HABER KIBRIS

ad

Yeni hükümetin büyük sınavı

ads
10/05/2019

ads

Birikim Özgür Birikim Özgür


Dörtlü koalisyonun neden bozulduğuyla ilgili her kafadan bir ses çıkıyor.

Yapılan yorumların önemli bir bölümü kısa vadeli siyasi beklentilere dayanıyor.

Hâlbuki ülkede çok ciddi bir mali kriz yaşanıyor.

Yani birtakım acı reçetelerin uygulanması gerekiyor.

Siyasi istikrarın sağlanamadığı ve hükümetlerin önünü yeterince göremediği koşullarda tedbir uygulamaları hayat bulamıyor.

Dörtlü koalisyonun bozulma sebebi bana göre bu.

Hükümet bozulduğunda da yeni sürece ilişkin partisinin yaklaşımını açıklarken de CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman ısrarla ekonomik kriz ve sorumluluk duygusu ile hareket etmenin önemi üzerinde durdu.

Halkın Partisi’nin hükümetten çekilirken dörtlü koalisyonun bu tedbirleri alabilecek niteliklere haiz olmadığı gibi bir siyasi argüman öne sürmemiş olması dikkatlerden kaçmadı.

Belki bunun kendilerince siyasi bir açıklaması olabilir ancak kamuoyunda en çok konuşulan senaryoya göre UBP-HP koalisyonu ile birlikte yağmurdan kaçarken doluya tutulma riski çok yüksektir.

Dörtlü koalisyonun bozulma sebebini detaylandırmadan önce toplumsal ilerlemeyi sekteye uğratan bir başka sorunu da irdelemek gerekiyor.

İşin odağına Türkiye’yi yerleştirip meseleyi “ülkede demokrasi yok” noktasına çeken değerlendirmeler yapılıyor.

“Mağdura yatanların” önemli bir kısmı ya protokollerin ruhunu bir türlü kavrayamıyor ya da Kıbrıs sorunu bağlamında kendilerini Rum tezlerine daha yakın hissettiklerinden Türkiye’yi eleştirmek için bu meseleyi fırsata çevirmeye çalışıyor.

Günümüzde dış yardım mekanizmaları kalkınmayı destekleyen uygulamalara dönüştü.

Türkiye ile imzalanan protokoller de yıllar içerisinde evirilerek cari bütçemize değil büyüme hedeflerimize katkıya kilitlendi.

Bu koşullarda Türkiye’nin bize yaptığı desteklerin verimli olabilmesi için cari bütçemizin sorumluluğunu üstlenmemiz şart görünüyor.

Dış yardım mekanizmasının nasıl çalıştığı veya çalışması gerektiği konusunda siyasi duruşunu yeterince somutlaştırmayan kesimlerin ülke idaresine katkı sağlayamayacağı bir dönemden geçmekteyiz.

İşin özünde KKTC’deki hükümetlerin bütçeyi yönetme kabiliyeti oranında Türkiye ile ilişkileri düzenleyebildiği gerçeği var.

Dörtlü koalisyonun bu kabiliyeti sergileyemediği için bozulduğunu saptayarak konuyu biraz detaylandıralım:

KKTC’de yerel gelirler yıllar içerisinde ciddi şekilde artmış durumda.

Yerel açığımızın gelişimine bakıldığında 2017 yılında Türkiye’nin bütçe açığına yaptığı katkıyla yıllar içerisinde oluşan nakit açığının kapatıldığı, 2018 itibariyle ilk kez yerel bütçe fazlası verildiği görülüyor.

Türkiye’nin cari bütçemize koşulsuz taahhüt ettiği 188 milyon TL’yi hazinemize aktarmadığı koşullarda bu harcamaları da gerçekleştirmiş olmamıza rağmen bütçe fazlası vermemiz tarihi bir gelişme olarak nitelendirilebilir.

Peki, o halde bugün neden mali kriz yaşıyoruz?

KKTC ekonomik anlamda işler yolunda giderken cari bütçesini mali disiplinle hızla toparlayabiliyor.

Ancak herhangi bir ekonomik kriz yaşandığında KKTC’de yönetme kabiliyeti dumura uğruyor ve hükümetler zor kararlara imza atmak yerine Türkiye’nin cari bütçemize artan miktarlarda katkı yapmasından medet ummaya başlıyor.

Bunu yaparken örneğin son krizde olduğu gibi “sebep Türk Lirası kullanmamızdır” gibi argümanların arkasına saklanılıyor ancak Türk Lirasının değer kaybından kaynaklanan yerel gelirlerdeki fahiş artışlar da tedbir alınmadığı için olduğu gibi katı giderlerin finansmanına aktarılıyor.

