HABER KIBRIS

ad

Protokol ya zehir olacak ya da ilaç

ads
30/03/2019

ads

Birikim Özgür Birikim Özgür


Kıbrıslı Türkler tarih boyunca hep yenilikten ve değişimden yana oldu.

Ama günün gerektirdiği dönüşümleri hayata geçirme konusunda daima tutuk kaldı.

Haşmet Gürkan’ın bir kitabında okumuştum.

1930’lu yıllarda Kıbrıs Valisinin yazdığı bir kitapta Müslümanların eğitim konusuna çok duyarlı oldukları halde kendi okullarının gelişimiyle ilgili duyarsız kaldıkları ve Rumlara kıyasla daha kötü okullara sahip oldukları anlatılıyormuş.

Bugün de Kıbrıslı Türkler çocuklarının en iyi eğitimi alması için her türlü özveriye hazır ancak bir o kadar da eğitim sistemindeki sorunlara köklü çözümler üretebilmekten uzaktır.

Bu durum maalesef genele şamildir yani neredeyse yaşamın her alanı için geçerlidir.

İşin özü sistemimizi günün gereklerine göre yeniden düzenleme konusunda elimizi taşın altına koymak istemiyoruz.

Sorunları sahiplenerek köklü çözümler üretme konusunda irade geliştiremeyen ama bir o kadar da harcamacı bir siyaset anlayışımız var.

“Dış yardım bağımlılığı” nedeniyle nitelik sorunumuzu bir türlü aşamıyoruz.

Bu sorunu aşabilmek için Türkiye’nin KKTC politikasını da mercek altına almamız hatta bu politikaya mümkün olduğunca yön vermeye çalışmamız gerekiyor.

KKTC’ye aktarılan dış kaynaklar ya zehir oluyor ya da ilaç. Bunun ortası yok...

Dün akşam Sayın Cumhurbaşkanı katıldığı bir televizyon programında protokol taslağını görmediğini açıkladı ve ekledi:

“Taslak bizimle paylaşılırsa ekonomi danışmanımıza inceletir, hükümete görüşlerimizi iletiriz”.

Bir an için kendimi o danışmanın yerine koydum ve düşündüm:

“Böylesi bir program hangi kriterlere göre incelemeli?”

Bir defa uygulanacak programın belirli bir vadede bütçe açığının kapatılmasına hizmet etmesi çok önemlidir.

Siyasetteki tıkanıklığın başlıca sebebi geçmişte uygulanan genişletici maliye politikalarıdır.

Kamu harcamalarımız etkin ve verimli olmadığı için bugüne kadar hazırlanan programların harcamaları düzenleyici etkisi ön plana çıktı.

Özellikle bütçe açığı dönemlerinde bu özellik daha bir belirleyici oldu.

Kendi ayaklarımız üzerinde durabilmemiz için sadece taşıma suyla değil öncelikli olarak kendi alacağımız tedbirlerle bütçe açığımızı kapatmaya odaklanabilmeliyiz.

Eşel mobil uygulamasının bir süreliğine dondurulması, ek mesailerin yarı yarıya azaltılması, öğretmen hazırlık ödeneklerinin kaldırılması, istihdam sayısının daha da kısıtlanması gibi giderleri azaltıcı hedeflere protokolde yer verilip verilmeyeceğini merak ediyorum.

“Eroğlu tarzı siyaset” bazı Kıbrıslı Türklere daha cazip görünebilir.

Nesiller değiştikçe kurulu düzenin etkisiyle yeni yeni Eroğlu tarzı siyasetçiler de türeyebilir.

Ancak hiçbir ağızlı yüzlü tedbir içermeyecek bir protokol imzalanırsa Türkiye’nin eski politikalar ekseninde genişletici maliye politikalarını onayladığı koşullara geri dönmüş oluruz.

Kafalar bu denli karışıkken böylesi ciddi bir politika değişikliğinin zararları belki kısa vadede çok anlaşılamayabilir ancak orta ve uzun vadede kaybeden Kıbrıs Türk halkı olur.

