HABER KIBRIS

ad

Yeni hükümetin kucağında bulacağı sorun ne?

ads
13/05/2019

ads

Birikim Özgür Birikim Özgür


Ülkede çok ciddi bir pahalılık sorunu var.

Temel sebebi döviz fiyatlarındaki artış.

Döviz yükseldikçe kaybediyoruz.

Hem döviz fiyatıyla satılan mal ve hizmetler pahalılanıyor hem de dövizle ithal edilen malların fiyatındaki artış enflasyonu körüklüyor.

Döviz yükseldikçe cebimizdeki para pul oluyor.

Döviz satış fiyatları 1 Ocak 2018 tarihinden bugüne yüzde 50’nin üzerinde arttı.

 

 

 

20 bin sterlin tutarındaki bir arabaya sahip olmak için geçtiğimiz yılın başında yaklaşık 100 bin TL öderken bugün 160 bin TL ödemek zorundayız.

Bir asgari ücretlinin 5 yıllık maaşına denk.

Bir apartman dairesi 1 Ocak 2018 tarihinde yaklaşık 300 bin TL iken bugün fiyatı 500 bin TL’ye ulaştı.

Bu da bir asgari ücretlinin 15 yıllık maaşına tekabül ediyor.

Dövizde ani artış yaşanan dönemlerde bir kriz algısı oluşuyor ve hükümetler tedbir adı altında birtakım kararlara imza atıyor.

Genellikle geçici vergi indirimleri ile ateş dindirilmeye çalışılıyor.

Ancak bu gibi tedbirler gerçeği değiştirmiyor:

Fakirleşiyoruz…

Bu noktada hükümetler müthiş bir ikilemle karşı karşıya kalıyor.

Eşel-mobil uygulaması sayesinde kamu çalışanlarının alım gücü en azından enflasyon oranı düzeyinde korunabiliyor.

Enflasyon oranı ile dövizdeki artış arasında bir parallelik olmakla birlikte enflasyon oranındaki artış döviz fiyatlarına göre daha düşük oluyor.

Bu açıdan bakıldığında aslında kamu çalışanları da kaçınılmaz olarak döviz krizlerinden etkileniyor.

Ancak madalyonun bir diğer yüzü daha var:

Devlet kamu çalışanlarının alım gücünü koruyabilmek için kaçınılmaz olarak bütçesini büyütüyor.

Büyüyen bütçeyi finanse edebilmek için tüm devlete ödenen ücretleri artırmak zorunda kalıyor.

2019 yılına girerken 31 yasa altında düzenlenen tüzüklerde yüzde 30 ücret artışına gidilmişti.

Bunlar arasında en çok bilineni araç ruhsatları.

Sadece bu da değil.

Örneğin son elektrik zammının yüzde 30’luk kısmının personel giderlerindeki artıştan kaynaklandığı açıklandı.

Bir başka acı örnek yaşadık geçtiğimiz günlerde:

Bir üniversitede öğrenciler eğitim ücretlerindeki artışı protesto etti.

Bu üniversitenin yeni öğrenci ücretlerine yüzde 30, mevcut öğrenci ücretlerine ise yüzde 20 artış yaptığı öğrenildi.

Aynı üniversitede çalışan ücretlerine eşel-mobil uygulaması gereği yüzde 30’un üzerinde artış yapılmıştı.

Giderlerde yaşanan artış kaçınılmaz olarak üniversite yönetimini gelir artırıcı kararlar almaya yöneltti.

Ekonominin can damarlarından bir tanesi olan yükseköğretim alanımız, eğitim kalitesi açısından Türkiye’deki pekçok üniversiteden çok daha iyi konumda olan bir üniversitemiz, eylemlerle ve üstelik de hoş olmayan görüntülerle anılır oldu.

