Bu seçimin bedeli ağır oluyor

ads
ads
18/09/2020

ads

Birikim Özgür Birikim Özgür


Halkın Cumhurbaşkanlığı makamından beklentileri yüksek...

Cumhurbaşkanının iç konularda topluma liderlik etmesi ve yol gösterici olması gerektiği ağırlıklı görüştür.

Kıbrıs sorunundaki beklentiler de herkesin malumudur.

Ancak Cumhurbaşkanlığı seçiminin bizatihi kendisi içte sistemi darmaduman etti, Kıbrıs sorunuyla ilgili de toplumu kamplara böldü.

İçte sistemi mevcut siyasi yapımızla toparlamamız neredeyse imkânsızlaştı.

2009-2018 döneminde varoluşumuz için en azından bir ajandamız vardı.

Mali disiplin ve yapısal reformlarla bu asli görev ifa edilecekti.

Ancak yapısal reformlar hiçbir zaman siyasetin ana gündemine dönüştürülemedi.

Mesela sağlık alanında genel sağlık sigortası, mali sürdürülebilirliğinin sağlanması, hizmet sunumu ile finansmanının ayrıştırılması, kamu hastanelerinde döner sermaye kurulması, sağlık çalışanlarının tam gün hizmet vermesi, özel hastanelerden hizmet alımı kurallarının belirlenmesi, e-reçete ve ilaç takip sistemi kurulması gibi yapısal düzenlemeler hiçbir ilerleme kaydedilemeyen meseleler olageldi.

Pandemi ile mücadeleden bu köhnemiş sağlık sisteminin başarıyla çıkması mucizelere kalmış bir şey ve bu bizim yani konunun tüm paydaşlarının ortak eseri...

Tam da bu nedenle “Covid-19 ile mücadelede geçer akçe geleceği inşa etme kapasitesidir” ve bugün de “Şimdi zamanı mı?” diyerek küçümsediğimiz reformları konuşmadığımız her saniye bizi ölümle burun buruna getirmektedir.

Ekonominin kalbi konumundaki su, elektrik, vana, vs. meselelerindeki yapısal bozukluklar ve popülizm duvarını aşamama hallerimiz ayrı bir yazı konusudur.

Diğer yandan, 2015 yılına kadar mali disiplinin gerekleri yerine getirilmişti ancak güçlenen mali yapının yarattığı rehavet ortamında 2016 itibariyle değişim siyasetinden bu alanda da uzaklaşıldı.

Bunun en acı göstergesi 2019 bütçesindeki büyük yerel açık oldu.

Uzun yılların ardından yerel bütçe fazlası veren kamu maliyesi siyasi irade noksanlığından dolayı kumdan kale gibi çöktü.

Sebebi Cumhurbaşkanlığı seçiminden başka bir şey değildi.

2018 yılındaki döviz krizi sonrasında iki alternatifimiz vardı:

Ya devlet dengesini gözeterek değişim yolculuğuna devam edecektik ya da bütçe açığını büyütmek ve geleceği berbat etmek pahasına siyasi mülahazalarla harcama politikasına abanacaktık.

Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle ikinci yola girdik.

“Cumhurbaşkanlığı makamına erişmek için kısa vadede başarı gibi algılanabilecek kamu harcamalarına yöneleceğim” dercesine, dönemin Maliye Bakanı’nın açık beyanatı var:

“2019 yılında başarılı olursam Cumhurbaşkanlığına adayım”…

KKTC koşullarında Maliye Bakanı’nın Cumhurbaşkanlığına heves etmesi kâbus senaryosu gibi bir şey olsa gerek.

Hükümet değişikliğine de sebep olan bu tercih sonrasında bırakınız hatadan dönmeyi, Cumhurbaşkanlığı seçimi konjonktüründe Türkiye’yi de bu tarihi hatamıza ortak ettik.

Bugün Covid-19 krizinde gerek sağlık gerekse ekonomi yönünden devlet ağırlığını koyup süreci doğru düzgün yönetemiyorsa bunun temel nedenlerinin başında mali yapının çökmüş olması geliyor.

Test-takip-tedavi üçgenindeki sorunlar somut olduğundan gözlemlenmesi kolaydır ancak arka planda başarısızlığın temel nedenleri, bütün kamu finansman kaynaklarının ısrarla ve inatla “kamu eliyle tüketimi destekleme” politikasına boca edilmesi ve sağlıktaki yapısal reformların yılladır ötelenmiş olmasıdır.

Buna yol açan da eskisiyle, yenisiyle hükümetlerimiz ve Türkiye’nin, değişim iradesinden uzaklaşıp eski siyaset anlayışıyla Cumhurbaşkanlığı seçimine dönük kazanım elde etme gayretkeşliğidir.

Cumhurbaşkanlığı sevdasıyla Kıbrıs meselesinde de bir çuval inciri berbat ettiğimiz aşikârdır.

Crans Montana sonrasında düğümü çözebilmek için ipi gevşetmek gerektiği konusunda herkes hemfikirdi.

Siyasi eşitlikte ve ucu açık olmayan müzakere modalitesinde ısrarcı olma ve bir denge kurma esasına bağlı olarak Kıbrıslı Rumlara tuttukları yolun yol olmadığını hissettirme yönünde ciddi bir ortak payda oluşmuştu.

Ne zaman ki Cumhurbaşkanlığı seçimi akıllara düştü, Crans Montana tecrübesiyle bezenmiş düğümü çözme stratejisi unutularak “sen federasyoncusun ben değilim” oyununa geri dönüldü.

Bir 50 yıl daha müzakerelerin devam ettirilmesi oyununu bozma hedefi havada kaldı, “kim Türkiye’ye yaranacak” ya da “kim hangi çözüm formülünü daha fazla sahiplenecek” gibi meseleler ön plana çıktı.

Çözüm davasının “karşılıklı kabul edilebilirlik” fikri üzerine inşa edilmiş, “tek kanatla kuş uçmaz” esasına dayalı bir dava olduğu unutularak seçime dönük pozisyon belirleme ortamına girildi.

Bu da gücümüzün kaynağı konumundaki Türkiye ile ilişkilerde dalgalanmalara, güvensizliğe ve yine Türkiye’nin de hatanın paydaşı konumuna hapsolduğu, odağında Cumhurbaşkanlığı seçimleri olan kısır bir sürece girilmesine yol açtı.

Bu seçimin bedeli gerçekten de çok ağır oluyor.

İçte sistem çöküyor, pandemi ile mücadelede devlet yetersiz kalıyor, Kıbrıs meselesi özelinde düğümü çözme ana hedefi ile değil Türk tarafının kendi içindeki güven-güvensizlik, bağlaşıklık-karşıtlık tartışmaları ile zaman geçiriliyor.

“Hakkımızda hayırlısı” demekten başka elden bir şey gelmiyor…

18/09/2020 11:25
ad

Bu habere tepkiniz:
TAGS: birikim özgür, seçim
MANŞETLER

HK Birikim Özgür

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.