Advertisement

Advertisement

Ekonomik Akıldan Şaşmayalım

Tartışması bedava olan ama bana göre krizle mücadelede en etkili tedbir sayılabilecek “sistem değişikliği” konusuna yoğunlaşmamızda büyük yarar var…

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
13/04/2020


Birikim Özgür Birikim Özgür


Başbakan Tatar dün katıldığı bir canlı yayında kamu kesimi ücret politikasına ilişkin tartışmalara son noktayı koydu.

Gerekirse iç borçlanma enstrümanına başvurulacağını ama kamu çalışanlarına Nisan ve Mayıs aylarında da daha önce açıklanan kıstaslar çerçevesinde ücret ödeneceğini açıkladı.

Birkaç saat sonra özel sektörde “kimlerin desteklenmeyeceğine” ilişkin tüzük değişikliği resmi gazetede yayınlandı.

Kamu ve özel kesime ilişkin gerek ücret gerekse destek politikaları bu dönemde iki farklı perspektifle ele alınıyor:

1) Temel ihtiyaçların karşılanabilmesi

2) Ekonomik çarkların dönmesi (talebin canlanması)

Öncelikle şunun altını çizelim:

Sayın Başbakanın kamu kesimi ücret politikasını net ifadelerle savunurken özel kesime sunulacak destekler konusunda parmağının arkasına saklanması siyaseten hoş olmadı.

Çünkü “savaş koşullarında” herkesin eşit ama bazılarının daha eşit olduğu izlenimine yol açtı.

Sayın Başbakan;

1) Ana muhalefet lideri Erhürman’ın uyardığı şekilde ekonomik faaliyetlerin öncelikle nasıl (hangi kıstaslara ışığında) yeniden başlatılacağı konusunu çözümlemekle

Ve

2) Bu süre zarfında ülkede yaşayan HERKESİN sağlığının gözetileceği, temel ihtiyaçlarının karşılanabileceği ağızlı yüzlü bir yönetim sergilemekle,

Mükelleftir…

Yüksek perdeden paylaştığı vaatler madalyonun bir yüzü ise istifa mekanizması da diğer yüzüdür.

Yukarıda değinilen iki perspektiften bir tanesi olan “talebin canlanması” meselesini adamakıllı planlayabilmemiz için Sayın Başbakanın öncelikle içinde bulunduğumuz süreci iyi yönetme mükellefiyetlerini yerine getirmesi gerekiyor.

Sebebine gelince;

Birileri ısrarla ve inatla, “savaş koşullarına” rağmen kamunun ücret politikasına ilişkin baskı unsuru olmaya çalışıyor.

Bunun kendi içinde “ezber” de olsa tutarlı bir açıklaması var:

Kamunun maaş ve maaş nitelikli harcamalarının GSYİH’mize oranı yüzde 25’in üzerindedir.

Bu harcamanın azalması ekonominin küçülmesi ile eş tutuluyor.

Ekonominin küçülmesi ise fakirleşme demektir.

Fakirleşmenin önüne geçmek için kamunun maaş ve maaş nitelikli harcamalarını aynen sürdürmesi öneriliyor.

Bu öneriyi yapan kamu çalışanları değildir.

Sendikalar toplumsal sürece üyelerinin hak ve menfaatlerini gözetme perspektifi ile katkı yapıyor.

Ancak bu önerinin gerçek sahibi KTTO Başkanıdır.

Ortada böylesi bir “uzlaşı” varken siyasi partilerin hatta hükümetin bu dar alanın dışına çıkması mümkün mü?

Bence mümkün olmalı!

Çünkü “önerilen” kamu kesimi ücret politikası;

Hem 1) Kapalı dönemde herkesin temel ihtiyaçlarının karşılanabilmesi hem de 2) Ekonominin geleceği bakımından, ciddi sorunlara yol açıyor.

Şöyle açıklamaya çalışalım:

Kovid-19 sürecinde ülkemizden para çıkışı da ülkemize para girişi de asgari seviyelere düştü.

Öncesinde bilindiği üzere para çıkışı ithalata yani tüketime, para girişi de yükseköğrenim ve turizme dayalıydı.

