HABER KIBRIS

ad

Dış Finansmana Erişim Kabiliyetimizi Geliştirmeliyiz

ads
21/12/2018

ads

Birikim Özgür Birikim Özgür


Dün 2019 Mali Yılı Bütçesi Cumhuriyet Meclisi’nde onaylandı.

Bütçedeki açık endişe verici boyutlarda.

Daha da önemlisi bütçe harcamalarının bir kısmını gerçekleştirebilmemiz için ihtiyaç duyacağımız dış finansmana da henüz erişebilmiş değiliz.

Bütçe verilerine göre 2019 yılı için kamumuzun dış finansman açığı 1,270 milyon TL’dir.

Bu açığın 695 milyon TL’sinin Türkiye’den sağlanacak yardımlarla kapatılması öngörülmüştür.

Geriye kalan 575 milyon TL’sinin ise Türkiye’den elde edilecek kredilerle kapatılması planlanmaktadır.

Unutulmaması gerekir ki bu yardım ve kredilerin temini için sadece hukuki zeminde iki ülkenin bir anlaşmaya imza atması yetmiyor aynı zamanda bu hibe ve kredilere erişim için yıl içinde yapmamız gerekenler de olacak.

Örneğin bütçemizin gelirler bacağındaki T.C. Kredileri kaleminde yazılı olan 575 milyon TL’nin yüzde 60’ı reform destek ödeneğidir (350 milyon TL).

Bu durumda Türkiye ile anlaşma imzalamanın da ötesinde anlaşmanın gereklerini de yerine getirmeliyiz ki kâğıt üzerinde 851 milyon TL olarak öngörülen bütçe açığımız reelde 1,201 milyon TL’ye çıkmasın.

Akla hemen şu soru geliyor:

Bütçeye onay veren 27 milletvekilinin içi rahat mı?

Aralarında içi rahat olan varsa ruh ve akıl sağlığından şüphelenmek gerekir.

Sokakta vatandaş bu bütçe açığı ve dış finansman açığının nasıl kapatılacağını sorguladığında vatandaşa nasıl bir cevap vermeyi tasarlıyorlar?

Doyurucu yanıt alamadığı takdirde vatandaş doğal olarak kaygılanacaktır.

Siyaset yapıcıların bütçenin finansmanı konusundaki sıkıntıları aşmak üzere sorunun kökenine inmek gibi bir vazifesi var.

Yıllardır bu protokollerin ekindeki program hedefleri siyasi hedefe dönüşmemiş yani yeterince sahiplenilememiş.

Bunun da ötesinde sahiplenilmesinin öneminden söz edenlerin yurtseverliğini zan altında bırakacak denli çirkin bir siyaset yürütülmüş.

Şöyle bir sonuca varıyoruz:

“Bu ülkede sağlıklı düşünmeye çalışan bireylerin aktif siyasete katılımının önünde güçlükler var”.

Bu durum Kıbrıs Türk halkının refahının ve mutluluğunun önündeki en büyük engeldir.

Düşünün ki son imzalanan üç yıllık protokolün ilk iki yılında 30 reform eyleminden hiçbirisi tamamlanmamış.

Son bir yılda ise iki devletin birlikte belirlediği 28 faaliyetten sadece bir tanesi hayata geçirilmiş.

Doğal olarak sıkıntılarla karşılaşılmış.

Kök sorunu ben şöyle açıklayabiliyorum:

Kıbrıs Türk siyaseti Türkiye ile ilişkileri Kıbrıs sorunu bağlamına hapsetmiş durumda.

Kıbrıs Türk sağı “Vatan, Millet, Sakarya” edebiyatı ile dış finansmana erişilebileceğini öngörmüş yıllardır.

Kıbrıs Türk solu ise “Türkiye’nin KKTC’de Kıbrıs sorununa ilişkin yapıcı yaklaşımları olan bir iktidara ihtiyacı var” anlayışı ile dış finansmana erişim konusunda kendini zaman zaman avantajlı addetmiş.

