarafı Kıbrıs Cumhuriyeti ünvanını gasp etti.

Aradan neredeyse 60 yıl geçti.

Yarım asırdan fazla.

Bu arada kaç kuşak değişti.

Rum tarafı 4 Mart 1964 BM kararı ile yaratılan statükoyla Kıbrıs Cumhuriyeti ünvanını ve bu ünvanın sağladığı tüm avantajları kullanarak yoluna devam ediyor ama statükonun olumsuzluklarının bedelini Türk tarafı ödüyor.

1977’de imzalanan ve Federal Çözüm hedefini ortaya koyan anlaşmadan bu yana 44 yıl geride kaldı.

Yüzlerce, binlerce görüşme yapıldı; onlarca BM Güvenlik Konseyi kararı çıktı.

BM Genel Sekreterleri, liderler değişti, soğuk savaş bitti kısacası dünya değişti!

Geride kalan 44 yılda her kritik aşamada Rum Liderliği masayı terk etti, siyasi eşitliği reddetti, federal çözüm temelinde yeni bir ortaklığa razı olmayacağını ortaya koydu. Sonuçta  federal çözüme ulaşılamadı.

Gerekçe olarak da Rum halkının böyle bir çözüm modeline hazır olmadığı, ikna edilemeyeceği ortaya konuldu.

Tüm bu gerçekler önümüzde dururken, tek ayak üzerinde ‘illa ki federal çözüm’ demek ve bu konuda tek taraflı ısrarlı olmak akılcı değildir.

Böylesi bir ısrarın karşı tarafa verdiği mesaj çaresizliktir.

Alternatifi olmayanların pazarlık gücü de olmaz.

Dayatılanı kabul eder.

Gelinen aşamada Kıbrıs Türk tarafının alternatifsiz olmadığını göstermek, yeni fikirlere açık olma zamanıdır.

Tek taraflı çaba ile bir yere varılamayacağını geride kalan yıllarda yaşayarak öğrenmiş olmalıydık.

Öğrenmemekte ısrar bedel ödemeye devam demektir. Statükonun güçlenmesine zemin yaratmaktır.

Rum tarafının bu konuda tuzu kuru.

Gayleyi biz çekelim.

İlla ki ‘federal çözüm’ derken bunun bize yaratacağı sonuçları isterseniz bir daha düşünün.

Çok klasik ve çok kullanılan bir benzetme olacak ama tango için iki kişi gerekir.

Federal çözüm için de öyle…

Geride kalan yıllar karşı tarafta Kıbrıslı Türklerle federal çözüm yapma niyetinde birilerinin olmadığını göstermiş olmalıydı.

Keşke karşıda federal çözüm yönünde bir irade olsaydı…

Ama yok…

15/04/2021 15:07
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad
TAGS: mete tümerkan
MANŞETLER

HK Mete Tümerkan

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.