Durum Vahim, Durum Korkunç

ads
ads
08/02/2020

ads ads

Birikim Özgür Birikim Özgür


DURUM VAHİM, DURUM KORKUNÇ

Cumhurbaşkanı adayı Mustafa Akıncı Türkiye’ye bağlanma senaryosunu “korkunç” olarak nitelendirince Türkiye’den sert tepkiler gelmeye başladı.

Mustafa Akıncı aslında yeni bir şey söylemiyor.

Mutlaka hatırlayanlar vardır:

1980’li yıllarda Bulgaristan’da Todor Jivkov yönetimi Türklere karşı müthiş bir asimilasyon politikası uyguluyordu.

Türklerin Bulgarca isimler almaya zorlanması en çok akılda kalan uygulamaydı.

1989’da on binlerce insan Türkiye’ye göç etti.

Bu insanların bir kısmı Kıbrıs’a yerleşti.

Onlar şimdi dostlarımız, kardeşlerimiz, eniştelerimiz, yengelerimiz, yeğenlerimizin babaları, anneleri…

Sovyet Bloğuna yakın olan CTP o yıllarda Todor Jivkov’a bir mektup yazarak asimilasyon politikalarını eleştirmişti.

Bu arada, Kıbrıs’ta da insanların düşüncelerini özgürce ifade etmekten çekindikleri müthiş bir baskı ortamı vardı.

Rauf Denktaş gücünü Türkiye’deki darbe sonrası anti-demokratik yönetimden alıyordu.

Buradaki anti-demokratik koşulları tarif ederken CTP Genel Başkanı şöyle bir ifade kullandı:

“Bulgaristan’da Jivkov’un Türk azınlığa yaptığı baskıları Türkiye burada biz Kıbrıslı Türklere uyguluyor”.

Bu ifade müthiş gerginliklere sebep oldu.

Özker Özgür’ün T.C. pasaportu iptal edildi.

Günlerce, haftalarca ölüm tehditleri aldı.

Partilileri evinde gecelerce nöbet tuttu.

Evinin pencerelerine demir parmaklıklar takıldı.

Evindeki yataklar pencerelerin en uzağına taşındı.

Bazı geceler çocukları yataklarından kaldırılarak daha güvenli yerlere götürüldü.

Kendi de zaten kimi zaman kimsenin bilmediği bir yoldaşının evinde geceliyordu.

Yıllar sonra Başaran Düzgün “baban benim yatağımda yattı” deyince anladık ki o yoldaş Hasan amcaydı.

Bu olayda CTP’liler başkanlarına sahip çıktı ancak yaşanan tecrübeler göstermişti ki Türkiye’yi ötekileştirerek nihai hedefe ulaşılamayacaktı.

Kıbrıs sorununun çözümü için Türkiye ile diyaloğa ve daha da önemlisi Türkiye’nin de belli konularda ikna edilmesine ihtiyaç vardı.

1993 erken genel seçimlerine gidilirken Türkiye’yi dışlayıcı değil kapsayıcı bir söylem geliştirildi.

“Kıbrıs’ta demokrasi gelişsin, sistem iyileştirilsin, dışa bağımlı mali yapı düzeltilsin ve Türkiye de bu süreçten yararlı çıksın” gibi bir mantıkla seçmene hitap edildi.

“Türkiye izin versin, serbest seçimlerle sağlıklı bir siyasi idare oluşturalım ve Kıbrıs’ın kuzeyini iyi yönetelim” talebi büyük oranda karşılık buldu ancak bu zaman aldı.

Aradan geçen 30 yılda Türkiye ile ilişkileri daha sağlıklı bir zemine oturtma sürecinde ciddi yol kazaları da yaşandı.

Türkiye’nin hataları kadar bizim de çok ciddi eksikliklerimiz oldu.

Kıbrıs sorununda işbirliğinden beklenen sonuç Annan planında elde edildi edilmesine ama çözümsüzlük koşullarında Kıbrıs Türk siyaseti bir türlü sistemi iyi yönetmenin gereklerine yoğunlaşmadı.

1993 ruhuyla, “Türkiye’yi ötekileştirmeyelim, iletişim kuralım, işbirliği yapalım ve Türkiye’nin yanlış dış yardım uygulamaları nedeniyle oluşan bu bozuk düzeni yine Türkiye’nin desteğiyle aşalım” şeklinde özetlenebilecek siyasi duruş CTP’de bile “Türkiyecilik” olarak algılandı.

Bir anlamda Özker Özgür’ün partiden ihracına kadar varan değişim ve dönüşüm sürecinin içi fikri ve ideolojik manada bir türlü tam olarak doldurulamadı ve yeni nesiller bu bilinçle yetiştirilemedi.

Daha kötüsü ise sistemi düzeltmeye dönük tüm girişimler Türkiye’den para kopararak burayı yönetirmiş gibi yapan başta Eroğlu gibi siyasetçileri müthiş şekilde sinirlendirdi ve içten içe bir Türkiye karşıtlığı olgusu topluma enjekte edilmeye başlandı.

Avrupa / Afrika projesi böyle doğdu.

Statüko kendini koruyabilmek için Türkiye’yi tehdit edebilmek adına toplumda Türkiye karşıtlığını yükselttikçe yükseltti.

