HABER KIBRIS

ad

Kötü yönetme lüksümüz yok

ads
01/06/2019

ads

Birikim Özgür Birikim Özgür


Yaygın kanı o ki yeni hükümeti Türkiye kurdurdu.

Sevgili Cenk Mutluyakalı dünkü köşesinde diyor ki;

“Son dönemde solcusundan sağcısına, liberalinden muhafazakârına, en ateşlisinden en safına nicesine sordum. ‘Adanın kuzeyini biz yönetiyoruz, seçtiğimiz insanlar yönetiyor’ diyen, buna samimiyetle inanan tek bir kişiye rastlamadım”.

Evet, biz yönetmiyoruz, seçtiğimiz insanlar yönetmiyor.

Ama bir ilave yapma ihtiyacı hissediyorum.

Bana göre;

Biz yönetEmiyoruz, seçtiğimiz insanlar yönetEmiyor.

Ve dış müdahaleye açık bir siyasal alana dönüşüyor Kıbrıs’ın kuzeyi.

“Kendi kendini yönetme” idealinin kökleri çok eskilere dayanıyor.

Kimliğimize, kültürümüze, siyasal varlığımıza ve toplumsal onurumuza sahip çıkma söylevleri bu anlamda yeni değil.

Uzun uzadıya yazmaya gerek yok ama CTP kurulduğu günden beridir geliştirdiği politikaların özünde hep bu oldu.

Ancak bu kendiliğinden olabilecek bir şey değil.

“Hırsızın hiç mi suçu yok” diyerek işin içinden çıkmak siyaseten kolayımıza gidebilir ancak kapıyı açık bırakma sorumsuzluğunu da konuşmamız gerekmiyor mu?

Şimdi tehlike şu:

Kapı han kapısı gibi 24 saat açık.

Gelen geçiyor.

Ve “gelen ağam giden paşam” diyebilenlerin devri yaşanıyor.

Türkiye iki devletli çözüm mü istiyor?

“Hoş geldin ağam”…

Kıbrıslı Rumlar toplumsal haklarımızı gözetmeyen bir atraksiyon mu deniyor?

“Buyur paşam”…

Olup bitenlere şerh düşenler de siyasal alanda ya Türkiye ile ilişkiler konusunda ya da barış ve çözüm sevdasında çıtanın altında kalıyor.

Haliyle merkezini yani özgün bir siyasi varlık olma bilincini kaybetmiş bir siyaset görüntüsü oluşuyor.

Ve bu durum toplumsal kaygıları olan sokaktaki vatandaşı rahatsız ediyor, siyasete ilgisini azaltıyor.

Bu karmaşada Tufan Erhürman “kendi kendimize yetmeyi başarmalıyız” diyor.

Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğine vurgu yapmayı ihmal etmeden karşılıklı kabul edilebilir çözüm ekseninde bir siyasal mücadeleye atıfta bulunuyor.

“Yürürken sakız çiğnemeyi başarmalıyız” diye de ekliyor.

Bir anlamda merkezdeki boşluğu dolduruyor.

Dersine iyi çalıştığı için de “gelen ağam giden paşam” diyenler münazaraları konularda karşısında etkisiz kalıyor.

En başa dönecek olursak;

Biz ülkemizi niye yönetEmiyoruz?

Demokrasi - kamu yönetimi - ekonomi denklemini kuramadığımız için…

Hatırlayalım:

2011 yılında oy birliği şartıyla çalışacak bir borçlanma komitesi kurulmuştu.

Çünkü yıllar boyunca hükümetler devletin açığını kapatmak için yapısal sorunları ortadan kaldırmak yerine borçlanmaya gitmeyi tercih etmişti.

Kamu borç stoku kabul edilebilir seviyelerin çok üzerine çıkmıştı.

Bugün hala en büyük sorunumuz bu borç stoku.

Günü kurtarmak için gelecekten çalmayı marifet gören siyasiler geleceğimizi (bugünümüzü ve yarınlarımızı) karartmıştı ve bu konuda bir düzenlemeye gidilmesi şarttı.

Aksi takdirde demokrasi diye tabir edilen rejimin mali sebeplerle çökmesi kaçınılmaz olacaktı.

Erhürman o günlerde bu düzenlemeyi “ekonomi için demokrasiden vazgeçiliyor” diyerek eleştirmişti.

Mali disiplin enstrümanını doğru kullanarak demokrasiye sahip çıkma yaklaşımının dışında kalan bir bakış açısı vardı.

Aradan geçen sekiz yılın ardından mali disiplinin gereği olan birtakım tedbirler alınamayınca demokrasiyi tehdit eden siyasi koşullar baş gösterdi.

Türkiye, “yerel bütçe açığınızı kapatmazsanız biz de dış yardımları ağırdan alırız” tavrına büründü.

Türkiye henüz bana göre çuvallamadı; yerel bütçe açığını kapatacak tedbirleri içermeyecek şekilde dış yardım mekanizması yeniden aktive edilirse işte o zaman çok fena çuvallamış olacak.

Şimdi biz ‘hükümet değişikliği’ sonucu üzerinden değerlendirmeler yapıyoruz.

Bu sonuçtan giderek çözüm arıyoruz, demokrasi diyoruz, Türkiye’yi suçluyoruz.

Ve bu çabamız sorunu büyütmekten başka bir işe yaramıyor.

Dış yardımlarla ayakta duran bir mali yapıda demokrasimize sahip çıkmanın yolu, sebepleri masaya yatırıp enine boyuna tartışmaktan geçiyor.

Sonuçtan giderek çözüm aramanın tehlikesi şu:

Vizyonun adı “kendi kendine yetebilen bir sistem”.

Türkiye’yi ötekileştirip meselemizi Türkiye’den ari bir ekonomi noktasına taşıyınca olmayacak duaya âmin demiş oluyoruz.

Zira bugünün dünyasında kendi kendine yetebilen bir ekonomi yok; güçlü kamu yönetimleri var.

Kendi ayakları üzerinde durabilen bir kamu düzeni yarattıktan sonra da Türkiye’den gelecek turist ve öğrenciler ekonomimizin can damarı olmaya devam edecek.

Türkiye bizim ekonomimizin olmazsa olmazı.

Ve bu durum çözümden sonra da devam edecek.

O nedenle en üzgün ve de kızgın anlarımızda bile “saçmalamamak” en önemli meziyet.

Hükümet değişikliğinin ardından Tufan Erhürman bu konuda da farkını hissettirdi.

Toplumsal cinsiyet eşitliği, yurttaşlıklar, iyi yönetişim ve benzeri konulara gösterdiğimiz ehemmiyeti mali disipline de göstersek sorunumuz büyük oranda çözülecek.

Şimdi sahnede Ersin Tatar var.

Ha gayret…


Bu habere tepkiniz:
TAGS: birikim özgür, haber, kıbrıs, Kötü yönetme lüksümüz yok
MANŞETLER

HK Birikim Özgür

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.