Ötesi de var:

Kıbrıslı Türk toplum liderleri bu sağ ve sol bakış açısı ile Türkiye üzerinde uzun yıllar etkili olabilmiş.

Sayın Rauf Raif Denktaş ve Sayın Mehmet Ali Talat Türkiye ile “iyi ilişkiler kurabilen” liderlerimiz olarak dış finansmana erişimimize katkı sağlayabilmiş.

Ne zaman ki dış finansmana erişimin gereği olarak bizim protokollere bağlı taahhütlerimizi yerine getirmemiz ön plana çıkmış, o vakit eski anlayışlarla düzenlenmeye çalışılan Türkiye ile ilişkiler ayar tutmaz olmuş.

Belli ki dış finansmana erişimin gerekleri hususundaki değişim Sayın Derviş Eroğlu’nun cumhurbaşkanlığı döneminde iyice ayyuka çıkmış.

Ve eskide kalan metotlarıyla Sayın Derviş Eroğlu Türkiye ile sağlıklı ilişkiler geliştirememiş.

Sayın Mehmet Ali Talat’ın “Türkiye bana saygı duyar, ben Türkiye ile ilişki kurabilirim” hissiyatıyla giriştiği ikinci toplum liderliği serüveninin de daha başlamadan sona ermesinde en büyük etken yine eski metotlarla dış finansmana erişilebileceği yanılsaması olmuş.

Mevcut cumhurbaşkanımız Sayın Mustafa Akıncı döneminde ise Türkiye ile ipler tamamen kopmuş.

Su anlaşması yönetilememiş, 2016-2018 protokolü zamanında imzalanamamış ve şimdi de 2019-2021 protokolü hali hazırda gecikmiş durumda.

Türkiye’deki sistem değişikliğinin ardından Kıbrıslı Türk Toplum Liderliği pozisyonunun daha bir önem kazandığı anlaşılıyor.

Çünkü artık bizim dertlerimizle ilgilenen Türkiyeli bir Başbakan Yardımcısı da yok.

Türkiye Cumhurbaşkanı ile doğrudan temas edebilecek kapasiteye sahip birilerinin bizi temsilen dış finansmana erişimimizi sağlamak üzere süreçlere aktif katılımını gerektiren bir durumla karşı karşıyayız.

Zira Türkiye’deki sistem değişikliğinden sonra zaten sıkıntılı olan dış finansmana erişim metotlarımızın iyice “kullanım dışı” kaldığı görülüyor.

Protokollerin içeriğini siyasetin odağına koymamız artık şart oldu.

Unutmamak gerekir ki kendi sistemimizi iyileştirmekten öncelikle biz sorumluyuz.

“Suriyelilere bilmem şu kadar para harcayan Türkiye bize de baksın” veya “Türkiye için bu fındık-fıstık parasıdır, Türkiye bu parayı vermekten imtina ederek demokrasimize müdahale etmesin” yollu demagojiler artık para etmiyor.

Yanıtlanması gereken tek bir soru var:

“Hangi siyasetçi, sistemin iyileşmesi için ne söylüyor ve ne yapıyor?”

Bu sorumluluğu hissedebildiğimiz oranda dış finansmana erişim sorunumuzla baş edebileceğiz.

Aslında lafı çok uzatmaya da gerek yok.

Sistemsel sorunlarımızın nasıl çözüme kavuşturulacağı konusunda kafası karışık olmayan, reformlarımızı sahiplenen ve topluma anlatan yani demagoji ve popülizmden medet ummayan bir toplum liderine ihtiyacımız var.

Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir…

21/12/2018 11:38

Bu habere tepkiniz:
TAGS: Dış Finansmana Erişim Kabiliyetimizi Geliştirmeliyiz
MANŞETLER

HK Birikim Özgür

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.