ad

Protokolü Müzakere Etmeyin İstişare Edin

ads
30/01/2019

ads

Birikim Özgür Birikim Özgür


Geçtiğimiz hafta Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ülkemize gerçekleştirdiği ziyarette doğal olarak Kıbrıs konusu ön plandaydı.

Ancak dikkat çekici birkaç şey daha söyledi Sayın Çavuşoğlu bu ziyaretinde.

Birincisi protokol konusu…

Protokolün en kısa zamanda imzalanacağını açıkladı ve ekledi:

“KKTC’de reformların yapılması lazım”.

Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın “hükümetin genel yaklaşımı” olarak ifade ettiği bir husus var.

Yıllardır protokollere yazılan ve hayata geçirilmeyen reform eylemleri…

Bunlar arasında şu veya bu nedenle yapılamayacak olanlar bulunduğu ve bunlara yeni protokolde yer verilmemesi gerektiği söyleniyor.

Ve bir müzakereden söz ediliyor.

Gerek su konusunda gerekse de 2016-2018 protokolü hazırlanırken ısrarla açıklamaya çalıştığım bir husus vardı:

Türkiye ile müzakere edilmez, istişare edilir.

Müzakere karşı tarafta bir dayatma algısı yaratır.

Müzakere ederek yapısal reformları geçiştirmeye çalışmak bir marifet değildir.

İstişare ederken de farklı görüşlerinizi pekâlâ ileri sürebilirsiniz.

Yeter ki yapısal düzenleme çerçevesinin içinde kalınsın.

Örneğin su konusunda yatırım ihtiyacı ve maliyet optimizasyonu gereği tek ihalede mutabık olunduğu için pek çok detay istişare edilebilmiş ve KKTC’nin egemenliğini gözeten bir anlaşmaya imza atılmıştı.

Bu metotla ihalenin Lefkoşa’da açılması anlaşma metnine yazıldı; işletmenin sadece KKTC’ye karşı sorumlu olacağı bir yapı şekillendirildi.

4 yılda ihale dosyası bile hazırlanmadı ve henüz Türkiye’den işletmeyi yönetme yetkisini devralmış değiliz.

Verdiğimiz egemenlik mücadelesi acizliğimiz nedeniyle resmen havada kaldı.

“Müzakereciler” hayatından memnun ama işi “istişareyle” kotaranlar buruk, öfkeli…

O yüzden eğer maksat üzüm yemekse müzakere mi istişare mi meselesi son derece önemlidir.

Dönelim protokole…

Böylesi bir “müzakerede” masaya yatırılacak iki ana mevzu vardır.

Birincisi büyük bütçe açığının nasıl kapatılacağıdır.

Diğeri de yapısal reformlardır.

Bir donörün hibe veya kredi kullandırırken tek bir beklentisi vardır o da kaynaklarının somut bir amaca dönük kullanılmasıdır.

Bu alanda yürütülecek istişarede bütçe açığının nasıl kapatılacağına ilişkin iki tarafın karşılıklı atacağı adımlar gündeme gelecektir.

KKTC tarafının bütçe açığını kapatma konusunda nasıl bir politikası olduğu bilinmiyor.

Bütçe sürecinde bu konuda herhangi bir açıklama yapılmadı.

Muhtemelen Türkiye bize bu alanda 500 milyon civarında kredi taahhüt edecektir.

Zira KKTC bütçesinde Türkiye kredileri 575 milyon şeklinde yazıldı.

Bunun 75 milyonu Taşınmaz Mal Komisyonu tazminatları için kullanılsa bütçe açığına katkı ve reform destek ödeneğine 500 milyon gibi bir kaynak kalıyor.

Bütçe açığına katkı son yıllarda sunulan kredi imkânlarına bakılırsa 150 milyondur.

Bu durumda koşullu reform destek ödeneği de 350 milyondur.

Türkiye şunu diyecek:

“1) 150 milyonluk bütçe açığına katkıyı almak için yıl boyunca mali disiplin prensibine riayet etmelisiniz.