Bu iki unsuru paralel bir süreçle birlikte ayağa kaldıramadığımız müddetçe talebi artırma ya da ekonomiyi canlandırma adı altında atılacak her adım ülkeye para giriş-çıkışında dengesizliğe ve ekonomiyi düzeltmek için kullanılabilecek enstrümanların çarçur edilmesine yani Kıbrıslı Türklerin ekonomik anlamda tamamen sıfırlanmasına yol açabilir.

Bu nedenle Sayın Başbakanın da her fırsatta altını çizdiği “yerli üretim” ve “yerli istihdam” meselelerini ciddiyetle ele almamız gereken koşullardan geçmekteyiz.

Bu sayede kalite ve fiyat konusunda da kendimizi geliştirebilirsek kim bilir bir süre sonra ülkeye para girişi eski seviyelerine geldiğinde dış fazla veren çok daha güçlü bir ekonomiye sahip olmamıza da hizmet edecek “yerli üretim” ve “yerli istihdam”.

Ancak bunun soyut değil somut bir politikaya dönüşmesinin birinci koşulu ülkeden çıkan paraya ilişkin temkinli bir duruş sergilememizdir.

Tercih yapmalıyız:

Kısa vadede fakirleşip orta vadede zenginleşmek mi yoksa kısa vadede fakir değilmişiz gibi yapıp orta vadede fakirliğin alası ile yüzleşmek mi?

Ekonomiyi uykudan uyandırırken asla unutmamamız gereken birinci denklem;

“Ülkeden Çıkan Para = Ülkeye Giren Para” denklemidir.

Bu da dükkânlar kapalıyken talebi canlandırmak bir yana, dükkânlar açıldıktan sonra bile talebi bir süre dizginlemeyi ve kontrollü şekilde canlandırmayı gerektiriyor.

Bu bakış açısına göre kamu ücret politikası nasıl şekillenmeli?

Burada da yıllardır soldan uğrunda ter döktüğümüz denklem derdimize devadır:

“Yerel Gelirler > = Kamunun Maaş ve Maaş Nitelikli Harcamaları”

Bilindiği üzere kamunun yerel gelirleri ekonomik faaliyetlere paralel bir seyir izliyor.

“Kamunun maaş ve maaş nitelikli harcamalarını yerel gelirlerle karşılama” yaklaşımı ya da ilkesi, dün olduğu gibi bugün de önemli...

Bu nedenle Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay’ın Maliye Bakanı Olgun Amcaoğlu’na atıfla yaptığı “elde ne varsa paylaşacağız” şeklindeki açıklama, ilkesel olarak doğru olandır, ötesi ise siyasettir.

Başa dönecek olursak;

Kamunun yerel gelirlerinin adeta yerlerde süründüğü bu kapalı dönemde kamu kesimi ücret politikasını günün koşullarına göre düzenleyemeyen ve yerel gelirlerden fazla ücret ödemeyi taahhüt eden bir hükümet ve bunu talep eden diğer toplumsal paydaşlar, en hafif tabirle ekonomik akla saldırma yanlışına düşmüş oluyor.

“Herkesin temel ihtiyaçlarının karşılayabilmesi” hayatta kalabilmemiz bakımından sorgulanması mümkün olmayan bir hedeftir ve bunun için risk almaya, gerekirse borçlanarak devletin sosyal yardım kapasitesini güçlendirmeye hiç kimsenin itirazı olmaz, olmamalıdır.

Ancak kamu kesimi ücret politikası tartışmasına hapsedildiğimiz bu Kovid-19 süreci, virüsün değil ama ekonomik akla saldıranların bizi topyekûn ekonomik anlamda yok etmesine kadar varabilecek tehlikeli bir serüvene dönüşüyor.

Tam da bu nedenle;

“Zor zamanlarda zor kararları kolaylıkla alıp uygulayabilecek bir siyasi yapı” için;

Tartışması bedava olan ama bana göre krizle mücadelede en etkili tedbir sayılabilecek “sistem değişikliği” konusuna yoğunlaşmamızda büyük yarar var…

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: birikim özgür, birikim özgür yazıları
MANŞETLER

HK Birikim Özgür

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.