Kargaya Sümüğü Tatlı Gelir yazısı değildir
29/01/2024
Rasıh Reşat
Bizde bir laf vardır ya. Kendinden olanın kusurları olsa bile diğerine oranla daha çok sevildiği ya da daha iyi olduğu hissini anlatan.
Hepiniz hangi sözü kastettiğimi biliyorsunuzdur.
‘Kargaya sümüğü Tatlı Gelir’ lafını çoğunlukla, övünecek bir şeyi olmadığı halde kendi evlatlarını övenler için söylenir.
Peşinen söyleyeyim, bu yazı öyle bir yazı değildir.
Allahtan internet ve youtube gibi platformlar var ve bazı dizi ya da filmlerinin televizyon gösterimini kaçırdığımızda ucunu kaçırmış olmuyoruz artık. Koltukta uyuyakalmış olmamız izlemek istediklerimizi izlememize artık engel değil.
Çok Türk dizisi meraklısı değilim. Ya kadına en ağırından şiddet, ya da tabancalarını yan tutan siyah giysili adamlardan ibaret oluyor. O yüzden köşe bucak kaçıyorum.
İnci Taneleri dizisinde, hem kızım gibi sevdiğim Hazar var hem de Yılmaz Erdoğan var. Hazar’ın, bana göre çok çok sağlam bir yazarın yazdıklarını, onunla birlikte oynamasını izlemek çok güzel olacaktı. Kaçmazdı.
Ama kaçtı. Kaçırdım. Youtube’dan izleyecektim artık. O ana kadar yorumları okumamak, izleyenlerin görüşlerini dinlememek, kritiklerini eleştirilerine maruz kalmamak için resmen kulaklarım tıkalı, gözlerim yumulu gezdim birkaç gün. Etkilenmemek ve bu yazıyı yazmak lazımdı.
Cuma akşamı oturup izledim güzel güzel.
Öyle Hazar bizim kızımız olduğu için değil, muhteşem bir oyunculuk gördüğüm için avuçlarımı patlatırcasına alkışladım. Peşinen söyleyeyim de aradan çıksın.
Hazar’ın dilber karakteri son derece kompleks olduğu için oynanması da zor olsa gerek. Dilber biraz deli, biraz mağdur, biraz aşık, biraz bitirim ama bir o kadar da savunmasız bir karakter. Sürekli aynı tonda oyunculuk değil, bölüm boyunca değişen karmaşık bir performans izledik ve Dilber’in her anki ruh durumunu çok iyi yansıttı Hazar.
Hazar’ın babasının bize emaneti, yani karganın sümüğü, olduğu için değil, gerçekten çok iyi olduğu için bir sonraki bölümü iple çekiyorum.
Tabi, sadece Hazar’ın muhteşem performansı değil, Yılmaz Erdoğan’ın olağanüstü yazarlığı ve oyunculuğunu unutmamak lazım. Sanki unutulabilecek ya da atlanabilecekmiş gibi. Repliklerin aynen daha önce yazdıkları gibi dilden dile dolaşmaya ve film gitse bile onların kalıcı olacağı standardında yazılmış. Tıpkı, Vizontele, tıpkı Organize İşler gibi.
Artık çay söylerken, ‘Çay, her zaman çay’, diyecek, sevgilisine sarılmak isteyen ‘Sarılabilir miyim? Müsaitsen’ diyecek.
90 yılların Türkiye’sini bilenler Azem Yücedağ’ın hapse giriş ile çıkış arasındaki değişimi de hissedecek, yaygın olan pavyon, pardon, müzikhol kültüründen neyin kastedildiğini anlayacak ve bunun bir Türkiye gerçeği olduğunu da söyleyecek.
Dizi çok iyi. Yılmaz Erdoğan olağanüstü yazmış, oynuyor, Hazar Ergüçlü sadece bizim olduğu için değil, gerçekten çok iyi olduğu için bana göre muhteşem oynamış.
İnternet var, youtube var. İzlemeyen kaldıysa izlesin.
- Evet sevgili Cenk, yine bir veda....
- CTP yankı odasından çıkıyor sanki
- Bir türlü Yeniden Dövüş Partisi olmuyor
- Bugün başka yürüyüşüm var Serhat’ım
- Şenkul, tabela, Kızılyürek ve Dilan Polat
- Yolsuzluk algımız yüksek ama eksik
- AAA Plaka yakın gibi duruyor
- Böyle savaş mı olur kardeşim?
- Müsaadenizle...
- Diplomagate sonrası akademik gaza gelme duygusu
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