Benim önerim Türkiye’nin bize sunduğu tüm hibelerin (savunma, reel sektör ve altyapı projeleri) doğrudan kamu maliyemizi iyileştirme hamleleri ile ilişkilendirilmesidir.

Koşulluluk ilkesinin sadece krediler için değil hibeler için de geçerli olacağı bu yaklaşım sayesinde kısa sürede bütçe açığının kapatılması sağlanabilir.

Şark kurnazlığıyla ekonomiyi adeta çökertmek pahasına kalıcı tedbirler almak yerine tüm yerel kaynakları maaş ödemelerine kanalize eden zihniyete ancak bu sayede bir dur denilebilir.

Yeni siyasetçilerin zehirlenmesini önlemek ve eski siyaseti bir daha gündeme gelemeyecek şekilde tarihin tozlu sayfalarına gömmek amacıyla eski protokollerde olmayan bu uygulamaya yeni protokolde yer verilmesinin şart olduğu kanısındayım.

İkincisi ise kuşkusuz reform ajandasıdır.

Bilindiği üzere Türkiye’nin KKTC’ye sunduğu kredi imkânlarının önemli bir kısmı hali hazırda reformlarla ilişkilendirilmiştir.

İğneyle kuyu kazılarak düzeltilen mali yapı 2016 yılı sonrasında oluşan rehavet ortamında tuzla buz olmuştur.

Bunun sebebi yapısal reformlarla sistemin güçlendirilmesi hedefinden sapılmasıdır.

Dahası, mali disiplin de terk edilerek iyileşen mahalli gelirler bu rehavet ortamında çarçur edilmiştir.

Bu durum koşullu reform destek ödeneği uygulamasının başarısızlığını değil bilakis önemini açıklamaktadır.

Sayın Cumhurbaşkanının talebi dikkate alınıp sır gibi toplumdan saklanan protokol taslağı kendisiyle paylaşılırsa ekonomi danışmanının yapacağı inceleme ve Cumhurbaşkanlığı tarafından hükümete iletilecek görüşler siyasetimizdeki düğümün çözülmesine ciddi katkılar sağlayabilir.

Protokol taslağının öncelikle makroekonomik ve mali göstergelerimizi iyileştirme yönleriyle ciddiyetle incelenmesi gerekiyor.

Taslakta yer alan reformlar eliyle kamu düzenimizin çağın gereklerine göre yeniden düzenlenmesi, ticari alanlarda kamunun reel sektörle rekabet eden değil reel sektör faaliyetlerini tamamlayıcı bir konuma taşınması son derece önemlidir.

Bu bağlamda protokolün üç yıllık değil bir yıllık olması büyük ölçüde içinin boşaltılması anlamına da gelebilir.

Sistemi düzeltici etkileri güdükleştirilmiş bir mali yardım ilişkisinin siyasi, mali ve ekonomik yönlerden son derece vahim sonuçlar doğuracağı bilinmelidir.

KKTC’de Eroğlu tarzı siyaseti besleyecek böylesi bir işbirliği modeline hiçbir yurtsever Kıbrıslı Türkün gönlü razı olmamalıdır.

Yeniden Eroğlu’nun güdümüne giren UBP siyasetinin değirmenine su taşımak anlamına gelecek böylesi bir işbirliği anlaşmasına imza atmak;

Karşılıklı kabul edilebilir çözüm ideali doğrultusunda çalışırken ve bu ideal çerçevesinde kendi ayakları üzerinde durabilen bir halka dönüşme hedefinden sapmaması gereken barış yanlılarına da hiç ama hiç yakışmayacaktır.

Hükümetin de Sayın Cumhurbaşkanının da protokol meselesini bu perspektifle değerlendirmesini dilerim…


Bu habere tepkiniz:
TAGS: Protokol ya zehir olacak ya da ilaç, birikim özgür
MANŞETLER

HK Birikim Özgür

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.