Önemli bir kısmı yıllık enflasyonun yüzde 20 dolaylarında olduğu Türkiye’den gelen öğrencilere yüzde 30’un üzerinde yıllık enflasyon oranına bağlı olarak yapılan artışları açıklamak çok da kolay olamıyor.

Benzer sıkıntıları belediyelerimiz de yaşıyor.

Kamu çalışanı veya özel sektör çalışanı fark etmeksizin;

KKTC’de çalışan herkes ve bazı yıllarda cari fazla vermemizi dahi sağlayan sektörler kapsamında hizmet sunduğumuz tüm insanlar;

Eşel-mobil uygulaması nedeniyle kaçınılmaz olarak gündeme gelen fiyat artışlarını yani ilave enflasyonun bedelini ödemek durumunda kalıyor.

Geçtiğimiz günlerde Maliye Bakanı Serdar Denktaş ile sosyal medyada küçük bir atışmamız oldu.

Serdar Bey, “döviz krizini ben mi yarattım?” diye sordu.

İstifa etmeden önce de “hükümet değişikliğiyle döviz düşecekse hemen istifa edelim” şeklinde açıklamaları olmuştu.

Yazının geriye kalan kısmında özellikle Serdar Beye nerede hata yaptıklarını;

Bütçe artı verirken nasıl bir anda mali krize yol açtıklarını;

Ve neden hükümet değişikliğine yol açtıklarını açıklamaya çalışacağım.

Dörtlü koalisyon döneminde 2018 yılı içerisinde Türk Lirasının değer kaybına bağlı olarak yerel gelirlerimiz 513 milyon TL artmıştı.

Akaryakıt fiyatlarını dizginlemek için vazgeçilen gelirlerle birlikte düşünüldüğünde döviz krizine bağlı olarak maliyenin kasasının dolduğu ve krizle mücadele için önemli bir fırsat yakalandığı iddia edilebilir.

Elde edilen ilave gelirlerin 188 milyon TL’lik kısmı taahhüt edilen ancak KKTC’ye aktarılmayan dış finansmanı karşılamak üzere kullanıldı.

Geriye kalan kısmı ise maalesef ustaca değerlendirilemedi.

Örneğin yılın son dört ayı için hayvancılara ton başına süt bedellerinde ilave 1 TL’lik ödeme yapıldı.

Türk Lirasının değer kaybına bağlı ilave gelirler 2018 yılı içinde gerçekleşirken çömlekler 2019 yılına girilirken patladı.

2018 yılının sonunda kamu çalışanlarının ücretlerine yeni yılda yansıyacak toplamda yüzde 34,4 artış yapıldı.

Buna bağlı olarak 2019 yılı bütçesinde yerel giderler ciddi şekilde arttı ve 1 milyar 360 milyon TL’lik bir açık oluştu.

Burası önemli:

2018 yılının Ekim ayında bir sonraki yılın bütçesine Türkiye’nin yapacağı katkıları görüşmek üzere ülkemizi ziyaret eden Teknik Heyet ile yürütülen çalışmalarda bu açığın nasıl tolere edileceği hususu netleştirilemedi.

Maliye Bakanının bu vahim hatası nedeniyle protokol süreci uzadıkça uzadı.

Protokol hazırlanırken yanıtlanamayan soruların başında bu konu geliyordu.

Dörtlü koalisyon KKTC’nin mali açıdan 2019 yılını nasıl çıkarabileceğine ilişkin ev ödevlerini tamamlamadığı için 3 yıllık protokol imzalanamadı.

KKTC hükümetinin zor bir karara imza atması gerekiyordu.

2019 yılı için öngörülen giderlerde yaklaşık 400 milyon TL civarında kesintiye gidilmesi şarttı ancak hükümet eşel-mobil uygulamasının bir yıl süreyle dondurulması veya yarı yarıya uygulanması hususu başta olmak üzere birtakım giderleri azaltıcı tedbiri politikaya dönüştüremedi.