2004 yılında yerel açığımız 79 milyon TL idi. İlerleyen yıllarda açık büyüdükçe büyüdü. Buna bağlı olarak Türkiye’nin bütçe açığımıza katkıları da arttı. Ancak ekonominin durağanlaştığı ve eksi büyümelerin yaşandığı yıllarda açık her yıl iki kat artmaya başladı:

2007 yılında 168 milyon TL olan yerel açık 2008 yılında 372 milyon TL’ye, 2009 yılında ise 622 milyon TL’ye çıktı.

Paralel olarak “çözüm yanlısı hükümetten yana tavrı nedeniyle” Türkiye 2007 yılında 219 milyon TL, 2008 yılında 372 milyon TL ve 2009 yılında ise 555 milyon TL bütçe açığımıza katkı sağladı.

Hiçbir tedbir alınmayan koşullarda her yıl katlanarak artan yerel açığın dizginlenmesi teknik olarak bir zorunluluğa dönüşmüştü.

Seçime bir yıl kala bu zor uygulamaların siyasi sonuçları dönemin hükümetine ciddi zararlar verebilirdi.

Erken seçim kararı alındı ve “seçimden sonra bu tedbirleri uygulayacağız” denildi.

UBP şark kurnazlığıyla seçimi kazanınca dananın kuyruğu koptu.

“Yerel bütçe açığınızı kapatmanız lazım” diyen Türkiye’ye karşı halk kışkırtılarak ilave kaynak için tehdit unsuru devreye sokuldu.

Türkiye ile ilişkilerde bu bir milat oldu, bir devir kapandı.

Kıbrıslı Türklerin dilenci gibi avuç açmaktansa kendi iradesi ile zor da olsa birtakım kararlar alabilmesi gerektiğini düşünenler artık siyaseti farklı okumaya başlamıştı.

Harcama yaparken yüksek perdeden “bu memleket bizim, istediğimiz gibi harcama yaparız” diye bağıran ama harcamalarının finansmanına ilişkin sorumluluklarını başka bir halkın sırtına yüklemek için çeşit türlü mazeretler icat eden bir halk olmayı içine sindiremeyen yeni bir siyasi damar neşet etti.

Bu damar işte o gün bugündür değişim siyasetini savunuyor fakat yeterince toplumsallaşamıyor; Türkiye’ye karşı tehdit unsurunu da canlı tutmak adına kurulu düzenden menfaat sağlayanlarca absürt bir şekilde “Türkiyecilikle” itham ediliyor.

Bugüne de baktığımızda aynen 2009’daki gibi bir tablo ile karşı karşıyayız.

2019 bütçesi hazırlanırken dörtlü koalisyon zor kararlara imza atamadı ve kâğıt üzerinde müthiş bir yerel açık oluştu.

Tecrübeyle sabit; bu açığın alınacak tedbirlerle kapatılmaması durumunda bir sonraki yıl iki katına çıkması işten bile değildir.

 

 

2019 yılında Türkiye’nin bütçe açığımıza yapacağı katkı 475 milyon TL olacak.

Ancak yerel açığımız 1 milyar 326 milyon TL.

Yine kâğıt üzerinde 851 milyon TL bütçe açığı ortaya çıkıyor.

Dörtlü koalisyon eklektik yapısı nedeniyle bütçedeki giderleri yaklaşık 400 milyon TL azaltmaya yoğunlaşamadı ama şimdi yeni hükümeti zor bir sınav bekliyor:

1) Tecrübelerden gerekli dersleri çıkaracak,

2) Hiç kimseye değil önce ve daima kendine güvenecek,

3) Elinden gelenin en iyisini yapmaya odaklanacak,

4) Gamlı baykuş olmayacak,

5) Dik duracak, sağlıklı iletişimden asla vazgeçmeyecek ve

6) Paydaşları sorunlara ortak edebilecek,

Yeni bir hükümet kurulması gerekiyor…

Önemli bir not:

Türkiye’nin bu yıl bütçe açığımıza yapacağı katkının yüzde 75’ine yakını reformları destekleme ödeneğinde duruyor.

Yani yeni hükümet sadece bütçedeki giderleri 400 milyon TL civarında düşürmek zorunda kalmayacak aynı zamanda bütçe açığımıza katkıyı alabilmek için de çok ciddi bir reform seferberliğine girişecek.

“Kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür” misali siyasi okumalar arşa çıktı bile.

Böylesi büyük bir sınavı iki partili koalisyonların verebileceğinden emin olamıyorsak meclisteki tüm partilerin dahil olacağı bir toplumsal uzlaşı hükümeti ve Cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte bir erken genel seçimi de alternatifler arasında düşünmemizde yarar olduğu kanısındayım.

Aksi takdirde sorun büyüyecek ve muhtemelen 2020 hatta 2021 yılı da ekonomide kayıp yıl olacaktır.


Bu habere tepkiniz:
TAGS: birikim özgür, haber, kıbrıs, Yeni hükümetin büyük sınavı
MANŞETLER

HK Birikim Özgür

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.