HABER KIBRIS

AP Seçimleri ve “Biz” Duygusu

ads
21/01/2019

ads

Birikim Özgür


Kur krizi sadece alım gücümüzü düşürmedi aynı zamanda halı altına süpürdüğümüz nice sorunumuzu da daha görünür kıldı.

Sistemimizin sürdürülebilir olmadığı ve bu konuda bir şeyler yapılması gerektiği kanaati güçlendi.

Dünya Bankası’nın raporu da bunu işaret ediyordu.

Siyasi zemininin doğal olarak iki noktaya kayacağı düşünülüyordu:

1) Sistemimizi iyileştirecek köklü reformlar;

2) Dış finansman konusunun siyasetin odağına yerleşmesi ve çözüme kavuşturulması.

Ancak öyle olmadı ve bu iki konu havada asılı kaldı.

Ekonomik krizin nur topu gibi bir “siyasi kriz” doğuracağı izlenimi oluşmaya başladı.

Ekonomik krizlerin siyasi krizleri tetiklemesi tüm dünyada olağan karşılanır çünkü krizleri atlatabilmenin gereği güçlü siyasi iradedir.

Siyasetin kriz çözme sanatı olduğu ön kabulü belirleyici etkene dönüşür.

Lokomotif sektör diye tabir ettiğimiz yükseköğretim ve turizm başta olmak üzere pek çok sektörümüzün çok ciddi riskler altında bulunduğu bir süreçten geçiyoruz.

Siyasi kriz kısa vadede aşılmalı ki bu varoluşsal ekonomik risklerin üzerine gidilebilsin.

Mevcut hükümet Türkiye ile imzalanacak protokolü bir fırsata dönüştürüp beyaz bir sayfa açacak ve hızla yapılması gerekenleri yapmaya başlayacak.

Bu olamazsa da çok hızlı bir hükümet değişikliğine gidilecek.

Bu da olmazsa erken seçim gündeme gelecek.

Siyasi krizin uzaması halinde gerek ekonominin seyri gerekse de siyasi süreçler bakımından bugün çok da tahmin edemeyeceğimiz yeni tecrübeler yaşayacağız.

Sistemimizin düzenleme ve denetleme kapasitesini artırmamız gerektiği uzun yıllardır konuşuluyor.

Ancak bir arpa boyu yol kat edilebilmiş değil.

Ekonomik kriz, beceriksizliğimizin canımızı daha fazla acıtacağı koşulları yarattı.

Örneğin yükseköğretim alanında iyi yönetişim sağlayarak hizmet kalitesini artırma hedefinden o kadar uzaktayız ki artık YÖK “KKTC üniversiteleri sorununu” çözmek üzere kendi tedbirlerini almaya başladı.

Asgari koşullar geliştirilecek, kalite çıtası yükseltilecek, eğitim kalitesi denetlenecek.

Bu gibi meseleler sistemin içinden çözülemeyince dış faktörlere bağlı çözümler gündeme geliyor.

Bu da iletişim zorlukları ile birlikte düşünüldüğünde çok daha acılı bir süreci işaret ediyor.

Benzer sıkıntılar diğer alanlarda da yaşanıyor, yaşanacak.

Doğa boşluk tanımayacak.

Kıbrıs’ın kuzeyindeki sistem bir biçimde varlığını sürdürme devinimi yaşayacak.

Biz de etken veya edilgen biçimde, yeni tecrübelerle, bu devinimin bir parçası olmaya devam edeceğiz.

Kıbrıs sorununda taşlar oynayana kadar bu denklemde Türkiye ile baş başayız.

Bizim sorumluluklarımız özünde aynı kalmak kaydıyla denklemdeki oyuncu sayısı artmalı, azalmamalı.

Kimse kusura bakmasın ama tarih Rauf Denktaş’ı değil iki değerimizi haklı çıkardı.

“Karşılıklı kabul edilebilir çözüm” şiarı ile Özker Özgür’ü…

46 yıllık ömrüne sığdırdığı mücadelesi ile şartlar ne olursa olsun Kıbrıs Türk halkının kendi kendine yetmesi için çalışmayı yeni nesillere miras bırakan Naci Talat’ı…

Bu iki mirası sentezleyip topluma hizmet etmenin arayışı sonsuza kadar sürmeli.

Kıbrıs Türk halkının kendini suyun akıntısına bırakma lüksü yok bana göre.

Çünkü Özker Özgür ve Naci Talat’ın yarattığı sentez çaresizlik ve bilinçsizlik içerisinde bireysel yurttaşlık haklarıyla yetinmeyi değil iki eşit toplumun sulh içinde ülkeyi birlikte yönetmesini içinde barındırabilir ancak.

Ne istediğini ve ne yaptığını çok iyi bilen bir liderlikle yola devam etmeliyiz.

Savrulmadan ve yalnızlaşmadan…

“Biz” duygusunu yaşatabilmek gibi bir sorumluluğumuz var.

Makroekonomik göstergelerimizi iyileştirmeye odaklanan, bunun için Türkiye ile çözüm ortaklığı yaklaşımını güçlendiren, sistemini çözüme hazırlayacak şekilde kararlılıkla reformları ileriye taşıyan bir ana siyaset olmazsa olmazdır.

Bunun en temel unsuru ise Rauf Denktaş’ın dünyadan soyutlanma modeli değil bilakis karşılıklı kabul edilebilir çözüm konusunda yapıcı ve aynı zamanda yurttaşlık hakları ile yetinmeyecek, Kıbrıslı Rumların dümen suyuna girmeyi çözüm yanlılığı addetmeyecek, bilinçli, kararlı bir barış savunuculuğudur.

Avrupa Parlamentosu seçimlerine Kıbrıslı Türklerin güneydeki partilerin listelerinden katılmalarını veya bu seçimde oy kullanmalarını bu bakış açısıyla değerlendirmekte yarar var.

“Biz” duygusunu kaybettiğimiz anda filmin kopabileceğini de hatırda tutarak.

Zira 4 yıl önce bu seçime katılan Kıbrıslı Türklerin karşı karşıya kaldığı muamele sonrasında “güneyde ayrılıkçı bir yönetim vardır” tespitini yaptıkları da unutulmamalı.

Yaşadığımız sorunların zorluğundan etkilenip çaresizlikle “biz” duygusunu terk ettiğimiz anda her şeyin güllük gülistanlık olacağını zannetmek en büyük ve son yanılgımız olabilir.

Bu habere tepkiniz:
TAGS: birikim özgür
MANŞETLER

HK Birikim Özgür

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.