2) Reform destek ödeneğindeki 350 milyonu alabilmek için 2019 yılı içinde reform yapmanız gerekir.

3) Bir milyarın üzerindeki yerel bütçe açığınızı kapatabilmek için bizden alacağınız 500 milyonun yanı sıra neredeyse 500 milyona yakın da ilave gelir veya giderlerinizden kesinti yapmanız gerekir.

Bunlara da programda yer verelim ve protokolü hemen imzalayalım”.

Bizim yıllardır ihmal ettiğimiz kontrolsüz artan bütçe kalemlerimiz var.

Ek mesailer ve taşımalı eğitim harcamalarımız gibi…

Tedbir ihtiyacının boyutuna göre bu iki konuya başka birkaç konu daha eklenebilir.

Sağlıklı yaklaşım bu somut önerilerin bizden gitmesidir ki stres yaşatmadan 500 milyonluk pakete kreditörümüzü ikna edebilelim.

Maliye Bakanlığında dengeyi tutturmak için öneriler geliştirebilecek çok iyi bir kadro var.

Ancak sunulacak önerilerin siyaset tarafından sahiplenilmesi şart çünkü bu gibi konularda sosyal süreçler ve mevzuat düzenlemeleri zaman alabiliyor.

Siyasi irade olmadığı takdirde 500 milyonluk dış finansmana erişemeyeceğimiz gibi erişsek bile bütçe yılının ikinci yarısında zorluklarla karşılaşabileceğiz.

Sayın Çavuşoğlu’nun söylediği atlanmaması gereken bir şey daha var:

“Kablo konusunda kararlıyız; KKTC tarafının su konusunda yaptığı gibi gerekli düzenlemeleri geciktirmemesi gerekiyor”.

Öyle anlaşılıyor ki 350 milyonluk reform destek ödeneği için yapılacak “müzakerede” elektrik yine ön plana çıkacak.

Eğer Türkiye elektrik alanındaki reformlarda ısrarcı olursa hükümetin Türkiye Cumhuriyeti ile KIBTEK Cumhuriyeti arasında bir tercihte bulunması gerekecek.

Son bir yılda elektrik fiyatları % 50’nin üzerinde arttı.

KIBTEK Cumhuriyeti hükümeti yönetenlerden daha güçlü olduğunu her fırsatta ispatladı.

Daha geçtiğimiz hafta hükümet KIBTEK Cumhuriyeti’nin şeffaf olduğunu iddia ederek meclisteki araştırma önergesini reddetti.

Ama iki gün sonra kuruma yıllık 1-1,5 milyon TL gibi bir ilave mükellefiyet yaratacak şekilde kapalı kapılar ardında toplu iş sözleşmesi imzalandı, yeni ek tahsisatlarla personel giderleri artırıldı.

KIBTEK Cumhuriyeti ülkeyi yönetenlerle resmen dalga geçti.

Hükümet Türkiye ile “müzakere” ederken “bizim gücümüz KIBTEK Cumhuriyeti’ne yetmiyor o yüzden devlet olarak elektrik alanını yönetebileceğimiz koşulların oluşmasını öngören reform eylemlerine karşıyız” mı diyecek?

Sistemimizi uluslararası elektrik ticaretine hazırlamamız gerekiyor.

Mevcut yapısıyla KIBTEK’in sınır ötesi tedarikçilerle de dalga geçme riski yüksektir ve bu risk bertaraf edilmedikçe kablo projesi ile maliyetlerin düşürülmesinin bir anlamı olmayacaktır.

Özetle;

Türkiye Dışişleri Bakanının protokol ve kablo konusundaki açıklamalarını da göz önünde bulundurarak hükümete tavsiyem müzakere değil istişare metodudur.

Aksi takdirde “peki efendimciler” idareyi yine devralacak ve makûs talihimizi yenip de memlekette yurttaşın faydasına işler yapıldığına tanıklık edemeyeceğiz.

30/01/2019 10:01
ad

Bu habere tepkiniz:
TAGS: birikim özgür
MANŞETLER

HK Birikim Özgür

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.