Akıllı adam rüzgâra karşı işemez

ads
15/06/2019

ads

Birikim Özgür Birikim Özgür


Kurulu düzene ilişkin sıkıntıları gün be gün yaşıyoruz.

2004’te Annan Planına onay veren Kıbrıs Türk halkı arzulanan değişimi yakalayamamıştı.

Bu değişimin çerçevesi çözüm ve AB üyeliği idi.

İçeriği ise “dünyalı olmanın gerektirdiği tüm düzenlemeler” idi.

O dönemde Başbakan Soyer toplumsal hayal kırıklıklarımıza rağmen sürekli olarak değişim vurgusu yapmaya devam etmişti.

Değişimi tarif ederken kendi ayaklarımız üzerinde durmanın, kendi bütçemizi kendimizin karşılamasının önemini ısrarla anlatıyordu.

“2003’te başlayan değişim devam edecek” derken aslında CTP’nin gerek dünya görüşü gerekse de ortaya koyduğu vizyonla toplumsal ilerlemenin lokomotifi olduğunu anlatmaya çalışıyordu.

Acı gerçek şuydu:

Çözüm ve AB üyeliği ile murat edilen “dünyalı olma” zemini ortadan kalkmıştı.

Değişimin çerçevesi değişmişti.

Artık çözüm ve AB üyeliğiyle değil çözüm ve AB üyeliğine hazırlanmak için değişim siyaseti ön plana çıkmıştı.

İçeriği aynı olsa da değişimin çerçevesindeki değişime adaptasyon sorunumuz o gün bu gündür devam ediyor.

2004 sonrasında Kıbrıslı Rumların yeni değişim çerçevemize ilişkin çok yanlış politikalar güttüğüne de tanıklık ettik.

2004 yılında çözüm ve AB üyeliğimize hayır dedikleri yetmezmiş gibi sonrasında da çözüm ve AB üyeliğine hazırlanmamız için Avrupa Birliği ile sağlıklı ilişkiler kurmamızı engelleyen de yine onlar oldu.

Hal bu olunca 2009 yılında halkın tepkiselliği gündeme geldi.

Değişim için bütçesel meselelerde ortaya konması zorunlu politikalar statükonun maddi beklentileri ile çelişiyordu.

Başbakan Soyer’in “kendi bütçemizi kendimiz karşılayalım” deyişini UBP ve Derviş Eroğlu fırsat bildi.

Bu durum UBP’yi tek başına iktidara ve akabinde de Eroğlu’nu Cumhurbaşkanlığına taşıdı.

Artık değişimin çerçevesi tamamen çözüm ve AB üyeliği perspektifinden Türkiye ile iyi ilişkiler perspektifine kaymıştı ancak bu zeminin de engebelerle dolu olduğunu tecrübe ediyoruz son 10 yıldır.

Marksist bakış açısına göre statüko maddi temellere dayanıyordu ve Türkiye 2004 öncesindeki yanlış yardım politikalarıyla bu temelleri sağlamlaştırmıştı.

Dolayısı ile Türkiye ile dış yardım ilişkimizin kurulu bozuk düzeni besleyen değil değiştiren bir içeriğe bürünmesi şarttı.

Bir başka anlatımla, ülkemizdeki değişim yanlıları ile Türkiye’nin elini taşın altına birlikte koymasını gerektiren zor koşullar söz konusuydu.

Bunun için Türkiye’nin çözüm karşıtlığından imtina ederek müzakere süreçlerini desteklemesi ve aynı zamanda da dış yardımların cari bütçeye katkıdan kalkınmaya katkı formatına döndürülmesi yeterliydi.

Statükonun kendi maddi temellerini muhafaza etme güdüsü burada Türkiye karşıtlığını besleyip büyüttü ve zaman zaman Türkiye’yi de milli menfaatler güdüsüyle yanlışa sürükledi.

Ancak her şeye rağmen değişimin maddi koşullarının oluşmaya başladığı bu süreçte siyaseten zor da olsa değişim liderliğini elden bırakmamak gerekiyordu.

Lakin kafa karışıklıkları statüko ile flört metoduna zemin yarattı.

Statükonun maddi beklentilerini karşılarken değişim liderliğine soyunma gibi tuhaf bir sentez denendi uzunca bir süre.

Denedik, yenildik.

Yüz defa daha denesek yine yenileceğiz.

Bu ısrarcı denemelerin maddi zemini de yine Türkiye’nin cari bütçeye katkılarından başka bir şey değildi.

Kendi kamumuzun açıklarını kapatma sorumluluğunun sadece ama sadece bize ait olduğu konusunda kafalarımız bir türlü netleşemedi.

Devletçi ekonomiyi dönüştürmeden de değişimin olabileceği varsayımına dayalı dünyalı olmayan bir siyasi çizgide debelenip durduk.

Burada artık değişimin maddi koşullarının ete kemiğe büründürülmesi zorunluluğu var.

Bunun çerçevesi de yeni protokolle belirlenecek.

“Cari bütçeye sıfır katkı” politikası yeni protokolün temel yapıtaşı olabilirse önümüz açılacak.

“Ben ülkemde artık değişim istiyorum” diyen herkesin Türkiye’den cari bütçemize katkıyı reddetmesinin zamanı çoktan geldi de geçti bile.

Statükonun maddi taleplerini aşıp sosyal devlet olgusuyla birlikte kurallı serbest piyasa ekonomisini kurumsallaştırmak ve yönetmek adına gerekli düzenlemeleri yapabilecek iktidarını arıyor Kıbrıs Türk halkı.

Tekrar etmekte yarar var: Kafaların netleşmesi şart, bunun önkoşulu ise cari bütçeye sıfır katkı.

Akıllı adam rüzgâra karşı işemez.

Latincesi, vir prudens non contra ventum mingit.

Peki, ama rüzgâra karşı işeyen kimler?

Bugüne kadar değişimciliğin oy kaybettireceğini düşünerek statükoya sarılanlar mı tek ayağının üstünde değişim diye diretenler mi?

Önce kafalar netleşmeli.

Sesimizi duyuyor musun Türkiye?

İkilemleriniz yüzünden ikilemlere boğularak aklımızı yitiriyoruz.

15/06/2019 16:34
ad

Bu habere tepkiniz:
TAGS: birikim özgür, haber, kıbrıs
MANŞETLER

HK Birikim Özgür

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.