Mali kriz hükümet krizine dönüştü ve Maliye Bakanı istifa etmek zorunda kaldı.

 

Yeni kurulacak hükümetin bu sorunu kucağında bulacağı anlaşılıyor.

Ocak 2018 tarihinden Aralık 2019 tarihine kadar yaşanacak sürede DPÖ tahminlerinin doğru çıkacağını varsayarsak fiyatlardaki artış yüzde 46,7 olacak.

Eşel-mobil uygulamasına göre aynı dönemde kamu çalışanlarının ücretlerindeki artış oranı yüzde 57,8’i bulacak.

Bu yıl eşel-mobil uygulaması dondurulursa aynı dönem için ücretlerdeki artış yüzde 34,4 seviyesinde kalacak.

Eşel-mobilin yarı yarıya uygulanması halinde ise kamudaki ücretler yüzde 42,8 artmış olacak.

Şu bilinmeli ki döviz fiyatlarındaki artışlar nedeniyle ülkede yaşayan herkes fakirleşiyor.

Eşel-mobil uygulamasına bağlı olarak ise kamu çalışanlarının alım gücü bir nebze de olsa korunmakla birlikte sadece enflasyon oranında ciddi bir şişme yaşanmıyor aynı zamanda elektrik ve yükseköğretimdeki eğitim ücretleri örneklerinde olduğu gibi ekonomimizi neredeyse çökme noktasına getirebilecek sorunlar da katlanarak büyüyor.

Özetle, yeni kurulacak hükümetin dörtlü koalisyonun alamadığı birtakım kararı alıp uygulaması gerekiyor.

Serdar Bey sosyal medya ortamındaki atışmamızda “bağlılığına hayranım” diye bir göndermede bulundu.

Belli ki ülkedeki mali krizle ilgili fikir beyan edilmesini Türkiye’yi savunma eylemi addediyor.

Kendini de Türkiye’nin mağdur ettiğini düşündüğünü itiraf etmiş oluyor.

Bu iki ucu pis değneğe benzeyen zor mali meselenin Türkiye’ye bağlılıkla uzaktan yakından hiçbir alakası olmadığını düşünmekle birlikte dış yardımlara erişimle doğrudan bağlantısını da açıklıkla konuşmamız gerekiyor.

Altın kural şu:

Biz yılı nasıl çıkaracağımızı ete kemiğe büründürebilirsek yılı çıkarabilmemiz için giderlerimize ilişkin yapacağımız tasarrufun yanı sıra en az bunun kadar önemli olan ve gelirler hanemize yazılacağı bilinen dış finansman mevzu da somutlaşabiliyor.

Yılı çıkaramayacak olduktan sonra dış yardım mekanizmasının varlığı ile yokluğu arasında pek de bir fark kalmıyor.

Daha yalın bir anlatımla, dış finansmana erişimimiz yılı nasıl çıkarabileceğimize yani ne gibi tedbirleri devreye sokabileceğimize bağlı…

Ama bu bağı kurması gereken biziz, Türkiye’den önce.

Son bir not:

Kamuoyunda “Türkiye dörtlü koalisyonu siyasi nedenlerle istemiyordu, şimdi yeni hükümet kurulur kurulmaz muslukları açacak” şeklinde yaygın bir görüş var.

Yukarıda açıklamaya çalıştığım esaslarda bir protokol imzalanmadığı müddetçe böyle bir şey bana göre söz konusu olmayacak.

Olması halinde ise sadece KKTC’de siyaset iyiden ayağa düşmeyecek aynı zamanda ekonomi de bundan ciddi zarar görecektir.

Türkiye bir çuval inciri berbat etmesin biz de kimseye “kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür” dedirtmeyelim.

13/05/2019 09:09

Bu habere tepkiniz:
TAGS: birikim özgür, haber, kıbrıs, Yeni hükümetin kucağında bulacağı sorun ne?
MANŞETLER

HK Birikim Özgür

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.