Türkiye de gerek vatandaşlıklar konusundaki baskıları gerekse bugünkü gibi çirkin açıklamalarla bu zeminin oluşmasına katkı sağladı.

Ancak son tahlilde siyasi tecrübelerle harmanlayarak değerlendirdiğimizde buradaki Türkiye karşıtı söylemlerin kök nedeninin kimlik kaygısı falandan ziyade “kapalı sistem” mantığına dayalı olan statükoyu koruma güdüsü olduğunu iddia etmek mümkün.

Hızla değişen dünya koşullarında ülkeyi iyi yönetmek için ortaya konan siyasi çabaları “Türkiyecilik” söylemleriyle savuşturanların Kıbrıslı Türk kimliğini gerçekten sevdiğine ve bu sistemi iyi yönetmeyi önemsediğine kimse beni inandıramaz.

Bizzat yaşadığım siyasi serüven bu konuda kesin fikir sahibi olmam için gerekli doneleri bana sağlıyor.

Mustafa Akıncı da görev yürüttüğü 5 yıl boyunca sistemi iyileştirmeye dönük hiçbir çabanın arkasında tam olarak durmadı, bu yolu sahiplenmedi, öncülük etmedi.

Şimdi de bu konuda iddialı sayılabilecek söylemlere sahip tek rakibi Tufan Erhürman “tehlikesini” savuşturmak için tek yapabildiği şey statükonun ezberlerini siyasi zemine dönüştürüp bu “3. Yol” yaklaşımını bertaraf etmeye çalışmaktır.

Ne Türkiyeciyiz ne de Türkiye düşmanıyız.

Kıbrıslı Türk’üz ve barışı ve çözümü savunduğumuz gibi Türkiye ile birlikte berbat ettiğimiz sistemi yine Türkiye ile sağlıklı diyalog kurarak düzeltmediğimiz sürece insanlarımızın sosyal kontratın sorgulandığı bozuk sistem içerisinde daha fazla yaşayamayacağını, göç dalgalarının başlayabileceğini görebilmekteyiz. 

En korkuncu ise Kıbrıs sorunu bağlamında yaşanan süreçtir.

Asimilasyon söyleminin gündeme geldiği 1980’li yıllarda Türkiye çözüm karşıtıydı ve burada da çözüm karşıtlarının değirmenine su taşımak için yanlış bir dış yardım politikası uyguluyordu.

O gün olmayan ama bugün olan çok önemli bir unsur var ki Kıbrıs sorunu denilince şimdilerde ilk akla o geliyor:

Doğal gaz meselesi…

Bölgemizde hidrokarbon kaynaklarının bölüşümüyle ilgili çok büyük bir kavga yaşanıyor.

Türkiye’nin coğrafi konumundan kaynaklanan avantajlarını törpülemek ve payını mümkün olduğunca küçültmek için müthiş bir dışlama oyunu oynanıyor.

Kıbrıslı Türklere de “Rumlar kuracağı fondan size para versin, bunun karşılığında Türkiye ile işbirliğinden vazgeçin” denilerek siyasi eşitlik olgusu sulandırılmaya çalışılıyor.

Kıbrıslı Türklerin BM parametresi olan siyasi eşitliği kaybetmemek için yapabileceği tek bir şey kalıyor o da Türkiye ile işbirliğini daha da güçlendirmek!

Dolayısı ile barış ve çözüm konusunda yapıcı ama aynı zamanda siyasi eşitlikten de ödün vermeyecek güçlü bir Cumhurbaşkanına bizim de Türkiye’nin de ihtiyacı büyüktür.

“Akıncı dışındakiler omurgasızdır, Erhürman da Türkiye’ye karşı dik duramaz” ne demek?

Bölgeyi Türkiyesizleştirmek isteyenlerin Kıbrıslı Türklere doğal gazın denizdeki balık diye tarif edilebilecek gelirinden bir pay vaat ettiği ve siyasi eşitliği ikinci planda tuttuğu elma şekerine fit olmak demek…

Bir de tabi, içteki statükonun “Türkiye’yi tehdit edelim de bize para göndersin, üretmeden sözde onurlu bir şekilde yaşayalım” çığırtkanlığını da hafife almamak gerek.

Zira birileri ruhumuza işleyen statükoyu izliyor ve parayla bizi satın alabileceğini zannediyor.

Durum vahim, durum korkunç…

İçte siyasi istikrar ve toplumsal seferberlik ortamında sistemi rayına oturtmak; 

Kıbrıs meselesinde ise birilerinin oyuncağı olmak için değil gerçekten çözüm için ve siyasi eşitliğimizi gözeten bir çözüm için çok ama çok çalışmak dışında hiçbir alternatifimiz yoktur.

Birtakım sloganlar her nostaljik söylem gibi ruhumuzu okşayabilir ama demokratik zeminde Kıbrıs Türk halkının ortak aklına güvenerek “3. Yol” siyasetini toplum liderliği katına taşımak gibi ciddi bir görev bizi bekliyor…

08/02/2020 19:44
ad

Bu habere tepkiniz:
TAGS: birikim
MANŞETLER

HK Birikim Özgür

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.